SON DAKİKA

DİYARBAKIR’DA AHMED ARİF ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ (3)

Bu haber 10 Haziran 2018 - 0:01 'de eklendi ve 1.544 kez görüntülendi.

Ahmed Arif’in Yazıları Var mı?

Acaba Ahmed Arif, sadece şiir mi yazmıştır? Çalıştığı gazetelerde düz yazılarını yayınlamamış mı?

Bu açıklığa kavuşmamış sorunun cevabı, ancak çalıştığı gazete arşivlerinin taranması ile mümkündür, dergilerin incelenmesiyle mümkündür. Belki Ahmed Arif’in düzyazıları bulunur, şiirleriyle karşılaştırılabilme imkânı elde etmiş oluruz, böylelikle.

Merak ettiğimiz bu husus bu güne kadar araştırılmış mı? Bilmiyoruz.

Şiirlerinin çoğunda kendi memleketine olan hasreti dillendiren Şair, fikir işçiliğini daima konuşturur ve bunu folklorik öğelere dayanarak, halka arasındaki yaklaşımdaki mesafesizliği daha samimî hale getirir.

Az şiir yayınlaması ne kadar eleştirilse de yazdığı şiirlerin benimsenmesinde bu belirttiğimiz husus oldukça etkendir.

Kara Sevda, elbette bir âşk şiiri değildir. Bekleşir durumda akşamları kara sevdalı delikanlılar, kapalı mekânda volta atanlardır, çoğunlukla.

 Kara Sevda

Bir uzak rüyada yorgun ıhlamur,
İkindiler sonu inen ıssızlık,
Ve Araf kokulu uzak bir yağmur,
Halâ düşüncemde sonsuz yalnızlık.

Yemyeşil saltanat minarelerde,
Dualar ki ıslak, meçhul ve derin.
Ağıtla içilir pencerelerde,
Uzak hatırası sevilenlerin.

Haşin bir uzlettir kurşun sonbahar,
Hummalı alınlar serin camlarda.
Ve kara sevdalı delikanlılar,
Bekleşir… Bekleşir bu akşamlarda.

Kara Sevda’nın yanında Sevdan Beni şiiri de vardır, şairin. Sevdaya derin anlamlar yükleyen Ahmed Arif, mahpusluk hayatında yaşamında önemli yer tutan sevdiğine veya inandığı yaşam felsefesini belirleyen sosyal düşüncesine vurgu yapmaktadır:

 

Terk etmedi sevdan beni
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça…
Ve ellerim, kelepçede
Tütünsüz, uykusuz kaldım,
Terk etmedi sevdan beni

İçerde Şiiri, şairin oldukça ezberlenen şiiridir, Sevdan Beni ile  Diyarbekir Kalesi’nden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi gibi: Görüşmecisi yeşil soğan getiren Ahmed Arif, demir kapı-kör pencere arkasında hayatın güzelliklerini görmeden yaşama tutunamaz.

Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mı?
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…

En ünlü şiiri ve Diyarbakır ile özdeşleşmiş bu şiirinde hem memleket sevgisi vardır hem gündelik hayat hem olana bitene dair birçok husus. Çoğu kişi Dicle’nin donmasını bu şiirden öğrenmiştir, doğan çocuğa üç gün aç bırakılma âdetinden şiirle haberdar olmuştur:

Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi
I.
Varamaz elim
Ayvasına, narına can dayanmazken,
Kırar boynumu yürürüm.
Kurdun, kuşun bileceği hal değil,
Sormayın hiç
Laaaaal…
Kara ferman çıkadursun yollara,
Yârin bahçesi târumar,
Kan eder perçem

Olancası bir tutam can,
Kadasına, belâsına sunduğum,
Ben öleydim loooy…
Elim boş,
Ayağım pusu.
Bir ben bileceğim oysa
Ne âfat sevdim.
Bir de ağzı var dili yok
Diyarbekir Kalesi…

2.
Açar,
Kan kırmızı yediverenler
Ve kar yağar bir yandan,
Savrulur Karacadağ,
Savrulur zozan…
Bak, bıyığım buz tuttu,
Üşüyorum da
Zemheri de uzadıkça uzadı,
Seni, baharmışın gibi düşünüyorum
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez ki
Seni düşünmenin tadı…

3.
Hamravat suyu dondu,
Dicle’de dört parmak buz,
Biz kuyudan işliyoruz kaba-kacağa,
Çayı, kardan demliyoruz.
Anam sır gibi saklar siyatiğini,
“Yel” der, “Baharın geçer”,
Bacım iki canlı, ağır,
Güzel kızdır, bilirsin,
İlki bu, bir yandan saklı utanır
Ve bir yandan korkar
Ölürüm deyi.
Bir can daha çoğalacağız bu kış,
Bebeğim, neremde saklayım seni?
Hoş gelir,
Sefa gelir,
Ahmed Arif’in yeğeni…

4.
Doğdun,
Üç gün aç tuttuk,
Üç gün meme vermedik sana,
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü…

5.
Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü…

Bu namustur
Künyemize kazılmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü…

Hayatında yayınlanan kitabına isim olan şiir, Hasretinden Prangalar Eskittim’dir.

Mahpûsluk günlerinin acı dolu izlerini taşıyan bu şiir, ismi gibi hasret kokan şiirdir, özgürlüğüne Şairin.

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni, anlatabilmek seni,
Namussuza, haldan bilmez,
Kahpe yalana.

Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarıda gürül-gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana,
Bir bu yana…
Seni, bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en sesiz dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp giden de,
Seni, anlatabilmek seni…
Yokluğun Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini…

Mehmet Ali ABAKAY
Mehmet Ali ABAKAYozdiyarbakirgazetesi@mynet.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
----------------------------------------------------------------------------------------------------