SON DAKİKA

DİYARBEKİR’DEKİ SAHABE MENKIBELERİ!..

Bu haber 17 Temmuz 2020 - 0:28 'de eklendi ve 3.033 kez görüntülendi.

BİR MİSKAL

GAFLET

Şehirler mamur iken gönüller viranedir,

Bu çöküşün sebebi gafletten başka nedir?

MM

GÖZLÜYORUM

DİYARBEKİR’DEKİ SAHABE MENKIBELERİ!.. (*)

MEVLÜT MERGEN AMİDİ

Hak arasındaki menkıbe anlatımlarının en meşhuru: “Sahabe-i kiram şehit düşerken vücutlarında çeşitli yaralar bulunmaktadır. “Şehitlerin ölmediği” inancının sonucudur ki yaralarını pansuman etsinler diye yanlarına pansuman malzemesi bırakılmaktadır. O zamanlar türbelerde türbedarlar vardır ve buradaki türbedar bu malzeme bittiğinde temin eder getirir, yanlarına bırakırmış.

Bir gün pansuman malzemesinin kalmadığını görünce “çarşıya varayım da biraz  pansuman malzemesi getireyim” diye niyetlenmiş, ama cebinde parası yoktur.. “birilerini bulsam da biraz borç para alsam” diye düşünürken karşısına bir zat çıkmış. Gayet uzun boylu, yakışıklı ve temiz giyimli bir zat.. Hiç konuşmadan ve konuşturmadan türbedarın eline bir kese altın verip kalabalığın arasında kaybolmuş.

Türbedar o paralarla gerekli pansuman malzemesini alıp camiye, dolayısıyla şehitlerin bulunduğu yere varıp malzemeyi her zamanki gibi bırakırken birden meraklanarak içinden: “Ben bu zatlardan hiç birisinin yüzünü görmedim, bir tanesinin üzerini açayım da göreyim” diye bir istek geçirmiş içinden.

İsteğini yerine getirmek üzere bir mezarı açtığında bir baksa ki, kendisine çarşıda bir kese altın veren zatın ta kendisi..Ve bu zatın Hazret-i Halid b. Velid’in oğlu “Süleyman b. Velid” olduğu söylenir ve bir zamanlar “Nasıriye camisi” olarak bilinen caminin ismine de  halk “Hazret-i Süleyman” camisi demeye başlar. Ve yine halk, caminin kıble tarafındaki duvarındaki taşlar üzerinde bulunan ve asırlardır üzerinden çok çetin kışlar, yağmurlar yağışlar geçtiği halde silinmeyen kırmızılığı bu zatların kanıdır diye algılar.

DİĞER BİR MENKIBE

Bu menkıbeyi bana Üniversitedeki arkadaşım ve ev komşum, can yoldaşım “Abdülkadir Engin” anlatmıştı.. Yakın zamana kadar Diyarbakır’ın idare merkezi olan İç Kale’de askeri birlikler de vardır..

Burada bir asker her gün çarşıya çıkmakta gezip tozmaktadır. Bu durum, İzzet Paşa caddesindeki bir bakkalın dikkatini çeker.. Ve içinden “bu asker kimin oğludur ki böyle her gün çarşı pazara çıkabiliyor?” diye de meraklanır?

Bir gün merakını gidermek için o askeri dükkanına davet eder. Askere: “Sen kimsin? baban çok mu hatırlı bir kişidir ki böyle her gün çarşı pazardasın?” diye sorar. Asker de. “Amca boş ver, ne  sen sor,  ne ben söyleyeyim” deyince bakkalın merakı daha da artar ve ısrar eder öğrenme isteğinde..

Asker bakkalın kendisini, meseleyi öğrenmeden bırakmayacağına kanaat getirince şöyle de: “Amca ben normal bir ailenin çocuğuyum.. Babam fakir, sıradan bir insandır. Burada vatani görevimi yapmaktayım. Bir gece nöbetim vardı, beni kaldırdılar, kalktığımda baktım ki yıkanmaya ihtiyacım var, rüyalanmışım senin anlayacağın, a

Nöbet tutacağım yer ise şehitlerin mekanının yanındaydı, düşündüm ben bu nöbeti bu halimle nasıl tutayım? diye, iyisi mi benden önceki arkadaşa rica edeyim, beş on dakika beni idare etsin bende bilahare onun nöbetini tutarım diye, ama o arkadaşım hayır olmaz dedi, ben nöbetimi bitirdim, şimdi nöbet senindir diyerek gitti.

Üzülmüştüm ve içim rahat değildi. Hemen ani bir karar vererek ‘Allah’ım, tüfeğimi sana ve buradaki şehitlere emanet ediyorum’ dedim caminin hemen girişindeki havuza girerek yıkanmaya başladım.

O sırada nöbetçi amiri kontrol için geziyormuş. Benim bulunduğum yer geldiğinde baktı ki tüfeğim duvara dayalı ve ben nöbet yerinde yoktum, o beni görmüyordu ama, ben onu yıkandığım yerden görüyordum.

Halinden kızdığını anlamıştım. Elini hemen benim tüfeğime atarak alıp götürmek istediğinde tüfeğimin birden komutana doğruluğunu hayretler içinde kalarak gördüm, çünkü orada kimseler yoktu ve tüfek sanki birisi tutuyormuş gibi doğrulmuştu.

Komutan bunu görünce korktu ve bir adım geri çekildi, sonra tekrar almak istedi yine aynı hal oldu, üç kere bu durumu gözlerimle gördüm, o sırada benim yıkanmam bitmiş ve nöbet yerime gelmiştim.

Komutan bana ‘neden nöbet yerimi terk ettiğimi’ sorunca kendisine meseleyi ve benden önceki arkadaşımın beni idare etmediğini, mecburen böyle yaptığımı söyledim. Komutan sesini çıkarmayarak gitti.

Sabahleyin içtimaya gelen komutan beni ve benden önceki nöbetçiyi bütün askerlerin önüne çıkarıp olayı bir de orada araştırdı, benim doğru söylediğim anlaşılınca o benden öncekini cezalandırdı ve beni böyle ödüllendirdi, mesele budur bakkal amca!…”

Ve bu hadise doğrudur, çünkü inanıyor ve biliyoruz ki “Şehitler ölmez ve onlar bizim bilmediğimiz bir şekilde rızıklanıp, yaşamlarını sürdürürler…

ÜÇÜNCÜ MENKIBE

Her ne nedense bazı hurafeler ve batıl inançlardan kopamıyor ve yanlışı bize ne kadar anlatılırsa anlatılsın bir türlü “yüreğimize” oturtamıyoruz bu yanlışlığı çeşitli şekillerde işliyoruz..

Bir örnek verelim ki bu örnek şimdi anlatacağımız menkıbe ile de ilgilidir, yatırların  kadın ziyaretçilerinde daha çok görülen bir yanlıştır bu yanlış ve daha ziyade genç kızlar ve hanımlar işlerler bu yanlışı..

Yatıra gidip bez bağlamak, adakta bulunmak, sınıf geçmek, sınavı kazanmak, kilit açtırmak ve koca bulmak, bunların olmasını yüce yaratıcıdan o zatların yüzü suyu hürmetine değil de bizzat o zatlardan istemek  gibi..

Bu camide medfun bulunan “sahabe-i kiram” da bu sebeplerle çok rahatsız edilirler.. “İbrahim Evirgen” anlatmıştı. Evde kaldığı, evlenemediği zehabına kapılan bir genç kız, her hafta burayı ziyarete geliyor.. Fakat bir türlü kısmeti açılmıyormuş..

Bir gün yine bu ziyarete gelmiş, giderken şehitlerin bulunduğu tarafa dönerek: “Sen ne biçim ziyaretsin? O kadar gidip geliyorum bir şey olmuyor?”diyor..O gece kız rüya görüyor ve kendisine birisi: “Bir daha oraya gelirsen senin gözlerini çıkarırım!” diyerek  onu ve onun gibi  aynı  niyetle  gelenleri uyarıyor.

DÖRDÜNCÜ MENKİBE

25/27 mayıs 2009 Tarihinde Diyarbakır Valiliği ve Dicle Üniversitesince müştereken düzenlenen bir sempozyumda konuşan Murat Özaydın sahabelerden ve medfun bulundukları camiden söz ederken “Mevlana Halid Bağdadi” nin Diyarbekir’e geldiğinde o zatları ziyarete gittiğini ve namaz kılmak için camiye girer girmez hemen dışarı çıktığını,’niçin namaz kılmadınız?’ diye sorulduğunda ‘içerisinin tamamen sahabelerle dolu olduğunu gördüğünü ve bu sebepten namaz kılamadığını’ söylemiştir.

(*) Peygamberler ve Sahabeler şehri Sevdam Diyarbekir’den

Selam ve dua ile.

Mevlüt MERGEN
Mevlüt MERGEN[email protected]

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
----------------------------------------------------------------------------------------------------