SON DAKİKA

GÜLE GÜLE 2019, HOŞ GEL LÜTFEN 2020

Bu haber 04 Ocak 2020 - 0:05 'de eklendi ve 981 kez görüntülendi.

Zaman ne kadar da çok hızlı akıp geçiyor değil mi, yıl dediğimiz şey gözümüzü açıp kapamakla geçiyor adeta. 2019’un 365 günü nasıl geçti muhasebesini yapamadan, bir bakmışız ki 2020’nin sonuna gelmişiz.

Durmadan akıp geçen zamanın içinde insan ömrü bir zerre bile değil. Oysa nasıl da hor kullanıyoruz bu hayatı. Nasıl da ölümsüz olacakmış gibi yaşıyor bazıları. Dünya dediğimiz yaşlı gezegenimizden kimler geldi, kimler geçti…

Geçenlerde bir haberde Samanyolu Galaksisi’nin merkezinde yaklaşık 3 buçuk milyon yıl önce devasa bir enerjinin açığa çıktığı patlama meydana geldiğini okudum. Seyfert ışıması olarak adı verilen olayın, “Samanyolu Galaksisi’nde iki muazzam “iyonlaşma konisi” yarattığı ve etkisinin 200 bin ışık yılı uzaklıkta bile hissedildiği” yazıyordu.

“Üç buçuk milyon yıl önce yaşanan bir enerji patlamasının 200 bin ışık yılı uzaklıkta…” gibi kavramlar ortalama 70-80 bin yıl ömrü olan insanoğlu için karışık ve anlamsız geliyor değil mi?

Bu evrenin, bu gezegenin bir vazifesi var ve biz de bunun gözle görülemeyecek kadar küçük parçacıklarıyız. Herkes rolünü oynayacak ve buradan çekip gideceğiz, dünyaya kazık çakan, ölmeyip hep var olan birini tanıyor musunuz, tabi ki hayır.

Dünyamızın, insanlığın geldiği hali görünce buna neden olan zararlı şeyin galaksilere hükmedecek kadar büyük insan kibrinin neden olduğunu görebiliyoruz.

Dünyada hiçbir kaynak sınırsız değil, tıpkı insan gibi, insan ömrü gibi. Ama o kadar müsrifçe harcanıyor ki kaynaklar, 20 yıl sonra büyüyecek olan yeni kuşaklara bir karış barışık toprak, bir saatlik temiz hava kalmayacak gibi.

16 yaşındaki iklim aktivisti Greta Thunberg tek başına İsveç’te başlattığı ve bugün milyonlarca insanın destek verdiği eylemlerin kaynağındaki asıl kaygı da şu sonsuz evrende, gezegenimizin kaynaklarının çok sınırlı olduğu ve kaynakların artık sinyal verdiği gerçeği.

İklim kaygıları sadece modern dünyanın sorunu değil tabi. Sokağımızda dilenen dilencinin de dolaylı bir sebebi. Ülkelerin kaynaklarının o ülkede yaşayan tüm vatandaşlarına eşit ve adil şekilde dağılmamasının bir sonucu. Birilerinin çok zengin olması birilerinin açlıktan ölmesi de yine kaynakların sınırısızmışcasına kullanılmasıyla ilgili bir durum.

Yeni  yılın ilk ayının ikinci günündeyiz ama hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor, hava sıfırın altına bile düşmedi. Hatta öyle ki bu yıl ağaçlar bile neredeyse yaprak dökmedi. Karadeniz gibi ülkenin en yağışlı bölgesi kuraklık ve yağışsızlıktan yangınlarla kavruldu. Yağmurun yağdığı yerleri de seller alıp götürdü. Eskinin fırtınaları yerini kasırgalara bırakacak artık. Ve tüm bunlar sınırlı kaynaklarımızı sınırsızmış gibi aç gözlülükle ve bilinçsizce kullanmamızdan kaynaklanıyor.

Daha fazla enerji için bir başka ülkenin sınırı ihlal edilebiliyor ya da o ülkeye savaş açılabiliyor. Irak’ta ve Suriye’de yaşanan savaşın petrolden, enerji ve doğal kaynaklardan bağımsız olmadığını biliyoruz. Irak halkına demokrasi götürme vaadi ile başlayan savaşın kazananı olmadı kaybedeni ise 20 yılın ardından sokağa dökülen insanlar oldu. Diktatör olduğu söylenen Esad’ı indirmek için başlayan ve sekiz yıldır devam eden savaşta Esad hala yerinde ama ülkedeki insan kalmadı neredeyse.

Ortadoğu’da savaşın olmadığı ülke kalmadı, radikal terörist grupların bomba patlatmadığı meydanların kalmadığı gibi. Arap baharı diye başlayan hareketler ile on yıldır Ortadoğu kan gölüne döndü. Kim kazandı peki? Gücün ve silahların sahibi kimler ise onlar… Kaynaklara daha çok hakim olmak isteyenler…

Dünya tarihi değimiz şey aslında şiddetin ve savaşların tarihi. Yıllar önce İran’ı  Kirmanşah şehrinde yaptığım bir ziyarette Behistun Dağı yamaçlarına taş kabartması ile yapılmış iki bin yıllık yazıtları gördüğümde çok etkilenmiştim. Dağın yamacında yerden yüz metre yüksekliğinde M.Ö beşinci yüzyılda Ahameniş İmparatoru I. Darius tarafından çivi yazısı alfabesi ile işlettirilmiş Farsça, Elamice ve Babilce yazıt ve büyük taş kabartmada Karal Dareos’u ve ona isyan eden liderlere baş  eğdiğini gösteren sahne tasvir edilmişti. “23 ülkenin kralıyım” diyen Darius düşmanlarına göz dağı vermek adına o büyük anıtı yaptırmıştı.

Makedon Kralı Büyük İskender daha 22 yaşında iken 48 bin piyade, 6 bin suvari 120 gemi ile Anadolu’da ilerleyip M.Ö 322’de III.Darius’u yenip Pers İmparatorluğu’nun sonunu getirdiğinde, Behistun Dağı yamacındaki kaya kabartmasına giden yolun girişine yaptırdığı Herkül heykeli ile 23 ülkeye hükmeden imraparatorluğa sembolik bir cevap vermişti. 23 ülkeyi dize getiren kralı dize getirdim mesajı.

Üzerinden asırlar geçen bu savaşlardan sonra ülkeler yine kaynayan kazan.

Savaş giderek daha çok yıkımı getiriyor beraberinde. Geriye dönüp baktığımızda ne 23 ülkeye baş eğdiren Darius, onun torununa baş eğdiren Makedon İmparatoru Büyük İskender ve askerlerinden geriye bir şey kaldı. O savaşlarda kaç askerin öldüğü ya da kaç kadının, kaç çocuğun, kaç masumun öldürüldüğünü yazmıyor ya da kaç milyon insanın yerinden edildiğini, köle gibi satıldığını da detaylandırmıyor. Geriye sadece kanlı bir siyasi tarih kaydı kimin kime baş eğdirdiği yazıyor. Birilerinin daha fazla toprak, kaynak ve enerjiye hükmetme arzusu ise acı, kıyım, trajedi, savaş, kan, gözyaşı olarak insanlığın tarihine yazılıyor.

Bu yüzden 2020’den en büyük beklentim, insanlık tarihine kara leke olacak büyük savaşların, büyük yıkımların, trajedilerinin yaşanmayacağı bir yıl olması…

Hatice Kamer
Hatice Kamerozdiyarbakirgatezesi@mynet.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
----------------------------------------------------------------------------------------------------