SON DAKİKA

“TAHLİYELER SİYASİ DEĞİL, HUKUKİ”

Bu haber 19 Haziran 2019 - 16:29 'de eklendi ve 1.322 kez görüntülendi.

Röportaj: Felat BOZARSLAN

Hüda-Par Genel Başkanı İshak Sağlam, Öz Diyarbakır Gazetesi Muhabiri Felat Bozarslan ile yaptığı özel röportajda gündemi değerlendirdi. Genel Başkan Sağlam, son günlerde Hizbullah üyelerinin cezaevlerinden tahliye edilmesinin hukuki bir süreç olduğunu ve bu durumun bazı kesimlerce bilinçli olarak gündemde tutulduğunu dile getirdi.

Son günlerde cezaevlerindeki Hizbullah davası hükümlülerinin peş peşe tahliye edilmesi Türkiye’nin önemli gündem maddelerinden birini oluşturdu. Tahliyeler kamuoyunda farklı senaryolarla tartışılsa da, genel olarak Ak Parti ve Hüda-Par arasında ismi konmamış ittifakın Hizbullah üyelerine özgürlük kapısını açtığı konuşuldu. 2000’li yıllarda Hizbullah davalarında avukatlık yapan Hür Dava Partisi (Hüda-Par) Genel Başkanı İshak Sağlam, son günlerde sıkça tartışılan tahliyelerle ilgili Öz Diyarbakır Gazetesi’ne çarpıcı açıklamalar yaptı. Sağlam, tahliyelerin tamamen hukuki temelde yapıldığını, ancak FETÖ yargısınca mağdur edilen binlerce kişi için yasal düzenleme yapılması gerektiğini söyledi.

Yeniden yargılanma hakkı

Tahliyelerle ilgili değerlendirme yapmak için, bu işin nasıl başladığını bilmek gerektiğini belirten Sağlam, “Ceza Muhakemesinde olağanüstü bir başvuru yöntemi var. Yeniden yargılamada insanlar normal mahkeme süreci bittikten sonra, dosya kapandıktan sonra veya infaz başladıktan sonra, kanunun tanıdığı bazı şartlar gerçekleşmesi halinde yeniden yargılama için tekrar mahkemeye başvurma hakkı verilmiş. 2004’te çıkan kanunda da yeniden yargılama diye bir müessese var. Bahsettiğimiz bu husus yeniden yargılama ile alakalıdır. Bunu biraz yakından tanımak için 4-5 sene evvel darbe suçlaması ile yargılanıp ceza alan, cezası kesinleşen, ağırlaştırılmış müebbet cezası alan yüzlerce asker, sivil bürokrat oldu. Bunların cezası kesinleştikten sonra, özellikle Türkiye’de FETÖ olgusu öğrenildikten sonra bunlar yeniden yargılanmak için mahkemelere başvurdu. Bundan önce AİHM’e de başvurmuşlardı, yargılamalarının hukuka uygun olmadığını dile getirmişlerdi, buradan ihlal kararı almışlardı. Bu insanlar mahkemelere başvurdular, yeniden yargılanma talepleri kabul oldu, yeniden yargılandılar ve yeniden yargılanma sonucu çoğu beraat etti. Bu insanlar daha sonra açtıkları tazminat davaları ile milyonlara varan tazminatlar aldı. Bahsettiğimiz tahliyeler bu sürecin bir benzeridir. Yani bir kısım insanlar yargılanmalarının hukuka uygun olmadığını, kendilerine kumpas kurulduğunu, kendilerine haksızlık yapıldığını ileri sürerek, kanuni şartların yerine getirildiğini dile getirip mahkemeye başvuruyor ve bununla ilgili bir sonuç alıyorlar. AİHM’de insan hakları sözleşmesine aykırılık olup olmadığı, ‘dostane çözüm’ ve ‘tek taraflı deklarasyon’ diye tabir edilen hususlardan dolayı davaların düşmesi neticesinde yeniden yargılama hakkı talep edilmiş. Bu kanunun amir bir hükmüdür.” dedi.

“İçeride çok sayıda davası reddedilen insan var”

2018 yılında Ceza Muhakemesi Kanunu’na bir ek fıkra eklendiğini ifade eden Sağlam, “Daha önce sadece AİHM’de ihlal kararı alanlar hakkında yeniden yargılanma kararı veriliyordu. ‘Tek taraflı deklarasyon’ ve ‘dostane çözüm’ nedeniyle davası düşenlere de bu hak tanındı. Usul Kanunu özellikle Ceza Kanunu’ndan da farklı bir şekilde genellikle hâkimlere çok fazla takdir hakkı tanımayan, net şekil şartları taşıyan hukuki metinlerdir. Birine bu hakkı tanıyıp, birine tanımama gibi bir şey söz konusu olamaz. Öyle zannediyoruz ki bahsettiğimiz mesele daha önce yüzlerce insanın faydalandığı bir husustur ve Hizbullah hükümlüleri de bu konuda başvurmuşlardır. Ben işin ayrıntısını bilmiyorum. Kaç kişi başvurdu, kaç kişi aldı, kaç kişinin reddedildiğini bilmiyorum. Ama benim bildiğim bazı hususlar var. AİHM’nde ihlal kararı olduğu halde, ‘dostane çözüm’ ve ‘tek taraflı deklarasyon’ nedeniyle dosyaları düştüğü halde, yani kanunun tanıdığı şartlar olduğu halde bazı dosyaların reddedildiğini biliyorum. Bazı dosyaların da kanunun amir hükmü olduğu için yeniden yargılanma hakkı tanınmış ama infaza ara verilmemiş veya halkın anlayacağı tabirle tahliye edilmemişler. Yani mahkemeleri açılmış, tekrar yargılanacaklar ama tahliye olmayan insanlar var. Bazılarının da yine öğrendiğimiz gibi kanunun tanıdığı hakları kullanmışlar ve mahkemeler de bunu yerinde gördüğü için, zaten kanunun amir hükmüdür, emrediyor, yani mahkemeye bir takdir hakkını vermiyor. Yeniden yargılama mecburiyeti var. Bundan faydalanıldığını görüyoruz. Bunun kaç tane olduğunu bilmiyorum ama basında söylendiği şekliyle çok fazla sayıda olduğunu zannetmiyorum.İçeride çok sayıda davası reddedilen insan olduğunu biliyorum.”diye konuştu.

“Bu hukuki bir süreçtir”

Birilerinin basında bu konuyu gündemde tutmaya çalıştığını vurgulayan İshak Sağlam, “Geçenlerde yine bir Hizbullah hükümlüsü hakkında, AİHM’in verdiği karar nedeniyle tahliye oldu diye şayia kopartıldı. Sonradan öğrendik ki, bu kişi örgüt üyeliğinden yargılanmış,  örgüt üyeliğinden yargılanan bir insanın alabileceği en ağır cezaya çarptırılmış, cezaevinde infazı dolmuş, normal şartlarda denetimli serbestlikle birçok mahkûm gibi onun da son yılını evde geçirme hakkı var. Ama bu hak da kendisine tanınmamış, infazını olduğu gibi tamamıyla yattığı halde, sanki hak etmediği halde veya önceden erken tahliye edilmiş gibi basına bir bilgi servis edildi. Sanki birileri bir kısım insanlar ceza alıp, yargılansalar, yargılanma usulünün ne olduğu önemli değil, cezalarını yatsalar bile bunların dışarı çıkmaması gerekir gibi algı oluşturmaya çalışıyorlar. Bunlar doğru değil. Hukuk herkes için olması lazım. Herkesin hukuka saygılı olması lazım. Bu hukuki bir süreçtir. Siyasi bir süreç olduğunu düşünmüyorum.” Dedi.

“FETÖ’nün Hizbullah’a karşı düşmanlığı var”

Geçmişte yapılmış çok büyük haksızlıkların olduğunu belirten Genel Başkan Sağlam, “Yeniden yargılama gerekçesinin temelinde FETÖ mensubu hâkim ve savcıların verdiği kararlar var. Hem Ergenekon ve Balyoz davalarındaki argümanlardan biri buydu, hem de diğer davalarda bu sonradan çok gündeme geldi. Biliyorsunuz basına çok gündem olan davalar var. Temelinde bu var. Çünkü FETÖ yargısı hukuka, kanuna, vicdani kanaatine göre değil, aldığı talimata göre hareket ettiği için ‘Bunların verdiği kararlar şüphelidir’ diye dosyalar tekrar ele alındı ve verilen eski kararlar ortadan kaldırıldı. FETÖ’nün Hizbullah davalarına karşı ne kadar önyargılı olduğuna dair basına yansıyan çok meşhur davalar var. Net bir şekilde ortadadır ki, FETÖ’nün eskiden beri Hizbullah’a karşı bir düşmanlığı var, ortadan kaldırmak istiyor ve kumpaslar da yapmış. Mahkeme kararları ile de bu kumpaslar ortaya çıktı. Yani net bir durum var ortada. Hizbullah’a karşı FETÖ’nün önyargısı var, düşmanlığı var, kumpasları var. 3-5 tane dosyada somut belgelerle bunu ortaya koymuşsun. Ama her insanın çok somut bir şekilde bunu ortaya koyma imkânı olmayabilir. Neticede bu işi yapanlar profesyonel hâkim, savcı ve emniyet mensuplarıdır. Bir kumpası kurarken alt yapısını iyi kurmuş olabilirler. Basına yansıyan bazı davalar var, Tahşiye davaları gibi. Belgeleri nasıl yerleştirdikleri kameralarla tespit edildi. Aynı şekilde Hizbullah davalarında da bu var.”dedi.

“Genel bir çözüm üretilmeli”

Kendilerinin işin siyasi boyutuyla ilgilendiğini ifade eden Sağlam, “Yeniden yargılama şartları hukukçuların işidir. Biz siyasetçiler olarak, bu şekilde hukuksuzluk yapılan dosyalarda genel bir çözüm üretilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kanuna bir geçici madde eklenebilir, normal kanun metnine ek bir fıkra eklenebilir. Bu durumlarda hukuka güvenin sağlanabilmesi için yeniden yargılanma hakkı verilmelidir.”diye konuştu.

“Kumpas kurulan insanlar yeniden yargılansın”

Siyaseten hiçbir zaman dosyalarla tek tek ilgilenmediklerini ifade eden Sağlam, tahliyelerin siyasi boyutunun olmadığını düşündüklerini söyledi. Sağlam, “Ortada büyük hukuksuzluklar var. Özellikle 28 Şubat sürecinde neler yaşandığını görüyoruz. O zamandan beri hukuksuzluk maalesef memleketimizde gündemde olan bir husustur. Hükümetler değişir, sistemler değişir, insanlar gelip gider ama hukuka karşı güvensizlik her zaman var. Biz bunu dile getiriyoruz. Yani hukuk olması gerektiği gibi olsun bağımsız olsun, bağlantısız olsun, tarafsız olsun ve herkes hukuka güvensin. Bunun için geçmişte yapılan hataların temizlenmesi bakımından bir düzenlemenin yapılmasını istiyoruz. Bunu sürekli dile de getiriyoruz. İstiyoruz ki, Türkiye’de mevzuat değişikliği ile kendisine kumpas kurulan, haksızca ceza alan insanlar yeniden yargılanma hakkı alsın, yeniden gerekli malzemeleri kullanarak mahkemelerde savunmalarını dile getirsinler. Biz bunu dile getiriyoruz. Bunun dışında bu davalarla alakalı olarak, siyaseten, birebir, özel olarak bir alakamız yoktur. Ama bunun bir hukuksuzluk olduğunu üst perdeden, sürekli dile getiriyoruz. Özel, spesifik olarak, bir dosyayla, bir şahısla alakalı bir görüşmemiz, anlaşmamız yoktur.”

“Devlet-Hizbullah ilişkisi iddiası PKK’nın iftirası”

1990’lı dönemleri çok iyi bildiğini ve o dönemlerde ortaya atılan Devlet-Hizbullah ilişkisi iddialarının tamamen iftira olduğunu söyleyen Sağlam, “Bu söylemler tamamen PKK’nin savunma refleksi ile ortaya attığı söylemlerdir. Evet, 1990’lı yılların başında PKK büyük bir güç elde ettiğini düşündü. PKK kendisine direnen, teslim olmayan bütün fertleri, grupları, oluşumları bertaraf etmek için uğraştı. Kendisine direnen insanlara karşı bir kıyıma başladı. Bölgede -belki resmi kayıtlarda da dile getirildi- 40 binden fazla insan öldürmüş. Bunun büyük bir kısmı PKK’nin kendi önünü açmak için sivil halktan öldürdüğü insanlardır. Bir halkın kurtuluşu için çalıştığını söyleyen, bunu bu şekilde deklare eden bir yapı; bu öldürmelere, katliamlara bir kılıf bulması lazımdı. Bulduğu kılıf da buydu. Kendisine karşı direnen, karşı koyan bütün grupları ‘hain’ ve ‘işbirlikçi’ olarak lanse etti. Bu onun yansımasıdır. Maalesef o dönemde Aydınlık grubu ile birlikte böyle bir dil oluşturdular. Sadece Hizbullah’a karşı değil, kendisine karşı koyan herkese ‘hain’ ve ‘işbirlikçi’ olarak bir kılıf uydurdular. Bu belki PKK açısından anlaşılabilir bir şeydir. Ama maalesef basın mensupları, siyasiler, o dönemdeki aydınlar, bu konuda çok fazla araştırma yapmadan, çok tekrarlandığı için doğruymuş gibi kabul ederek, bu söylemleri sürekli tekrarlamaya başladı.”dedi.

“Aydın ve gazetecilerin bu dili aşması lazım”

90’lı yıllardan günümüze çok şeyin değiştiğini ve köprünün altından çok sular aktığını vurgulayan Sağlam, “Birçok şey ortaya çıktı. 2000’lı yıllarda Hizbullah’a karşı operasyon oldu, arşivin önemli bir kısmı ortaya çıktı, itirafçılar çıktı ortaya. Eğer Devlet ve Hizbullah arasında bir anlaşma, bir görüşme, bir yakınlaşma olsa, herhalde bir yerlerde bir işin ucu çıkardı. Yani bu sadece Aydınlık dergisinin ortaya attığı bir iddia olmaktan öte somut bir şeyler ortaya çıkardı. Biz görüyoruz ki o zamandan günümüze ‘Hizbullah’ın devletle anlaştığı, devletle görüştüğüne’ dair herhangi bir emare veya bilgiye rastlanılmadı, ben şahsen rastlamadım. PKK’nin kullandığı dil hep bu şekilde, zaten PKK’nin kullandığı dil sadece hakaret etmek için kullandığı bir üsluptur. Bir de Aydınlık dergisinin-o dönem beraber, birlikteydiler, bir birlerine gül verirlerdi- ortaya attığı bir meseledir. Günümüzdeki aydın ve gazetecilerin artık bu dili aşması lazım, ortada bir şey varsa, bir gerçeklik varsa, ortaya koyması lazım. Ama yoksa, artık bu dili terk etmesi lazım. Çünkü artık ortam çok değişti, şartlar çok değişti. Türkiye’nin geldiği durum farklıdır. Biz tanımazsak, muhataplarımızı bilmezsek bir çözüm de geliştiremeyiz. Bu şekilde sadece tek taraflı, at gözlüğü takarak, birilerinin yönlendirdiği şekilde bir yere bakıp, olaylara çözüm üretmek, olayları analiz etmek bölgeye de zarar verir, insanın kendisine de zarar verir. Geçmişte gördük, Türkiye’de FETÖ, kendisine engel gördüğü herkesin önüne bir sıfat takarak, hakaret etti, ötekileştirdi, şeytanlaştırdı ve kaos ortamı oluşturdu. Şimdi bu sistem aynı şekilde çalışıyor. ‘Kendine engel gördüğün birisi hakkında kara propaganda yapacaksın, sen çok tekrarladığın için halk bunu gerçekmiş gibi algılayacak ve bu da senin hanene kâr olarak yazılacak.’ Artık o dönem geçti diye düşünüyorum. Artık araştırma imkânı var, görme imkânı var. Bu dilin terk edilmesi lazım. Varsa bir belge, bilgi paylaşılsın. Eğer yoksa da bu dilin terk edilmesi lazım.özet olarak Hizbullah’ın devlet tarafından desteklendiği iddiaları, PKK’nin kendi katliamlarını, zulümlerini örtbas etmek için kullandığı bir argüman. Aydınlık grubu da ona çanak tuttu. Bunun dışında da bir kaynak bulamazsınız.”dedi.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
----------------------------------------------------------------------------------------------------