Abdullah Mıstanlı yazdı: İran-İsrail Savaş’ında KÜRTLER

İran-İsrail Savaş’ında KÜRTLER

Abone Ol

Ortadoğu bir kez daha kadim bir sancıyla sarsılıyor. İran ile İsrail arasında patlak veren ve bir ayı geride bırakan doğrudan çatışma süreci, bölgedeki tüm dengeleri altüst ederken, uluslararası başkentlerin koridorlarında yankılanan o bildik soru yeniden sahnede: “Kürtler nerede?”

Bu sorunun cevabı aslında çok net, ancak anlamak isteyenler için bir o kadar da sarsıcı: Kürtler bu kez sahada figüran değil, oyunun bizzat kendisini sorgulayan birer irade olarak duruyorlar. Çünkü bu halk, artık başkalarının kanlı satranç tahtasında öne sürülen bir “kart” olmayı reddediyor.

Biz Bu Filmi Daha Önce Gördük

Tarih, Ortadoğu’da Kürtlerin omuzlarına yüklenen ağır bedellerle dolu. Çok değil, birkaç yıl geriye gidelim. Suriye’de küresel bir tehdit olan DEAŞ’a karşı en ön safta göğüs göğüse çarpışanlar kimlerdi? Dünyanın alkışları arasında "kahraman" ilan edilenler, jeopolitik çıkarlar değiştiğinde bir gecede sınır hatlarında, ateş çemberinin ortasında yalnız bırakılmadı mı?

Peki ya Irak? 2017 yılında referandum için sandık kurulduğunda, milyonlarca insanın hür iradesiyle verdiği bağımsızlık kararı, en büyük "müttefikler" tarafından bir sabah vaktinde "zamansız" ilan edilip yok sayılmadı mı? Verilen sözlerin, ilk jeopolitik pazarlıkta nasıl buz gibi eridiğini hep birlikte izledik. Kürtlere çizilen kaderler, hep başkalarının başkentlerindeki lüks masalarda yeniden yazıldı. Bugün İran üzerinden aynı senaryo, aynı aktörlerce tekrar sahneye konulmak isteniyor. Ama bu kez hesapta olmayan bir gerçek var: Kürtler artık hatırlıyor.

Mahabad’ın Hayaleti: Büyük Güçlerin Küçük Hesapları

Kürtlerin bu "stratejik sessizliği" sadece Suriye veya Irak tecrübesine dayanmıyor; bu sessizliğin kökleri bizzat İran topraklarında, 1946’nın kanlı anılarında gizli. Kürt halkı, Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin hazin sonunu asla unutmadı. O gün de büyük bir küresel güç (Sovyetler Birliği), Kürtlere destek sözü vermiş, arkalarında durmuştu. Ancak Moskova, Tahran ile petrol imtiyazı ve jeopolitik çıkarlar masasına oturduğu an, Kürtleri bir gecede kaderine terk etti.

Sonuç; Mahabad’ın yıkılışı ve Qazi Muhammed’in Çarçira Meydanı’nda idam edilmesi oldu. Bugün Tahran sokaklarında yükselmeyen ses, aslında Mahabad’da verilen o acı dersin yankısıdır: "Büyük güçlerin dostluğu, kendi çıkarlarının bittiği yere kadardır."

Sessizlik Teslimiyet Değildir

İran’daki Kürt nüfusun (Rojhilat) bugün kitlesel bir ayaklanma başlatıp sokaklara dökülmemesi, sanıldığı gibi bir korku veya sinme hali değildir. Bu, derin bir tarih bilincinden süzülen stratejik bir duruştur. Bu bir geri çekilme değil, bilinçli bir pozisyon alıştır. Bu bir suskunluk değil, başkalarının ajandasına karşı yükseltilen en gür sesli reddiyedir.

Çünkü artık şu gerçek tüm çıplaklığıyla görülüyor: Garantisi olmayan, siyasi ve hukuki temelleri atılmayan bir savaş, sadece başkalarının kazanacağı bir kumardır. Eğer bir halk ayağa kalkacaksa, bunun bedelini de, siyasi sonucunu da kendisi belirlemelidir. Aksi halde o halk tarih yazmaz; sadece başkalarının yazdığı kanlı tarihin altına düşülmüş bir dipnot olarak kalır.

İran Denkleminde Gerçeklik Serttir

İran, dışarıdan kışkırtılan küçük kıvılcımlarla hemen dağılacak, kurumsal hafızası zayıf bir yapı değildir. Devlet aklı ve askeri kapasitesiyle baskı gücü yüksek bir aktördür. Bu gerçekliği görmezden gelip, Kürt gençlerini "özgürlük" illüzyonlarıyla ateşe atmak, romantik bir devrim söylemi değil; açık bir felaket davetiyesidir. Silah verip geri çekilenlerin, teşvik edip ortadan kaybolanların listesi bu coğrafyada çok uzundur. Kimse, yarın masada kurban edileceği bir savaşın ön cephesinde bedava askerlik yapmak istemiyor.

Son Söz: Kart Değil, Aktör

Bugün Kürtlerin bekleyişi pasif bir eylem değildir; bu bir hesaplaşma sürecidir. Kimin gerçekten dost olduğunu, kimin ise sadece kendi bölgesel çıkarları için Kürtleri bir "koçbaşı" olarak kullanmak istediğini görme sürecidir. Bu, bir halkın kendi kaderini, başkalarının istihbarat servislerinin dosya kağıtlarından koparıp alma iradesidir.

Eğer bu savaşta bir “Kürt kartı” aranıyorsa, o kart artık eskisi gibi sessizce ve bedavaya masaya sürülmeyecek. Kürtler artık dünyaya şunu haykırıyor: “Biz sizin savaşınızın gönüllü neferi, pazarlığınızın ucuz konusu değiliz. Biz bu oyunun kartı değil, eşit ve onurlu bir aktörü olmak istiyoruz.”