Temsili demokrasinin doğuşundan bu yana, siyasal partiler, siyasi sistemlerin işleyişini sağlayan başlıca aktörler olarak ortaya çıkmaktadır.
Siyaseti şekillendirme yetisine sahip, sivil toplum kuruluşları, lobi grupları ya da yerel örgütlenmeler gibi alternatif aktörlerin etkinliğini artırması ile 1980’lerde, partilerin azalan rolü tartışmaları, ön plana çıksa da demokrasilerin, hatta, kısmı otoriter rejimlerin devamını sağlamadaki etkin pozisyonları öngörülebilir. Gelecekte siyasetin, partilerden bağımsız düşünülmesini olanaksız kılmaktadır.
Türkiye siyasetinde de partiler, anahtar rol oynamaktadır. 1960’larda siyasal elitler, ön planda iken; 1965 yıllarımda, Türkiye’de siyasetin, parti siyaseti olduğunu gözlemlemek mümkündür.
Bugün de siyasetin işleyişine baktığımızda, partilerin, bu konumunu koruduğunu söylemek; yanlış olmayacaktır.
Partileri incelerken; üç temel ilişki düzeyinden bahsetmek mümkündür. Bunlar parti-toplum, partiler arası ve parti-devlet ilişkileri olarak tanımlanabilir. Türkiye özelinde siyasal partiler literatüründe, parti üzerine yapılan birçok çalışma, parti-toplum ve partiler arası ilişkilerine yoğunlaşırken, parti-devlet ilişkisi kısıtlı sayıda çalışmada ele alınmıştır.
Parti-toplum ve partiler arası ilişkileri de doğrudan etkileyen parti-devlet ilişkisi, bugün literatürde, önemli yer tutmaktadır. Özellikle siyasal partilerin finansal kaynağının yoğunlukla devlet tarafından karşılanması ile partilerin, bir kamu hizmetine döndüğünü iddia eden çalışmalar parti-devlet ilişkisini çözümlemeye girişmiştir.
Son dönemde siyasal parti kanunları üzerine yapılan birçok karşılaştırmalı analiz ve rapor, bir yandan parti-devlet ilişkisini, diğer taraftan ise demokrasilerin işleyişinde, partilerin yenilenen rollerini tanımlamaktadır.
Bu politika notunda, Türkiye’de, parti-devlet ilişkisini belirleyen ana unsur olan Siyasi Partiler Kanunu, karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır. Son dönemde muhalefet partilerinin gündeme getirdiği olası bir hükümet sistemi değişikliği projesinde; siyasi partiler kanunu reformu zaruri bir ihtiyaç olarak ön plana çıkmaktadır.
Halihazırda, siyasi partiler kanununa yöneltilen eleştiriler parti-içi demokrasiyi engellediği, küçük partilerin siyasete katılımını kısıtladığı ve partileri ideolojik olarak sınırlandırdığı argümanlarına dayanmaktadır. Fakat son dönemde, parti düzenlenmelerinin dünya çapında artması, sistematik bir analizi zorunlu kılmaktadır.
Bu politika notu, Türkiye’de siyasi partiler kanununun, partilerin işleyişi üzerindeki etkisini; parti teşkilatı, ideolojik-programatik ve parti finansmanı başlıkları altında ele almaktadır. Her bir başlık altında demokrasi açısında sorunlar tanımlanacak ve son bölümde demokratik bir parti yasası için öneriler sunulacaktır.
Siyasi Partiler Kanunlarına Karşılaştırmalı Bakış;
Kökenleri 1965’e dayanan “Siyasi partiler kanunu”, Venezuela’daki “Ley de Partidos Politicos” ile benzerleri arasında ilk olma özelliğini taşımaktadır.
Birçok çalışma, 1980 askeri darbesi sonrası, 1983’te yürürlüğe giren “Siyasi Partiler Kanunu” nu ülkede, demokrasinin yerleşmesi önündeki temel engellerden biri olarak tanımlamaktadır.
Özellikle, büyük partileri, destekler niteliği ve parti kapatma konusundaki belirleyiciliği nedeniyle, kanunun demokratik işlerlik ile uyumu sorgulanmaktadır. Kanunun, yine parti içi demokrasinin yerleşmesini engellediği de iddia edilmektedir.
Literatürde, iki tür parti kanunu tanımlanmaktadır. Birincisi parti örgütlerinin ve işleyişini düzenleyen belirli yasalar bütünü iken, diğeri partileri etkileyen seçim kanunu gibi, bütün yasaları kapsamına almaktadır.
Türkiye’de partiler üzerine bir kanunun olması, birinci tanımı kullanmaya olanak tanımaktadır.
Siyasi partiler kanunlarına dair temel tartışmalardan biri, kapsamlı veya kısıtlı olması üzerinedir. Parti kanunlarının çok kapsamlı olması; siyasi partilerin ortaya çıkışını ya da aktivitelerini kısıtlayabilirken, az olması, kaotik bir siyasal sisteme yol açabilir Bu nedenle, parti kanunu, ülkelerin özgün koşulları içinde değerlendirilmeli ve işlevi ise karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmalıdır.
Türünün ilk örneklerinden olmasına rağmen, siyasi partiler kanunu, Türkiye dışında birçok ülkede de kullanılmaktadır. Bu kanun türünü, demokratik olmayan rejimlere özgü tanımlamak yanlış olacaktır çünkü Almanya, İspanya, Finlandiya, Portekiz, Birleşik Krallık, Avusturya gibi birçok ileri demokraside de siyasi partiler kanunu bulunmaktadır.
Dolayısıyla, siyasi partiler kanunlarının siyasal sistemin işleyişine etkisini anlamak için kanunun kapsamı, içeriği ve işlevi incelenmelidir.
Siyasi parti kanunlarının, siyasal sistem üzerindeki etkisinin ancak rejim tipiyle beraber ele alındığında analiz edilebileceği mümkündür. Örneğin, siyasal partiler kanunları, demokratik olmayan ülkelerde muhalefetin, alanını daraltma işlevi görürken, yeni demokrasilerde, anti-demokratik aktörlerin ve uygulamaların önüne geçmek, istikrarlı demokrasilerde ise parti finansmanını düzenlemek için kullanılmaktadır.
İstikrarlı demokrasiler arasında da içerik ve kapsam açısından, farklılıklardan da söz etmek mümkündür. Almanya, İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde, detaylı, kapsamlı hatta baskıcı kanunlar mevcutken, Birleşik Krallık’ta ise detaylı, fakat kapsam açısından dar; daha çok parti finansmanı ve muhasebesi üzerine yoğunlaşan kanunlar benimsemiştir.
Yine Avusturya ve Finlandiya’da, yürürlükte olan kanun, kısa ve özdür. Sadece, parti finansmanını belirlemektedir
Yeni demokrasilerde ise siyasi partiler kanunları, bir önceki rejimin anti-demokratik pratiklerini engellemek ve sistemi koruma işlevi görürken, demokratik olmayan rejimlere baktığımızda, ki bu gruba otoriter rejimler ve melez rejimleri dahil edebiliriz, siyasi partiler kanunlarının, siyaset alanını daraltmak ve baskın partiyi, etkin kılma amacıyla kullanıldığı gözlemlenmektedir.
Siyasi partiler kanunlarını, rejim tipinden bağımsız, işlevleri üzerine sınıflandırmak istendiğinde; bu kez parti kanunlarının sayısını, beşe çıkarmaktadır. yasaklamaya , izin veren, destekleyen, koruyan ve tayin eden kanunlar. Burada kanun kapsamındaki farklı yasaların farklı işlevleri olduğu ayrıca belirtilmelidir.
Özellikle rejim tipinin sabit olmadığı Batı dışı demokrasilerde, kanunları temel işlevleri üzerinden sınıflandırmak; uzun vadede sistem üzerindeki etkilerini anlamlandırmak için, daha kullanışlı olabilir.
Türkiye örneğine baktığımızda; yasaklayan ve tayin eden arasında salınan bir siyasi partiler kanunundan söz edilebilmektedir. “Yasaklayan” kavramından kasıt, siyasal sistemde, hangi tür partilerin olması gerektiğini belirleyen, bazı aktörlerin varlığına olanak tanımayan ve bu kısıtları, yasalarla belirleyen siyasi partiler kanunuyken; “tayin eden” kavramı partilerin nerede, nasıl kurulabileceğini tayin eden, ideolojik çerçevesini çizen, parti örgütünün işleyişini ve parti davranışlarını kontrol eden kanunları tanımlamaktadır.
Türkiye’deki siyasi partiler kanununun, Avrupa’da Almanya ve Bulgaristan’dan sonra, en fazla düzenleyici, üçüncü kanun olduğu sonucuna varmıştır. Fakat Türkiye örneğini ayırt edici kılan, kanunun, partilerin kimliği, aktiviteleri ve davranışlarını, detaylı bir şekilde kısıtlamasına rağmen, parti finansmanı konusunda detaylandırma açısından zayıf kalmasıdır.
Diğer taraftan kanunun “sistem karşıtlığı” tanımının geniş olması; belli dönemlerde, özellikle İslamcı partilerin ve Kürt siyasal hareketinin birçok partisinin kapatılmasına yol açmıştır.
Türkiye’deki siyasi partiler kanununun, diğer örneklere kıyasla örgüt yapısı, üyelik ve parti içi mekanizmalara dair post-komünist demokrasilere benzer şekilde çok daha detaylı hükümler içerdiği sonucuna varılması da ihtimal dahilindedir.
Bütün bu tartışmalar ışığında, yürürlükte olan Siyasi Partiler Kanunu’nu üç temel bölümde incelemek; karşılaştırmalı olarak sorunları ve olası çözümleri tartışmakta fayda sağlayacaktır.
Siyasi Partiler Kanunu’nun İncelenmesi
Parti teşkilatlanması açısından
Kanunun ikinci kısmı, siyasi parti teşkilatlanmasına ayrılmıştır. Ancak benzerlerine kıyasla, kanunun bu konuda, kapsamı geniş tutulmuştur. Sadece sayısal olarak baktığımızda bile 52 farklı maddeden oluşan kısım, kapsamın genişliğine dair fikir vermektedir. Bu kısımda,parti kuruluşu, üyeliği, merkez teşkilatların oluşumu, işleyişi, yapısı, il-ilçe teşkilatlarının oluşumu, işleyişi, yapısı, mecliste siyasi parti gruplarının işleyişi, partilerin seçimlere katılması ve adayların tespiti, disiplin işleri ve parti defterleri detaylı bir şekilde düzenlenmektedir.
Buradaki temel problem, parti örgütünün işleyişinin, tamamen devlet tarafından, merkezi olarak düzenlenmesi ve birçok noktada, büyük partilerin oluşumunu ve devamını teşvik eden, özellikle küçük partilerin ve bölgesel örgütlenmelerin önünü tıkayan bir yapıya sahip olmasıdır.
Yine ilçeden küçük teşkilatlanmaları kısıtlayan kanun, partilerin, örgütlenme konusunda kendilerine özgü yol izlemelerine olanak tanımamaktadır. Ayrıca parti teşkilatı için, aday belirleme süreçlerinin ve teşkilat işleyişinin tamamen merkezi yapıya bağlı olması ve Cumhuriyet Başsavcılığı ile Yüksek Seçim Kurulu gibi merkezi yapılar tarafından denetlenmesi, partilerin işleyişinde, sadece partilerin kendine özgü yöntemler takip etmelerini değil, yeni yöntemler tasarlamalarını da engellemektedir. Örneğin, son dönemde, dünyada, birçok ileri demokraside uygulanan, yeni katılım modellerini, Türkiye’deki partilere aktarmak mevzuat gereği zor görünmektedir çünkü siyasi partiler kanunu, tek tip bir örgütlenmeyi; bütün partiler için zorunlu kılmaktadır. Sonuç itibariyle; , parti işleyişinin her evresinde, devletin asli aktör olarak müdahil olması sebebiyle, pratikte kanunun, sistemi olabildiğince bürokratikleştirip, yeni aktörlerin sisteme dahilini zorlaştırma işlevi gördüğünü söylemekte sakınca bulunmamaktadır. Bu özellikleri ile Siyasi Partiler Kanunu, yasaklayan” ve “tayin eden” parti kanunları türüne, uyum sağlamaktadır.