DİYARBAKIR HABER- Diyarbakır’ın simgesi haline gelen ve dünya çapında hayranlık uyandıran surlar, ilk inşa edildikleri haliyle bugünkü ihtişamlarına sahip değildi. Tarihin dönüm noktalarından biri olan MS 359 yılında Sasani İmparatoru II. Şapur’un Diyarbakır’ı (o dönemki adıyla Amida) 73 gün süren kuşatma sonunda yerle bir etmesi, Roma İmparatorluğu için acı ama öğretici bir ders oldu.
Bu büyük yıkımın ardından Romalılar, Diyarbakır’ın yalnızca bir şehir değil, imparatorluğun doğu sınırını tutan stratejik bir kilit olduğunu yeniden idrak etti. Nitekim dönemin önemli tarihçilerinden Ammianus Marcellinus, Diyarbakır için “Doğu’nun kilidi” ifadesini kullanarak şehrin askeri ve jeopolitik önemini açıkça ortaya koymuştu. Diyarbakır’ı kontrol eden güç, Mezopotamya’dan Anadolu içlerine uzanan yolları da kontrol ediyordu.
Romalılar, Sasani kuşatmasının ardından surları yalnızca onarmakla yetinmedi; onları daha geniş, daha kalın ve daha dayanıklı bir savunma sistemine dönüştürdü. Bazalt taşından inşa edilen surlar, dönemin kuşatma teknolojilerine karşı koyabilecek şekilde güçlendirildi. Ayrıca şehrin çevresine karakollar ve ileri savunma noktaları kurularak Diyarbakır’a yönelik saldırıların henüz yaklaşma aşamasında engellenmesi hedeflendi.
Bu yönüyle bugün gördüğümüz Diyarbakır Surları’nın ana çekirdeği, Roma–Sasani mücadelesinin somut bir ürünüdür. Diyarbakır, Roma’nın doğudaki en uç ve en güçlü kalesi olurken; Sasaniler açısından bu şehrin ele geçirilmesi, Anadolu’nun kapılarının aralanması ve Roma’nın Mezopotamya’daki ikmal hatlarının kesilmesi anlamına geliyordu.
Yüzyıllar boyunca defalarca kuşatılan, onarılan ve güçlendirilen Diyarbakır Surları, yalnızca bir savunma yapısı değil; imparatorlukların çarpıştığı, stratejilerin sınandığı ve tarihin şekillendiği bir taş hafıza olarak günümüze ulaştı. Bugün ayakta duran her burç, geçmişte verilen bu büyük mücadelenin sessiz ama görkemli tanığıdır.