Haziran ayının üçüncü pazarı geldiğinde vitrinler doluyor, reklamlar artıyor, sosyal medya baba fotoğraflarıyla süsleniyor. Tüm gün eşinden şikayet edenler, ayda bir boşanma temennisinde bulunanların sosyal medyada dizi dizi fotoğraflarla paylaşımları almış başını gidiyor.
Herkes aynı cümleyi kuruyor:
"Babalar Günün kutlu olsun BABAMIZ. En büyük şansımız"
Peki gerçekten öyle mi?
Bu cümleyi kurarken hiç durup düşündük mü?
Her baba, Babalar Günü'nü hak eder mi?
Yoksa biz, bazı kavramları sorgulamadan kutsallaştırmaya mı alıştık?
Toplum olarak bazı kavramları fazla kolay dağıttığımızı düşünüyorum. Anne, baba, dost, vefa, sevgi...
Oysa bazı unvanlar üstüne bir kıyafeti giyer gibi yalnızca taşınmaz, hakkı da verilir.
Baba... Babalık da bunlardan biridir.
Kulağa kısa gelen ama manası ömür boyu sürecek kadar büyük bir sıfat.
Bir çocuğun dünyaya gelmesine biyolojik olarak vesile olmak, gerçekten baba olmaya yeter mi?
Çocuk dünyaya geldiği anda nüfus cüzdanına yazılan bir sıfat mıdır baba olmak?
Yoksa her gün yeniden emek vermeyi, sorumluluk almayı, korumayı, yanında durmayı gerektiren bir yaşam biçimi mi?
Bazı erkekler baba olur.
Bazıları ise bir kadın anne olmayı hak etti ve onu çok sevdi diye sadece çocuk sahibi olur.
Bir çocuğun doğum belgesinde adının yazıyor olması, onun hayatında da var olduğunuz anlamına gelmez.
Bir unvanın varlığı ile o unvanın hakkını vermek arasında büyük bir fark vardır.
Bir çocuğun dünyaya gelmesine sebep olmakla baba olunabilir.
Ama bir çocuğun hayatında iz bırakabilmek için bundan çok daha fazlası gerekir.
Çünkü babalık, bir nüfus cüzdanına yazılan o kelimeden ibaret değildir.
Babalık; emektir.
Sorumluluktur.
Fedakârlıktır.
Varlığını yalnızca maddi olarak değil, duygusal olarak da hissettirebilmektir.
Bir çocuğun güven duygusunun bir parçası olabilmektir.
Onun korkularında, başarılarında, hayal kırıklıklarında yanında kalabilmektir.
Bazen düşünüyorum...
Acaba kaç çocuk o gün Babalar Günü'nü buruk geçiriyor?
Kaç çocuk, başkalarının kutlama mesajlarını okurken içinde anlatamadığı bir boşluk hissediyor?
Kaç çocuk, babası hayatta olduğu halde babasız büyüyor?
Çünkü bazı yokluklar ölümle gelmez.
Bazı yokluklar, insanın hayatta olup da hayatınızda olmamasıyla oluşur.
Ve inanın, çocuklar bunu çok iyi hisseder.
Çocuklar kandırılamaz.
Onlar verilen hediyeleri değil, verilmeyen sevgiyi ve aileyi hatırlar.
Satın alınan oyuncakları değil, tutulmayan sözleri hatırlar.
Bayramlarda gönderilen harçlıkları değil, okul gösterilerinde annenin yanında boş kalan öteki sandalyeleri hatırlar.
Çünkü çocukların hafızası olayları değil, hisleri kaydeder.
Ne yazık ki içinde yaşadığımız toplumda bazı erkekler, babalığı yalnızca biyolojik bir bağ olarak görüyor.
Çocuk sahibi olmayı, baba olmakla karıştırıyor.
Oysa çocuk sahibi olmak bir olaydır.
Baba olmak ise bir süreçtir.
Her gün yeniden seçilen bir sorumluluktur.
Her gün yeniden verilen bir emektir.
Özellikle boşanma sonrasında bu ayrım çok daha görünür hale geliyor.
Çünkü bazı insanlar eşinden ayrılırken ebeveynliğinden de ayrılabileceğini düşünüyor.
Mahkeme salonundan çıkarken sanki annelik ya da babalık görevleri de sona ermiş gibi davranabiliyorlar.
Oysa boşanma, eşler arasında gerçekleşir.
Çocukla ebeveyn arasında değil.
Bir evlilik bitebilir.
Bir ilişki bitebilir.
Bir sevgi bitebilir.
Ama anne-babalık bitmez.
Bitmemelidir.
Ne yazık ki bazen çocuklar, yetişkinlerin kırgınlıklarının ortasında unutuluyor.
Öfkenin, egonun, hesaplaşmanın gölgesinde kalıyor.
Ve en ağır bedeli yine onlar ödüyor.
Çünkü yetişkinler yeni hayatlar kurabiliyor.
Ama çocuklar eksik kalan parçalarını yıllarca içlerinde taşıyor.
Çocukların mükemmel anne ve babalara ihtiyacı yoktur.
Ama tutarlı, ilgili ve sorumluluk alan ebeveynlere ihtiyaçları vardır.
Onlar için önemli olan kusursuz olmak değil, ulaşılabilir olmaktır.
Yanlarında durabilmektir.
"Ben buradayım" hissini verebilmektir.
Bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey büyük fedakârlıklar değildir.
Bir telefon görüşmesidir.
Bir sarılmadır.
Bir okul çıkışında bekleyen tanıdık bir yüzdür.
Bir doğum gününde hatırlanmaktır.
Bir söz verildiğinde o sözün tutulmasıdır.
Elbette anneler mükemmeldir fikrini savunmuyorum şuan annelik bebek rahme düştüğü an başlayan bir bağ olduğundan zaten kanının son damlasına kadar yanında olacaktır, olmalıdır – istisnalar elbette var- oysa bir çocuğun iyi babaya sahip olması tamamen şans işidir.
Tam da bu yüzden bence herkesin de babalar günü kutlu olmasın.
Çocuğunun ihtiyaçlarını görmezden gelmeyen, kendi hayatını ve keyfi tercihlerini çocuğunun önüne koymayan, eşiyle boşandıktan sonra çocuğundan da boşanmayan, ailenin anne baba ve çocuktan oluştuğunu geriye kalan her şeyin ikinci planda olduğunu bilen , “anne huzurlu ise çocuk huzurludur” diyerek eşinin yükünü emeğini duygularını önemseyen, çocuğu için en az annesi kadar endişe duyan aç mı açıkta mı iyi besleniyor mu huzurlu mu mutlu mu sağlıklı mı diye düşünebilen, merak edebilenlerin
Babalığı yalnızca bir unvan olarak taşıyanların değil , her gün verilmesi gereken bir emek olarak görenlerin babalar günü kutlu olsun.
Çünkü babalık, yılda bir gün hatırlanacak bir unvan değildir.
Her gün yeniden yerine getirilmesi gereken bir sorumluluktur.
Bu sebeple bugün bütün babaların değil;
Çocuğunun hayatında gerçekten her anlamda var olan babaların gününü kutlamak istiyorum.