Dolar 13,6851
Euro 15,5266
Altın 785,16
BİST 1.910
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 14°C
Az Bulutlu
Diyarbakır
14°C
Az Bulutlu
Sal 13°C
Çar 13°C
Per 9°C
Cum 10°C

HZ SÜLEYMAN VE ARKADAŞLARI MESELESİ (1)

HZ SÜLEYMAN VE ARKADAŞLARI MESELESİ (1)
A+
A-
23.05.2018
2.716

Diyarbekir’in İslâm Ordularınca alınması esnasında İç Kale’deki çarpışmalarda hayatını kaybeden insan sayısı, iki taraftan mübalağa edilecek derecede değildir. Diyarbekir’de ifade edilen aynı yerde şehit düşen sahabe sayısı 27’dir. Bu rakam, Meşhed Camii içinde yer alan bir şiirden çıkarılmaktadır. Bu şiirde adı geçenlerden bir kaçı aynı ismi taşımaktadır.

Bazılarınca Meşhed içinde Halid bin Velid’in oğlu Süleyman’ın yer almadığı iddiası da söz konusudur. Halid bin Velid’in şehri terk etmesiyle Oğlu Süleyman’ın babasıyla birlikte gittiği ve taun (veba) hastalığından vefat ettiği öne sürülür.

Hz. Süleyman’ın Diyarbekir’de vefat edip etmediği, vefat ettiği yerin farklı olduğu günümüzde önem arz etmemektedir, aslında. Mekânın Hz. Süleyman ile isim yapması, belki burada aynı isimi taşıyan diğer sahabeden kaynaklanmaktadır. Hz. Süleyman’ın savaşta gösterdiği başarılar nedeniyle isminin zamanla şehrin fethinde sembolleştiği söz konusudur. Halid bin Velid’in İslâm öncesi girdiği savaşlar olsun Müslüman olduktan sonra katıldığı savaşlar olsun, hiçbirinde yenilgisi söz konusu değildir. Onun başarısının gölgesinde oğlu Süleyman’ın “Hazret” ifadesiyle anılması, aslında kendisine duyulan saygının dolaylı ifadesidir.

Genişletilen suyolunda ilk gidenin Hazreti Süleyman olduğunu belirten kaynaklar yanında ilk gidenin sonradan şehre Vali olan Sultan Sa’sa’a olduğu da söylenir. Bu ikiliğin yer aldığı kaynaklar olarak İmam Vakidî ile Diyarbekirli Sait Paşa’nın “Diyarbekir Tarihi” başvuru eserlerimizdir.

Diyarbakır’da yapılan Oğuzlardan Osmanlı’ya adını taşıyan Sempozyumda Hazreti Süleyman’ın Diyarbekir’de vefat etmediğini ileri süren Akademisyen Adnan Çevik’in bildirisine bakılabilir. Halid bin Velid’in vefat yeri, vefat sebebi diğer kaynaklardan araştırılması mümkündür.

Mevcut durumda “Hazreti Süleyman” ismiyle anılan Meşhed, aynı zamanda Nasiriyye ve Murtaza Paşa Camii adıyla da bilinir.

Meşhed, şehitlik manasındadır. Murtaza Paşa ismi, külliyeyi tamir eden Osmanlı Paşasından gelir. Murtaza Paşa’nın ve aile bireylerinin vefatında defnedildiği yer de aynı camiidir.

Nisanoğullarının yaptırdığı camii-külliye içinde yerin uygun olmayışı sebebiyle Meşhed, alt kısımda kalmıştır. Mimarîde saygı adına Meşhed üzerine herhangi bir kat ilavesi yapılmamıştır. Çok sonradan burada edilen hayırdan, duadan, okunan Kur’an’dan pay almak isteyen zevat, vefat edince defnedilmelerini vasiyet etmiş ya da kimi boş lahitlere kitabelerini yazdırmıştır. Biz, kimi lahitlerin zamanla boşaltıldığını sayıyoruz. Açık olan kimi lahitlerin sembolik olmadığını zannediyoruz. Hatta kimi çocukların bile defnedildiği, mevcut kabirlerden anlaşılmaktadır.

Etrafı çevrelenmeyen haliyle oldukça tahribe uğrayan, kimi kireç kabir taşlarının batıl inançlar sebebiyle sahabe kabri sanıldığı için bir parçasının alındığını gördüğümüz zaman oldukça eski değildir. Kabir taşlarından alınan küçük parçaların ya da ufaltılmış kırıntıların teberrük niyetiyle alınması, kabirlerin üstünü örtmekte kullanılan yeşil kumaşın kenarından kesilmesi, çevrede yaygın davranışlardır, adetlerdendir.

Adı geçen mekânın yapılışındaki gaye, sahabînin kabirlerine saygı ifadesidir. Bu kabirlere inen basamaklı yol, günümüzde sır gibi saklanmaktadır. Bu girişin yan tarafta olan kapıdan mı basamaklardan oluşan yoldan mı olduğu muğlaktır. Yaşlılardan bazılarının kabirlere gidenlerden duydukları ifadeler, babalarının kendilerine anlatımları göz önünde bulundurulduğunda Osmanlı’nın son döneminde Cumhuriyetin başlarında kabir ziyaretlerinin olduğu sonucuna varılır.

Efsanelere göre hareket edenlerin kimileri, aslı astarı olmayan anlatımlarla pamukla yara temizleme motifini anlatır. Bu aslında Şehit düşenlerin Allah katında ölü olmadığını, şehit düşenlerin canlı-diri olduğu Âyet-i Kerimesi’nin halk dilinde değişim göstermiş halidir. Efsanenin dinî inançlarda yer hiçbir zaman olmamıştır. Halkın hayal etme gücü kimi zaman konunun anlaşılması, kabullenmesi için bu tarz yakıştırmaları daima yapagelmiştir. Hazreti Ali Cenkleri’nde kale kapısının Hazreti Ali tarafından söküldüğü, uzaklara fırlatıldığına bile yer verilir. Düldül, çoğu zaman atların yetişemediği oranda güçlüdür.

Bu tarz yakıştırmaların zamanla doğru kabul edilmesi, insanları olağanüstü konuma getirir. Hazreti Peygamberin İnsan oluşunu daima hatırlatması hadislerde yer alır. O, kendisini kurumuş et yiyen bir Arap kadının oğlu olarak tarif eder. Kimi zaman savaşlarda ne yapacağını etrafına danışır. Bir savaş hazırlığında fikir alırken, Medine etrafının hendeklerle çevrilme fikrini Selman-ı Farisî’den alır. Selman, Resulullah’a düşüncesini ifade ederken, çekingendir. Fakat Resulullah, bunu kul olarak söylediğini belirtir.

İnsanlardan farklı yönüyle Peygamber oluşu, son Nebî konumu, kendisini insanî vasıflardan soyutlamaya yöneltmemiştir. Kur’an-ı Kerim’de uyarılan Peygamber, insanî davranıştan dolayı ikazla kimin daha hayırlı ve kimin iman edeceğinin Allah katında olduğunu, Ama şahsın sorusuna cevap verilmesinin gerektiğini ifade eder. Hz. Peygamberin Kur’an’da kendisinin uyarılmasını ifadesi, elbette Vahy geleneğinde, Kur’an-ı Kerim’in insan yapısı olmadığını gösterir.

Kimse insan olarak kendisinin ikaz edildiğine dair eleştiri babından ifadeyi başkasına duyurmaz. O insanî olarak bu hatasının kendisine ikazını Peygamber olma gereği Vahy edilen olduğu için belirtirken, hem insan hem peygamber vasfını taşıması, şimdiki insanın kimilerinin idrak çemberinde kabullenilmemişse ne demeli?

Eğil’de kabri değiştirilen Peygamberlerin yeni mekânlarında ziyaretleri mümkün iken, sahabî kabirlerinin penceresiz, kapısız, dört duvar arasına hapsedilmesi, aklın almayacağı ölçüdedir.

Bu mekânı ziyarete gelenlerin amacı O’nu gören gözlerin sahiplerine duydukları hürmet, bu Nebî-Resul Peygamberimiz Hazreti Muhammed içindir. Sahabî kabrinin saklılığı ne zamana kadar devam eder, bilinmez. Bilinen tek husus, gerçek olan, ismi belli İslam’ın İlk Diyarbekir Valisi Sultan Sa’sa’a’nın kabriydi. Bu kabirden naaşı çıkarılan Sahabî’nindefn edildiği mekâna dair söylentiler, şimdiki Büyükşehir Belediyesi yakınlarındaki kabristana gömüldüğü üzerinedir. Bir ara bu alana yakın bir kazıda görülen mermer sandukalı olarak tarif edilen bulunan bir kabrin ne olduğu belli değildir. Eski Ticaret ve Sanayi Odası Binasının yanındaki sokak ilerisinde yapılan kazıda ortaya çıktığı söylenilen kabrin kime ait olduğu açıklanmamıştır. Kabri gördüğünü iddia edenlerle yaptığımız görüşmede bu kabrin muazzam lahid olduğu ifade edilmiştir. Acaba bu görüldüğü söylenilen kabir, mezar yeri değiştirilen ilk Vali Sultan Sa’sa’a’ya mı aitti? Kesin bilgi sahibi olmadığımız için, bu ifadeye kesinlik katmıyoruz. (DEVAMI YARIN)

YORUMLAR

  1. Bkn dedi ki:

    Ne aynen ya