Dolar 15,9297
Euro 16,8493
Altın 941,01
BİST 2.393,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 25°C
Açık
Diyarbakır
25°C
Açık
Cts 29°C
Paz 24°C
Pts 23°C
Sal 24°C

İÇ KALE HÖYÜĞÜ KAZILARI BAŞLATILMALIDIR (1)

İÇ KALE HÖYÜĞÜ KAZILARI BAŞLATILMALIDIR (1)
A+
A-
25.05.2018
727

Bir şehrin tanınması ve tanıtılması için öncelikle şehir merkezinde mevcut olan arkeolojik kazıların yapılması, elzemdir. Bu kazılar, göle atılan taşın etrafında genişleyen halkalar misali şehrin ilçelerine ve köylerine doğru genişler. Şehir merkezinde zamanla görülen çarpık yerleşme alanlarının artması, birçok alanın zamanla kazı sahası dışına çıkmasına zemin hazırlar.

Nevşehir Kalesi’nde yapılan kazılar, yer altı şehrini ve eklentilerini ortaya çıkarmıştır. Şanlıurfa Merkezi’nde yapılan inşaat çalışmaları, şehri mozaik zenginliğine gark etmiştir. Gaziantep, Zeugma ile dünyada tanınmaya devam etmektedir. Bu tarz şehirlerle ilgili misalleri artırmak mümkündür. Biz, dikkatleri, bu makalemizde Diyarbakır Şehir Merkezi’nde Diyarbekir Kalesi’nin çekirdeği olan İç Kale’de bulunan, sadece bir kez sondaj-kazı çalışmasının 1950’li yılların başında yapıldığı Hemedek-Vir’anKal’aHöyüğü’ne çekmek istiyoruz.

1950’li yıllardan bu güne kadar yapılmayan kazıların zamanının gelip gelmediğini hatırlatmak istiyoruz. İç Kale Merkezi’nde yapılan onarımlar sonrası ziyarete açılan alanın en büyük eksikliği olarak gördüğümüz Höyük Kazısı’nın olmayışına açıklık getirilmesini arzuluyoruz.

Bu höyük kazıları başladığında varılacak katmanlar, şehrin ve bölgenin tarihi açısından bilinen çok hususu değiştirecek, tarihin akışını farklılaştıracak, her katmanda buluntular, bölgenin tarihine aydınlık pencereler açarak, Mezopotamya Uygarlığı’nın bilinmeyen yönlerine açıklık getirecektir.

Konuyla ilgimiz, sadece Şehir Araştırmaları Merkezi endekslidir. Yıllardır sürdürdüğümüz çalışmalarda yer yer değindiğimiz arkeolojik çalışmalardan biri de İç Kale’dir. Bu hususta yazdığımız makaleler, konunun uzmanı olmadığımız için kendi bakış açımızla sınırlıdır, yazılanlar, dile getirilenler.

Kolaylıkla onlarca kaynaktan alıntılar yapabilirdik. Fakat gazete yazılarımızda herkese seslendiğimiz için ancak gerektiği zamanlarda kimi kongrelerde ve sempozyumlarda konuyla alakadar olanlara farklı biçimde konuyu anlatma yolunu seçmekteyiz. Daha önce belirttiğimiz gibi, amacımız sadece konuya eğilmesi, durumun gündeme taşınmasıdır. Yoksa mevzuu için malumatfuruşluk söz konusu değildir.

Arkeolojik Hırsızlığa Davetiye”, geçmişte yazdığımız bir makalemiz. “Şehir Araştırmaları-1 /Şehrinde El Olmak“ Kitabımızda yer verdiğimiz bu makaleyi önce sunalım, sonrasında İç Kale Höyüğü hakkında çift sözümüz olsun. *

Şehir Araştırmaları Merkezi’ni kurma çalışmalarını başlatmadan önce gittiğimiz höyüklerin başında Salat, Kortık Tepe, Ekinciyan, Çayönü gelir. Çınar’da el değmemiş Tavşantepe Höyüğü, Pornak ve diğerleri halen keşfi bekleyen höyüklerimizdendir, diğer yerleşim alanlarında sıralananlar gibi.

Arkeoloji’de kazılar sabır ister, çalışmalar bazen yirmi yıla varır, düz alanda-engebeli alanda yıllar, çalışanları yaşlandırır, kazılar son bulmaz. Şanlıurfa’dan, Gaziantep’ten ve diğer civar illerden bahsetmeye gerek var mıdır?

Çınar’daki Zerzevan Kazıları, belki bir on yılı daha bulur, çalışmalar bunu gösterir, bildiğimiz kadarıyla.

Evet, Arkeolojik Hırsızlığa Davetiye’de neler yazmıştık, yıllar önce? Sizinle bu makaleyi paylaşalım, önce:

Arkeolojik Hırsızlığa Davetiye

Şehir Araştırmaları Merkezi ekseninde 81 İl’in kitaplarını, kaynaklarını buluşturma meşgalemiz, bu şehirlerin hakkında birçok ayrıntı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağladı, zaman içinde. Bu zamanla, kimi önemli araştırmacının kıyıda-köşede kalmış birçok kitabına da ulaşmamızı sağladı.

Gitmediğimiz, görmediğimiz birçok kentin, şehrin hakkında bilgi edinmiş olmamız, o kentin, şehrin fotoğraflarını görmemiz, ister istemez 81 İl’i kapsayan bir seneyi bulacak zorunlu geziye de zemin hazırladı ki en kısa sürede bu geziyi, imkânımız el verdiği ölçüde gerçekleştirmeye sevk etti. Edebiyatçı- Şehir Araştırmacısı gözüyle bu gezinin serencâmı, eminim bize tatlı yorgunluk, güzel intibalar bırakır, içimizde ukde haline gelen şehir görme merakını giderir, bakma ve görme arasındaki farkın önemini anlatacaklarımızla konu meraklılarına önemli mesajlar verir.

Hemen her ilimizde bulunan höyüklere-tümülüslere dikkat çekmek istiyoruz, bu yazımızda. Kaçak kazıların önünün alınamadığı ilgililerce daima belirtilmektedir. Mevcut tedbirlerin kaçakçıları caydırmaktan uzak düştüğünü bilmekteyiz. Birçok yetkilinin muzdarib olduğu konu hakkında edindiğimiz intiba, bu olumsuzluklar içinde arkeolojik hırsızlıklara bir nev’î davetiye çıkarmaktadır.

Arkeolojik değerlere duyarlılığın resmî açılışlarda, toplantılarda görünen şeddîd tarzda vurgusu, günümüzde kazılar sonrasındaki buluntuların beraberinde zamanla etkisizleşmekte, her şey eski tas-eski hamam hüviyetine dönüşmektedir.

Lidya Egemenliğinin Mermnad Sülalesinin son Kralı Kroisos Dönemi tümülüslerinden çıkarılıp kaçırılan buluntular, Karun Hazineleri ismiyle gün ışığına çıktığı zaman, bu kıymet arz eden 450 civarındaki esere sahip çıkmaklığımız, akla gelmiştir.

Toptepe, İkiztepe, Aktepe Tümülüsünün açılmasıyla Amerika’ya kaçırılan Karun Hazineleri, 1985 senesinde Metropolitan Müzesi’nin kataloğunda yer alınca basına konu olmuş ve zorlu bir mahkeme sürecinde adı geçen müze, davayı kaybedeceğini anlayınca, Karun Hazineleri, sahibi olan topraklara, Uşak’a gelebilmiştir.

Uşak’ta olan bu değerli malzeme, tümülüslerde kalmaya mahkûm olsaydı, haberdar olmayacaktık ve bundan haberdar olmadığımız gibi diğer kaçak kazılar basına bu denli yansımayacaktı.” Denizatı” tabir edilen bir parçanın ilgili kurumun yetkilisince çalındığı ve yerine sahtesinin bırakıldığını da basından öğrenmeseydik, bize dönen bu hazinenin değerine ne derecede önem verdiğimizin farkına varmayacaktık(!)

Müzelere taşınıp, envantere kaydı yapılan birçok eser, ne yazık ki defter-i kebîrlerde nisyana terk edilirken, teşhirdeki eksiklik, mekân darlığı, eleman sıkıntısı, bu alandaki eksikliklerin affedilir olmadığını gösterme açısından ibretamiz bir belgedir.

Binlerce arkeologun işsiz olduğu, , iş bulmakta zorlandığı, alanı dışına itildiği, olan bilgisini de zamanla unuttuğu günümüzde kaçak kazılarla deliş deşik edilen, edilmeye aday binlerce tümülüs varken, ne duruyoruz?

Kaçak kazıların dedektörler eşliğinde yapıldığı, gümrük kapılarında arada bir tarihî eser kaçakçılarının bolca malzeme ile yakalandığı bilinmekteyken bu kazılar, yasal yolla neden gerçekleştirilmez? (DEVAMI YARIN)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.