Hastaneler bir salgın nedeniyle dolup taşıyor. Kimse adını söylemiyor. Salgın var diyorlar. Enfeksiyon yüksek diyorlar. Ama bu öyle bir salgın ki coronadan beter. Haftalar süren kas ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, uykusuzluk say say bitmez. Seni yerden yere vuruyor.
Hastane koridorları ayakta durmakta zorlanan insanlarla dolu. İşin ilginç verilen ilaçlar ağrıları kesmiyor. Tıp bu konuda çaresiz gibi. Enfeksiyon düşerse ağrılarda dururmuş.
Bu bir hastalık mı, bir tablo mu, yoksa modern hayatın bedenlere kestiği yeni bir fatura mı? Stres, uykusuzluk, bağışıklık sisteminin yıllardır görmezden gelinen çöküşü mü tetikliyor bunu? Yoksa gerçekten yeni bir şey mi?
Bilmiyoruz.
Ama bildiğimiz bir şey var:
İnsanlar iyi değil. Ve bazen en tehlikeli salgın, istatistiklere girmeyen, adı konmayan, “geçer” denilip geçmeyen o hâlsizliktir.
Belki de bu yazının amacı teşhis koymak değil.
Sadece şunu kayda geçirmek:
Bir şey oluyor. Ve bedenler bunu haykırıyor. Adını koyamasak da, görmezden gelmemek gerekiyor.