Bu soruyu her duyduğumuzda içimizde aynı ağır sessizlik yankılanıyor. Çünkü aslında cevabı bilmiyoruz. Daha acısı, bu sorunun hâlâ soruluyor olması bile başlı başına bir utanç tablosu.
Her yeni haberle birlikte isimler değişiyor, şehirler değişiyor, hikâyeler değişiyor ama sonuç değişmiyor. Bir kadın daha hayattan koparılıyor.
Bu mesele artık yapısal bir sorun. Kadın cinayetleri sadece bireysel öfkenin, kıskançlığın ya da “anlık cinnetin” sonucu değil. Asıl mesele, kadının hayatını değersiz gören zihniyetin hâlâ varlığını sürdürmesi.
“Sevdiği için yaptı”, “sinirlerine hâkim olamadı”, “tahrik edildi” Bu cümleler yalnızca birer bahane değil, aynı zamanda şiddetin dilidir. Bu dil değişmeden, sonuçların değişmesini beklemek gerçekçi değil.
Her cinayet, aslında bize aynı şeyi söylüyor: Bu sadece bir güvenlik sorunu değil, bir zihniyet sorunu. Ve zihniyet değişmeden, bu iş çözülmez.