Dolar 8,2963
Euro 10,0198
Altın 484,11
BİST 1.428
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 29°C
Parçalı Bulutlu
Diyarbakır
29°C
Parçalı Bulutlu
Cum 29°C
Cts 32°C
Paz 31°C
Pts 27°C

KEÇİ BURCU HİKAYELERİ – 4 – DİYARBEKİR’İ GURBETTE ARAYANLAR – (Mevlüt Mergen’in Yazısı)

KEÇİ BURCU HİKAYELERİ – 4 – DİYARBEKİR’İ GURBETTE ARAYANLAR – (Mevlüt Mergen’in Yazısı)
A+
A-
14.04.2021
504

KEÇİ BURCU HİKAYELERİ – 4 – DİYARBEKİR’İ GURBETTE ARAYANLAR

Melankolik aşklar bitmiş, sevdalanmalar tükenmiş, çünkü deyim yerinde ise herkes açıkça sevme, sevilme özgürlüğüne kavuşmuş, kavuşanların kimi mutlu sonu görmüş, kavuşamayanlar fazla gam yememişlerdir, o olmazsa öteki olsun, elimi sallasam ellisi, saçımı  sallasam tellisi kabilinden sevgili bulmak zor olmaktan çıkmıştır.

Öyle insanlar da vardır ki bir zamanlar iç içe, deyim yerinde ise koyun koyuna yaşadıkları sevgililerini, içinde doğup büyüdükleri şehirlerini, mahallelerini, sokaklarını, hatta evlerini  terk edip gittikleri için sevgiliden ayrılır gibi gidişlerine yanmaktadırlar..

Ama terk ettikleri sevgilide hiç bir hata yok, günah yok, çirkinlik yok, aksine güzellik var, hoşluk var, mutluluk var, görmemiş bunu bazı insanlar, terk edip giderlerken.

Sanırım Diyarbekir’i terk ederken “yaşanmaz artık bu şehirde” diyenlerden söz ettiğimizi anlamışsınızdır, işte onların bazıları yaptıklarının yanlışlığını bugün görmüşler, uzaklardaki evlerinde bulamadıkları mutluluğu bırakıp gittikleri Diyarbekir’i kendi haline bıraktıklarını gurbette anlamışlardır.

Kimi şiire dökmüş duygularını, kimi içinde saklamış, arada bir gelip gitmekte bulmuş işin kolayını, bu kolayın içinde de şu zor’u yaşamışlardır O sevgiliyi, Diyarbekir’i arayıp bulmak isteği içlerini hep kavurmuştur.

İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya, Mersin’e ve daha birçok uzak şehre gitmiş bu şehri terk edenler, gittikleri yerlerde arayışlar içine girmişler, yaşayamadıkları kültürel güzellikleri “yaşayabiliriz” zanniyle dernekler, vakıflar kurmuşlar, zaman zaman bir araya gelmişler ve o sevgiliden, o güzel diyardan söz etmişlerdir, çünkü bu şehrin  hasreti içlerini yakmaktadır.

Bir araya gelip buluştukları günlerden birinde  aralarında şöyle bir söz kesmişler: “Bugün her birimiz bir dörtlükle o sevgiliye olan özlemi ve o sevgiliyi nerede bulacağımız adresi” dile getirsin”

İçlerinden biri itiraz edecek olmuş bu teklife:

– İyi ama biz şiiri bilmeyiz, nasıl olacak bu iş?

Hemen cevap bulmuş bu itirazı:

– Diyarbekir’li olsun da şair olmasın, bu şimdiye kadar görülmemiş bir olaydır, biz başlayalım göreceksin seninde içinde şairlik vardır, adam bu sözler karşısında itirazını geri çekerken:

-Öyle ise benim dışımda birisi başlasın ki ben ve arkadaşlarım onu takip edelim, “dert adamı söyletir” derler ya, içlerinden derdin kendisini çok söylettiği birisi söz alarak:

Bağrında bedenim can bulan toprak,

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

Yıkılmış “mutfakta” ta tütmeyen ocak,

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

Bu sözleriyle kendisinden sonrakilere “yol” göstermiş olan bu ilk şairden sonra sıra bir başkasına gelmiştir.

Sevgindir kalplerde taşınmaz olan,

Tarihin, kültürün, sanki kaybolan,

Bir il’ki içine yüz binler dolan,

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

“İtiraf” özelliği de taşıyor bu sözler, öyle ya tarihini, kültürünü kendileri terk edip gitmemişler mi, yerlerine gelen yüz binler yerleşmemiş mi?

İtirafın içindedir, o sevgilinin güzelliği, özelliği, bunları belki şu anda içinde yaşayanlar bilmezler ama, uzaktakiler çok daha iyi  bilir ve özlemini duyarlar nasıl mı:

Yıkıma inatla direnen surlar,

Savaşlar, zaferler, haklı onurlar,

Selçuklu, Osmanlı, hatta Asur’lar,

Sende arıyorum Diyarbekir’i..

Derin bir ah çekti söz sırası kendisine gelen adam, bir anda hatırlayıverdi o sevgilinin manevi yüzünü ve şöyle dedi:

“Halvet baba”, “Sultan Şüca” türbesi,

“Şeyh Yusuf”, “Kamışlı” “Sa’sa’nın” sesi,

Mardin kapısında “Gülşen türbesi,

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

Unutulur mu o sevgilinin tarihi yapıları, bunların bir kısmını da bir başkası dile getirerek:

Çifte han, Uğur han ve Hasan paşa,

“Safa” camisiyle, hem “Nasuh Paşa”,

Sinan’ın eseri can “Behram paşa”.

Sende arıyorum Diyarbekir’i. dedi.

Diğer birisi sanki şunu demek istedi, tamam söyledikleriniz hepsi doğru da bu şehrin ünlülerini niye dile getirmiyorsunuz ki, izin verinde onu da ben bir iki isimle anlatayım:

Süleyman Nazif’im, Şair Tarancı’m,

Amid’in derdiyle büyüyen acım,

“Anzele”de kilim yıkayan bacım,

Sende arıyorum Diyarbekir’i..

Bu şehrin hem dün’ü var hem de bugünü, bu durumda dile getirilmeli değil midir:

“Şehrimdir” diyerek övünen kesim,

Şanını anarken inleyen sesim,

Dün’ünü bugüne bağlayan resim,

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

Adres vermek de gerekmez mi bu sevgilinin bulunduğu yeri anlatırken, ararken:

Meraklı turistin haritasında,

Kurnası kurumuş hamam tasında,

Dünyanın şu kutlu coğrafyasında,

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

İnsanlarını, onların sevdiği yemeklerini de saymak gerekir diye düşündü bir başkası, onları da ben anlatayım dedi:

Gavuru gurbette, gavur meydanı,

Turistin meskeni Deliller hanı,

“Lebeni” aşının “pahır” kazanı,

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

Ve sanat yönü bu sevgilinin, varsın bugün bu sanatlar ve sanatkarlar tarihe gömülmüş olsun, bilinmesi gerekmez mi adres olarak düşünüldüğünde?

Kendi el emeğim, kilerde küpüm,

Bulursam onu ben kulpundan öpüm,

Ben gibi çağlayan on gözlü köprüm,

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

Bir başkası sanki yarıda kaldı anlattıkları kendinden önceki arkadaşlarının, tamamlamak üzere:

“Sinek bazarı”nda dokunan ipek,

Kırk düğme içinde giyilen yelek,

Sahoşlar geçidi meşhur “hançepek”,

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

Bir de  birbirlerine seslenişleri var ki bu sevgilinin insanlarının, neler mi?

“Kekom, dayzam, bibim, bacım, kardaşım”,

Çirik fırınında sönmez ataşım,

“Beden” de inleyen sert “bazalt” taşım,

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

Nehirleri, küçeleri, güzelleri anlatılmalıdır diye düşündü içlerinde genç olan birisi:

Dicle’den, Fırat’a, Ceyhan Meriç’e,

Bulurum zanniyle gezdiğim küçe,

Yarimin yüzünü gizleyen peçe,

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

Tabii sadece  oradakiler değildir o sevgiliyi arayan, daha çokları vardır, kimdir, nasıldır bu insanlar?:

Ben gibi çok vardır seni arayan,

Yüreği dert küpü, gözü çağlayan,

Amid sevgisine ümid ağlayan,

Sende arıyorum Diyarbekir.

Görüntüsü “var” olarak gösteriyor, şimdiye kadar anlatılanlarla, bir zamanlar “var” olduğu halde şimdi “yok” lar arasında oldukları  için dillendirildi, hem sonra var olan şimdiki haline benzer yerler başka  büyük şehirlerde yok mudur, yok mudur yüksek yüksek binalar, parklar, caddeler, Diyarbekir’de olmuş çok mu?:

Var gibi görünen şu “yitik şehir”,

Mührüdür Amid’in “Cami-i kebir”,

Sahabe diyarı başka ne denir:

Sende arıyorum Diyarbekir’i.

Bu şehri böyle sevgili yapan manevi değerleri  tam anlatılmalı idi şimdiye kadarki anlatımlar içinde, birazını da son olarak söz alan kişi:

Türbeler, camiler, hamamlar, han’lar,

Fedadır uğruna dökülen kanlar,

Ashab camisinde şehid sultanlar,

Sizde arıyorum Diyarbekir’i.

Bu on altı kişi böylece bitirdiler aradıkları sevgiliyi anlatan deyişlerini, bir dahaki toplantılarında kendilerini nelerin kandırdığını, o sevgiliyi neden bırakıp gittiklerini anlatmak üzere söz kestiler ve ayrıldılar.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.