Dolar 9,2220
Euro 10,7186
Altın 524,31
BİST 1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 32°C
Az Bulutlu
Diyarbakır
32°C
Az Bulutlu
Cts 32°C
Paz 28°C
Pts 26°C
Sal 25°C

KENT NEDİR?

KENT NEDİR?
A+
A-
25.01.2018
515

Şehirde yaşayanın, bulunduğu yerleşim yerine “Kent” demesine nasıl bakmalı?

Kent, Farsça bir kelimedir, bizim daha önce kasaba, sonradan il ifadesinden mülhem ilçe olarak telaffuz ettiğimiz kaza.

Vilayet, Eyaletin bir parçasıdır, kasaba-kaza, vilayetin bağlı yerleşim bölümüdür. İsteyene sancak’ı da anlatmamız mümkündür, yeri değil.

Arada bir şehir merkezinde “Kentimizi seviyoruz.” Çerçevesinde afişler var.

Bir dönem, şehrin kirliliğinin, çöpünün önüne geçmek için, kim sloganı bulmuşsa bulmuştu:“Şehrimizi uzaylılar mı kirletiyor?”

Halkın son yirmi senede yaşadığı iç göç, eğitimsizlik, köy-şehir arasında çektiği sıkıntı, varlıktan yokluğa düşme ve sosyolojik gerçekler, şehrin gerektiği gibi görünümünü bozmuştu. Bu görüntü kirliliği, vatandaşın hor görülmesini amaçlamıyorsa dahi, “Uzaylılar” ifadesi, amacını aşmıştı.

Şimdi kentte mi şehirde mi yaşıyoruz?

Kentte diyenlerin çoğu, alt yapı, üst yapı derdi olmayan, sitelerde yaşayan, etrafı güvenlikli yaşam alanlarında dertsiz-tasasız yaşayan, dairesinin bulunduğu sitedeki parkta aracı bulunan, ekmeğini site içinden alan, yemeğini bazen ailecek dışarda yiyen, dairesinden sabah çıkıp akşamleyin dönenlerin olduğunu belirtelim.

Birisine sorulduğunda “Bağlar’da yaşıyorum.” Cevabını alırsınız. Çünkü Bağlar, son kırk – kırk beş yılda ortaya çıkmış, şehrin en büyük mahallesinin ilçeye dönmüş şeklidir.

Bağlar’da gecekondulaşma yayığındır, kargir yapılar çoğunluktadır. Tek katlı evin, apartmana dönüştüğü ortamda ne mimarî yapı  ne estetik görünüm söz konusudur. Sokaklar genelde çıkmazlarla doludur, caddeler oldukça dardır, dikilen yapılardan araç park edilecek yerler yok denecek kadar, yeşil alanlar gibi sınırlıdır. Bağlar’ı bu yönleriyle şehirden saymak çok zordur, Yenişehir’in Şehitlik Semti gibi, Aziziye Semti gibi.

Biz, hayalimizde “Ofis’te bir evimiz olsun.” İle büyüdük.

Şimdi Diclekent ve sonrasında Metropolkent, şimdi Yetmiş Beş Cadde ile devam eden istenilen yerde yaşama hayali, yarın şehir merkezinden yirmi kilometreden uzak yerlere sıçrayacak.

Dün şehrin nüfusuna paralel Deliller Hanı’nda bulunan Sebze ve Meyve Hali, Urfa Kapı’ya taşınmıştı.

Bu gün Bağcılar’da yapılan Toptancılar Sitesi gibi, Yeni Meyve Hali, çepeçevre şehir içinde kaldı.

Bağlar’da yapılan cezaevi, şehrin merkezinde yer aldı, yenisinin etrafı peyder pey doldu.

 

Yenişehir Mezarlığı’nı şehrin dışında düşünen plânlamacılar, şimdi şehir merkezinin içine sıkışmış halde duran mezarlık için ufuk açıcı plânlarını savunamaz haldedir.

Elli sene sonrasını bilmeden elli sene sonrasını hayal edenler, Yeni Otogarı da şehir içinde görmekten sıkılmıştır, muhakkak.

Şehrin bugün dokunulmamış nadir bölgeleri, Askeriyye Alanı’dır. Bu alanda mukim, yer değiştirirse, şehrin Fis Kaya kısmından Ergani Çevresi’ne yeni yapılaşmalara zemin hazırlar ki bu sadece yirmi sene sonrası bir önsezi kabul edilebilir. Belki de beş yıl içinde bu gerçekleşebilir.

Hastanelerin savruk halini eleştirenler olabilir. Merak etmeyin, her hastane, etrafı çevrili konumdadır, Dağ Kapı’dakiler hariç.

Özel hastaneler, daha çok dar geçimli olan mahallelerden uzaktır, yeni yapılaşmanın yoğunlukta olduğu semtlerdedir.

Herhangi bir vatandaş çevrilse yoldan ve sorulsa kendisine:

-Siz nerede yaşıyorsunuz?

Cevabı içinde “Diyarbakır” oldukça düşük bir ihtimaldir: Bağlar, Yenişehir, Diclekent, Metropol, Otogar-Talaytepe

Şehir Araştırmaları Merkezi, zamanında kurulsaydı, şehrin bu gün çektiği sıkıntılar olmazdı, çoğunlukla. Bizim ön ayak olmaya çalıştığımız Şehir Araştırmaları Merkezi için son on yılda destek arayışımız, nur topu gibi bir derde sahip olmamızı sağladı, açıklıkla.

Şehrin bozulan mimarîsi mi dersiniz, Nazım İmar Plânı’ndaki çarpıklıklar mı?

Ali Paşa Mahallesi ve Eski Şehrin Merkezi Sur için, gelişmeleri yerel basından takip etmeye çalışıyoruz. Ne olacak, yapılanlar hangi aşamadadır? Resmî açıklamalar netleşmediği için bir kanaat belirtmemiz, şimdilik güç. Diyarbakır, iç içe kentler biçiminde sağlıksız görüntü arz ediyor, kısaca.

Eskisi gibi bir şehirli “Diyarbekirliyim” diyemiyorsa, “Erganiliyim.”, “Kulpluyum”, “Bismilliyim.” “Silvanlıyım” demekteyse, şehir merkezinin çok göç almasından kaynaklı sosyolojik bir sonuçtur, bu. Her ilçeden gelenlerin aynı ya da birbirine yakın semtlerde ikamet etmeleri, halen akrabalık-aşiret bağlarını sürdürdüğünü gösterir.

-Sahi siz nereliydiniz?

Bir sohbette konuşurken, şehir konulu sorulan soru. Konuştuğumuz şehir, Diyarbakır’dı. Bize soruyu soran, Liceli’ydi. Lice’yi kendisine anlatınca sevinen dinleyicimiz, bizi Liceli, sandı. Çeper Kalesi’ni, Dakyanos Olayı ile Ashab-ı Kehf’i, Sınne Köyü’nü, Bırkleyn Mağaralarını ayrıntılarıyla anlattıktan sonra bu konuları içine alan Diyarbakır Araştırmaları-7 Kitabımızı hediye ettik… Bu kitabımızın bir ismi de Ashab-ı Kehf idi, Zembilfroş ve Kırklar Dağı ile.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.