Konuşmadığımız Her Şeyi Zihnimiz Tamamlıyor

Abone Ol

Akıl okumak:

Karşımızdaki insanın ne düşündüğünü, ne hissettiğini ya da neden öyle davrandığını herhangi bir kanıt olmaksızın bildiğimizi varsaymak demektir.

İnsan zihni boşluk sevmez.

Bilmediğini öğrenmek yerine çoğu zaman tamamlamayı seçer.

Bir mesaj geç gelir.

“Bana değer vermiyor.”

Bir ses tonu değişir.

“Kesin bana kırgın.”

Eskisi kadar sık aramaz.

“Artık beni sevmiyor.”

Ve işin ilginç yanı şudur:

Bunların hiçbiri yaşanmamıştır da sadece düşünülmüştür.

Ama insan zihni bazen düşündüğü şeyi yaşanmış kadar gerçek kabul eder.

İlişkilerin büyük bir kısmı yaşananlardan değil, yaşandığını sandığımız şeylerden yara alır.

Çünkü çoğu insan karşısındakiyle konuşmak yerine, onun yerine düşünür.

Onun yerine hisseder. Onun yerine karar verir.

Sonra da kendi yazdığı senaryoya kırılır.

Hiç düşündünüz mü?

Bir insanın kendi iradesi ile söylemediği bir cümleye kırılmak ne kadar tuhaf aslında...

Ama yapıyoruz. Hem de sık sık.

Partnerimiz sessiz kalıyor. Biz o sessizliğin içine terk edilme korkularımızı yerleştiriyoruz.

Bir arkadaşımız uzaklaşıyor. İçine değersizlik hikâyelerimizi dolduruyoruz.

Bir bakış görüyoruz. İçine reddedilmişlik anılarımızı bırakıyoruz.

Karşımızdaki insanın ne yaptığı kadar, bizim onun davranışına ne anlam yüklediğimiz de ilişkiyi belirliyor.

Ve bazen ilişkiyi bitiren şey ihanet, ilgisizlik ya da sevgisizlik olmuyor.

Sorulmayan bir soru, kurulmayan bir cümle, yapılmayan bir konuşma oluyor.

Çünkü iletişimin olmadığı yerde yorumlar çoğalır.

Yorumların çoğaldığı yerde yanlış anlamalar büyür.

Yanlış anlamaların büyüdüğü yerde ise insanlar birbirinden değil, birbirleri hakkında oluşturdukları hikâyelerden uzaklaşır.

Oysa gerçek çoğu zaman zihnimizin anlattığı kadar dramatik değildir.

Belki yorgundur.

Belki dalgındır.

Belki kendi hayatının içinde çözmeye çalıştığı başka meseleler vardır.

Ama biz bunu sormak yerine bilmeyi tercih ederiz.

İşte insanın düştüğü en büyük tuzaklardan biri de budur.

Bilmediği şeyi bildiğini sanmak.

İletişim cesaret ister. Çünkü sormak risklidir.

"Benimle ilgili bir problem mi var?" demek , "Kırıldım." demek, "Ne hissettiğini merak ediyorum." demek risklidir.

Ama inan bana...

Sormamanın bedeli çoğu zaman cevaptan daha ağırdır.

Bugün birçok ilişki sevgisizlikten değil, iletişimsizlikten yoruluyor.

İnsanlar birbirlerini kaybetmeden önce birbirlerine ulaşmayı bırakıyor.

Ve sonra şu cümleyi kuruyorlar:

"Meğer hiç düşündüğüm gibi değilmiş."

Çünkü çoğu zaman öyledir.

Hayatın en büyük yanılgılarından biri, zihnimizin anlattığı her hikâyeyi gerçek sanmaktır.

Belki de ilişkileri koruyan en güçlü beceri haklı olmak değil, merak etmektir.

Varsaymak değil, sormaktır.

Yorumlamak değil, anlamaya çalışmaktır.

Ve bazen insanın kendine hatırlatması gereken en önemli cümle şudur:

Karşımdaki insanın zihninde yaşamıyorum.

Bu yüzden bilmenin tek yolu, konuşmaktır.

Çünkü konuşulmayan her şey büyür.

Ama konuşulan birçok şey çözülebilir.

Ayrıca bir çok sağlık probleminin temelinde de konuşulmayan şeyler yatar.

İletişimle kalın, sevgiler.