Hayat bazen omzumuza usulca dokunup kulağımıza bir şey fısıldar.
Bazen de hiç hazırlık yapmadan kapıyı kırarak içeri girer.
Bir telefon gelir.
Bir mesaj düşer ekrana.
Bir cümle duyarsın.
Ve her şey değişir.
Kimi zaman kötü bir haberle sarsılırız.
Bir ayrılık...
Bir kayıp...
Bir hayal kırıklığı...
Bir ihanet...
O an dünya durmuş gibi gelir. Nefes almak bile ağırlaşır. İçimizdeki acının büyüklüğüne bakıp bunun hiç bitmeyeceğini düşünürüz.
Ama iyi bir haberim var:
Geçiyor.
Evet...
Geçiyor.
İnsan en büyük acılarına bile alışıyor demeyeceğim. Çünkü bazı acılara alışılmaz, bazı eksiklikler ömür boyu bizimle kalır. Ama insan o acıyla yaşamayı öğreniyor.
Bir zamanlar her sabah gözlerini yaşla açan kişi, bir gün kahkahalar atarken buluyor kendini.
Bir zamanlar bir ismi duyduğunda dağılan kalp, bir gün o ismi duyup yoluna devam edebiliyor.
Bir zamanlar nefesini kesen şey, yıllar sonra yalnızca bir hatıraya dönüşüyor.
Zaman her şeyi silmiyor ama bir şeylerin şeklini değiştiriyor.
İşte tam burada size kötü bir haber vereyim.
Mutluluk da geçiyor.
Evet...
Yanlış okumadınız.
Kötü haber de bu.
Çünkü hayatın en büyük yüklerinden biri, mutlu anları sonsuza kadar sürdürmeye çalışmaktır.
Oysa hiçbir mevsim sonsuza kadar sürmez.
İlkbahar gider.
Yaz gider. Çocukluk gider. Gençlik gider.
Birlikte çekilen fotoğraflar eskir kalır. Sevdiğimiz insanlar yaş alır.
Biz değişiriz. Hayat değişir.
Ve mutluluk dediğimiz şey de bir fotoğraf karesi gibi gelip geçer.
Belki tam da bu yüzden kıymetlidir.
Çünkü sonsuz olsaydı fark etmezdik.
Düşünsenize...
Bir çocuğun size sarıldığı o birkaç saniye...
Annenizle içtiğiniz bir fincan çay...
Sevdiğiniz kişinin gözlerinin içine bakarken hissettiğiniz o sıcaklık...
Bir dostla edilen uzun bir sohbet...
Gün batımında yakalanan o huzur...
Bunların hepsi geçiyor.
Ama sanki birazda geçtiği için değerli.
Geçtiği için özel.
Geçtiği için unutulmaz.
İnsan çoğu zaman hayatı yanlış yerden tutuyor.
Acılarının hiç bitmeyeceğinden korkuyor.
Mutluluklarının hiç bitmemesi için çabalıyor.
Oysa ikisi de mümkün değil.
Çünkü hayat, tutabildiğimiz şeylerden değil; akıp giden şeylerden oluşuyor.
Belki de olgunlaşmak dediğimiz şey tam olarak budur.
Acı geldiğinde paniklememek...
Mutluluk geldiğinde ise ona ebedi şekilde sahip olmaya çalışmadan tadını çıkarmak...
Çünkü ikisi de misafir.
Ve misafirlerin ortak bir özelliği vardır:
Kalmazlar.
Bugün hayatınızda sizi yoran ne varsa...
Geçecek.
Bugün sizi dünyanın en mutlu insanı yapan ne varsa...
O da geçecek.
Ama geriye bir şey kalacak.
Yaşadıklarınızın sizi dönüştürdüğü insan...
İşte asıl mesele de bu.
Hayat bize hiçbir duyguyu sonsuza kadar vermiyor.
Ama her duygudan bir parça bırakıyor.
Ve biz, geçen şeylerin ardından kalanlarla büyüyoruz.
Kötü haber:
Geçiyor.
İyi haber:
Geçiyor.
Hayatın bütün hikâyesi belki de bu iki cümlenin arasında saklı...