Mürcie, İslam düşünce tarihinde "büyük günah işleyenlerin durumunu, Allah'a erteleyen" ve "imanın yanında günahın zarar vermeyeceğini" savunan itikadi/siyasi bir fırkadır. 7. yüzyılda Hz. Osman/Ali dönemi, iç savaşlardaki ihtilaflardan çekinerek ortaya çıkmışlardır. İnanca göre amel, imandan bir parça değildir. Yukarıda da beyan edildiği üzere; adı geçen Mürcie, Mezhebi ve itikadi bir Fırkanın adıdır.
Haricilik ne kadar keskin bir algı ise, Mürcie de o kadar uyuşturucu bir ninnidir. Tarih boyunca İslam dünyasının damarlarına sızan bu zihniyet, bugün Kur’an’dan kopuşun ve toplumsal ataletin en sinsi sebeplerinden biri haline gelmiştir.
İman ile Amel Arasındaki Uçurumun açılması, Mürcie Zihniyetinin, İslam dünyasında kök salmadından dolayıdır ve Kur’an’dan Kopuşa yol açmaktadır.
İslam düşünce tarihinde Haricilik, Müslümanları "tekfir" ederek (dinden çıkararak) ümmetin birliğine ne kadar büyük bir darbe vurduysa; Mürcie akımı da imanı amelden ayırarak Müslüman kimliğini o derece zayıflatmıştır. Mürcie’nin temel kurgusu olan İman varsa amel olmasa da olur, kişi eninde sonunda kurtulacaktır anlayışı, zamanla dini bir rehavete ve Kur’an’ın emirlerine karşı bir duyarsızlığa yol açmıştır* .
Zaten Müslümanım Yanılgısı ve Kültürel Müslümanlık
Bugün İslam toplumlarında gözlemlenen en büyük tehlike, Müslümanlığın bir "tercih" ve "yaşam biçimi" olmaktan çıkıp, sadece bir "coğrafi kimlik" haline gelmesidir. Anne ve babası Müslüman olduğu için kendini doğuştan garantide hisseden birey, dini sorumlulukları yerine getirmemeyi vicdanında meşrulaştırır. Bu durum, şeytani bir vesvese olan coğrafi kurtuluş illüzyonunu doğurur.
Kişi, bir toplumda doğmuş olmayı, Allah katında bir imtiyaz zannetmektedir.
Kur’an’a Yönelmedeki bir diğer Gevşeklik: Kalbim Temiz Perdesidir.
Kur’an-ı Kerim, hemen hemen her ayetinde "İman edenler ve salih amel işleyenler" ifadesini kullanarak, inancın mutlak surette bir eylemle taçlanması gerektiğini vurgular. Ancak Mürcie rüzgarıyla şekillenen modern anlayış, bu ayetlerin üzerini "kalp temizliği" kavramıyla örter.
Aldatıcı Bir teselliye yol açar "Amelim yok ama kalbim temiz" diyen kişi, aslında Kur’an’ın inşa etmek istediği ahlaki ve hukuki disiplinden kaçmaktadır.
Kişi, kendi kurguladığı bir din anlayışıyla kendini aldatır ve hayatını Kur’an’ın ölçülerine göre değil, kendi konforuna göre dizayn eder.
Allah’ın Affıyla Aldatılmak da peşinden gelir. Bu zihniyetin en tehlikeli sığınağı, Allah’ın sonsuz rahmetini bir suistimal aracı haline getirmektir. Kur’an bizi bu konuda net bir dille uyarır: "...O yaman aldatıcı (şeytan), Allah’ın affına güvendirerek sizi aldatmasın." (Fâtır, 5).
Müslüman, Allah’ın affına güvenerek günaha ve ihmale dalan değil; O’nun rızasını kaybetme endişesi ile Kur’an’a sarılan kişidir. Allah’ın Gafur (Affedici) olması, kulun vurdumduymazlığını meşrulaştırmaz; aksine kulun bu merhamete layık olma çabasını gerektirir.
Bir Uyanış İhtiyacımız var.
Kur’an’dan uzaklaşmanın temelinde, dinin sadece bir "etiket" olarak görülmesi yatar. Mürcie etkisiyle pasifize edilen zihinler, Kur’an’ı hayatın merkezinden çıkarıp sadece mezarlıklarda okunan veya duvarlara asılan bir "teberrük" nesnesi haline getirmiştir.
Müslüman toplumların bu ataletten kurtulmasının tek yolu; imanın bir iddia, amelin ise o iddianın ispatı olduğu gerçeğine dönmektir. Kurtuluş, atalette değil; Kur’an’ın rehberliğinde inşa edilen ahlaklı ve ilkeli bir yaşamdadır. Peygamber Efendimizin ve onun Sahabelerinin hayatlarını örnek alacak bir hayat inşa etmektir.