Mahir Yüksel yazdı: Şii hilalinden Sünni dairesine; Ortadoğu’da büyük kırılma

Abone Ol

Ortadoğu’da son dönemde yaşanan gelişmeler, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte de dengelerin değişmekte olduğuna işaret ediyor. İran, Amerika ve İsrail arasında yaşanan çatışmaların ardından oluşan tablo, uluslararası sistemin mevcut kurumlarının da yeniden tartışılmasına yol açmış durumda. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler’in yapısında köklü değişimlerin gündeme gelmesi beklenirken, benzer dönüşüm baskılarının Avrupa Birliği ve NATO gibi yapılarda da hissedileceği öngörülüyor. Tabi pratikte bu tür dönüşümlerin son derece yavaş ve zor gerçekleştiğini de unutmamak gerekir.

Yeni dönemde Ortadoğu’nun askeri, siyasi ve sosyoekonomik anlamda yeniden şekillenmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu süreçte Türkiye, Irak ve Suriye’nin nasıl bir pozisyon alacağı ise kritik önem taşıyor. Türkiye’nin, sınır hattında devam eden çatışmalara rağmen siyasi istikrarını koruyabilmesi dikkat çekici bir unsur olarak öne çıkıyor. Benzer şekilde, Erbil yönetiminin yoğun saldırılara maruz kalmasına rağmen istikrarını sürdürmesi ve barışçıl bir tutum benimsemesi, bölgedeki dengeler açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Bu çerçevede Ankara–Erbil hattında yeni dönemde daha derin ve çok boyutlu ilişkilerin kurulması ihtimali güçleniyor. Ekonomik, güvenlik ve diplomatik alanlarda artacak iş birliği, iki tarafı da bölgesel denklemde daha etkili bir konuma taşıyabilir. Ama bu da sular durulduğunda İran’ın Ortadoğu üzerindeki nüfuzunun hangi düzeyde olacağı ile ilgili bir durum olarak önümüze çıkmakta.

Öte yandan Bağdat–Şam hattında farklı bir tablo ortaya çıkma ihtimali bulunuyor. Mezhep temelli gerilimlerin artabileceğine dair işaretler giderek belirginleşirken, Irak merkezi yönetiminin kronikleşen iç sorunları çözmekte zorlanması dikkat çekiyor. Devlet kapasitesindeki zayıflama ve yönetimsel dağınıklık, Bağdat Yönetiminin devlet ciddiyetinden ve disiplininden gittikçe uzaklaşması Irak’ın geleceğine ilişkin alternatif senaryoları gündeme taşıyor. Bu bağlamda, ülkenin bir çözüm arayışı olarak konfederal bir yapıya yönelmesi ihtimali de tartışılan seçenekler arasında yer alıyor.

Amerika’nın İran politikası da bu yeni dönemin önemli başlıklarından biri olmaya aday. İran’da oluşan yeni yönetimin devamlılığını destekleme karşılığında, Hürmüz Boğazı’nın statüsüne ilişkin çok taraflı bir düzenleme arayışına girilmesi olası görünüyor. Körfez ülkeleri ve Avrupa devletlerinin de dahil olacağı bu süreç, enerji güvenliği ve küresel ticaret açısından kritik sonuçlar doğurabilir. Ayrıca, Amerika’nın İran üzerinde kapsamlı bir denetim mekanizması kurabilmesi halinde, uranyum zenginleştirme faaliyetlerine sınırlı ölçüde izin verilmesi ihtimali de tartışmalar arasında yerini alıyor. Bu açıdan oluşacak durum her ne kadar geçmişte imzalanmış JCPOA( Ortak Kapsamlı Eylem Planı) anlaşmasına benzese de bugünkü şartlarda İran üzerinde kontrolü sağlayabilen bir Amerika için uygulanabilirliği daha mümkün görünüyor.

( JCPOA (Ortak Kapsamlı Eylem Planı), 2015 yılının Temmuz ayında İran ile P5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Rusya + Almanya) arasında imzalanan, İran'ın nükleer programını kısıtlama karşılığında ekonomik yaptırımların kaldırılmasını içeren bir anlaşmadır. İran'ın nükleer silah edinmesini engellemeyi amaçlayan bu anlaşma, 2018'de ABD'nin çekilmesiyle büyük darbe almıştır)

Bu noktada Haziran ayında Fransa’nın ev sahipliğinde yapılacak G7 zirvesinin yeni dönemde Hürmüzün Statüsünün nasıl şekilleneceği konusunda önemli bir toplantı olacağını da hatırlamakta fayda var.

(Fransa, 2026’da G7 Dönem Başkanlığını üstlenerek 52. G7 Zirvesi'ni 15-17 Haziran’da Évian-les-Bains şehrinde düzenleyecektir. Zirvede ekonomik istikrar, iklim değişikliği ve dijital yönetişim gibi küresel konuların ele alınması bekleniyor. 2026 yılında G7 ülkeleri; Fransa (dönem başkanı), Kanada, Almanya, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri'nden oluşmaktadır. Rusya’nın 1997de oluşuma girmesiyle G7 olarak bilinen grubun adı G8 oldu ve 2014e kadar G8 olarak bilinen oluşum Rusya’nın gruptan çıkarılmasıyla tekrar G7 olarak isimlendirildi.”

Tüm bu gelişmeler ışığında, Ortadoğu’da uzun süredir dile getirilen “Şii Hilali”nin etkisinin zayıfladığı ve yeni bir jeopolitik hattın şekillenmekte olduğu söylenebilir. İslamabad, Ankara, Kahire ve Riyad ekseninde oluşan bu yeni denklemin, bölgenin siyasi ve ideolojik yönelimlerinde önemli değişimlere yol açabileceğine dair işaretler bulunuyor. Böylece Şii Hilalinin yerini Sünni Dairesi alabilir diyebiliriz ve oluşacak yeni sistemi Avrupa Birliğine benzetecek olursak da yeni dönemin Brükseli olarak Erbili görebiliriz ki mevcut kaliteli kadrolar bu duruma Erbilin uygun olduğunu göstermekte. Öte yandan Brüksel’in bu rolü kazanmasının onlarca yıllık kurumsallaşma, ekonomik entegrasyon ve siyasi uzlaşının ürünü olduğunu da göz ardı etmemek gerekir ki

Sonuç olarak, dünya yeni bir kırılma sürecinden geçerken Ortadoğu bu dönüşümün merkezinde yer almayı sürdürüyor. Önümüzdeki dönemde kurulacak ittifaklar, devletlerin iç dengeleri ve bölgesel iş birlikleri, yalnızca bölgenin değil küresel sistemin geleceğini de belirleyecek. Bu arada önceki yazımda Amerikanın şuanda îranda meydana gelen mevcut yönetimle devam etmeye sıcak baktığını belirtmiştim. Son gelişmeler de yeni yönetimle inişli çıkışlı müzakere döneminde Hürmüz Boğazına yeni bir statü kazandırma girişimi içinde olacak olan Amerika yönetiminin sürece Nato, Avrupa Birliği ve Körfez ülkelerini de dahil ederek bir baskı unsuru oluşturacağına işaret etmekte. Tabi bu süreçta Rusya ve Çin’in İranla kuracağı temasların daha görünür bir hal alacağına dikkat çekmekte fayda var.