Dolar 16,5774
Euro 17,5794
Altın 973,44
BİST 2.529,26
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 34°C
Açık
Diyarbakır
34°C
Açık
Çar 36°C
Per 37°C
Cum 36°C
Cts 35°C

PAHALILIK VE HUZUR!.. (Mevlüt Mergen’in Yazısı)

A+
A-
18.05.2022
344

KÜÇE BAŞI

Daha  önceleri halkın huzurunu kaçırma olayına “anarşi” kişiler söz konusu olduğunda “anarşist” denirdi, sonra değişen çok şey gibi bu tanımlarda değişikliğe uğrayarak“terör” ve “terörist” oldu, yıllardır mücadele edilmesine rağmen “terör” olayları bitmedi.

Kişisel görüşümüze göre yeni bir “terör” olayı yaşanmaya başlandı ve adı da “pahalılık” oldu, çünkü pahalılık halkı canından bezdirmekte, onunla mücadele eder görünenleri de rahat bırakmamaktadır.

Evet, pahalılık bir terördür, bazıları onu anlatırken ”canavar” demektedir, bu canavarın anasının adı da “enflasyondur” öylesine bir canavar ki onu tarif etmeye “ahtapot” kelimesi yetmemektedir, çünkü ülkenin hemen her yerinde, köyünde, kentinde aynı anda görülebilmektedir.

“Tuzu kurular” için mesele yok, onlar “pahalılık varsa vardır bize ne?” diyebilmekte, lokmasını ağzına götürürken hiç sıkıntı çekmemektedir, ancak büyük çoğunluğu “halk” olan bu terörden, yani pahalılıktan, yanı enflasyondan huzursuz olmakta, sıkıntıdan kurtulamamaktadırlar.

“Resmiyet” her ne kadar halkı ezdirmeyeceğiz” dese halk “kırmızı et” alırken, eyniri” evine götürmek isterken, hatta soğana,patatese, patlıcana el uzatırken bile fiyatlarının ağırlığı altında “ezilmekten” kurtulamıyor.

Pahalığın vardığı noktayı belirtmek için “etiketlere” dokunmak, üzerlerindeki rakamlara bakmak yeterlidir, daha doğrusu televizyon kanallarındaki haberlerde bile görmek mümkün pahalılık terörünün vardığı boyutu görmek için.

Halk gerçekten pahalılık terörü sebebiyle “huzursuzdur” bu huzursuzluk en küçük bireylere kadar uzamaktadır, çünkü sıkıntısı hemen herkesi, her tarafı kuşatmıştır, denebilir ki bu sebepten halkın yaşam kültürü değişmiş, belli bir çerçeve içinde sınırlandırılmıştır.

Nitekim her yıl bayramlarda şehirlerarasında yapılan “sıla” ziyaretleri bu sene yapılamamış, otobüsler boş koltuklarla kala kalmışlardır, çünkü bilet fiyatları deyim yerinde “uçmuş” insanlar bayram sevincini yaşayamamış, ziyaretlerine gidemediği sevdiklerinin özlemini sineye çekmiştir.

Pahalılık terörü dar gelirlinin, asgari ücretlinin hayatına kast eden bir terördür, çünkü insanlar sağlıklı beslenmek için “sağlıklı gıdaya ulaşamamaktadır,denebilir ki ülkemiz “obez” olmak yönünden avrupayı bile geride bırakmıştır, doğudur derim, çünkü artık bir sofra etrafında toplanılamamakta, “besmele” çekerek yemek yiyememekte, ama ayakta beslenmeyi tercih etmektedir..

Ayakta beslenmek ise halka hem kolay ve hem de “ucuz” görünmektedir, simitle, içinde ne olduğu bilinmeyen “ekmek arası” gıdalarla sağlıklı bir şekilde ayakta durduğunu sanmaktadır, şunu hatırlatmak da yarar var, hastanelerde “hasta” yoğunluğu” yaşanmaktadır, neden acaba?

Bir zamanların “ince hastalığı” olan “verem” gitmiş, yerine “şişmanlık” yani obez hastalığı gelmiştir, ince hastalığı yani verem nasıl ki insanlar yoksulluktan vereme yakalanmışsa, “obez” yani şişmanlık da aynı sebepten insanların yakasına yapışmıştır, veremle mücadelede başarı sağlanmış, ancak pahalılık terörüyle mücadele edilememektedir. Allah her zamanımızı hayretsin..

Berhudar olasınız, ömrünüze bereket sevili okurlarım.

ŞİİR

MESİRE ŞEHRİYDİ DİYARBEKİR’İM

Şimdi siz bakmayın yok olmuşluğına,

Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

Adları yaşarken yıkılmışlığına,

Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

 

“Göğsu güzel” diye bir yeri varmış,

Burada göğüsler aşkla çarparmış,

Seven sevdiğine durmaz koşarmış,

Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

 

“Gam götürmez” gamzedelerindir,

Kalpte gam yaresi hayli derindir,

Her yanı ağaçlık çokta serindir,

Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

 

Bilirsin “şemsiler” Dicle’ye karşı,

Çimlere oturan seyreder arşı,

Sonradan kabristan oldu yukarsı,

Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

 

“Kumarhane” ise surların dibi,

Mesken tutar imiş şehrin garibi,

Kuştüyü yatağa benzermiş çimi,

Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

 

“Küncülü bahçe”yi görenler bilir,

Burada ağaçlar göğe yükselir,

Şehrin hanımları her Cuma gelir,

Mesire şehriydi Diyrbekir’im.

 

“Osman ağa” dahi bir ünlü bahçe,

Dalında bülbül var, neylesin serçe,

Elvan elvan güller, kim neyi seçe?

Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

 

“Cin Ali” bahçesi daha dün vardı,

Kara höbüründen şehir doyardı,

Kaybolan kültürün hüzünü sardı,

Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

 

Hele o “benu-sen” nasıl anlatsam,

Kaybını kalbime dert edip katsam,

Yine çocuk olsam, “has” alıp satsam,

Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

 

“Erdebil’e” halkım “berdebil” dedi,

Meyan şerbetine hep sebil dedi,

Dede torununa bunu bil dedi,

Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

 

“Keşiş değirmeni” ilk kez işittim,

Bilir diye “Musa Tutka”ya gittim,

Ağzından bal akar, dinlerken bittim,
Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

 

Yaşayan sadece “Gazi köşkü” var,

Köşke gözü gibi bakan Aziz Kadri var,

Dicle kenarında bir de “Esfel” var,

Mesire şehriydi Diyarbekir’im!..

Diyarbekir, 13.03.2006

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.