<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Öz Diyarbakır Gazetesi | Son Dakika Diyarbakır Haberleri</title>
    <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com</link>
    <description>Diyarbakır haber, son dakika Diyarbakır haberleri için yerel sitemizi ziyaret edin! Diyarbakır'da trafik kazası, siyaset, spor ve diğer gelişmeler burada.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/rss/ozel-haber" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 14 Aug 2026 09:19:42 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/rss/ozel-haber"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da hukukçu Ülsen’den Çerçeve Yasa değerlendirmesi: Tek başına yeterli değil]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-hukukcu-ulsenden-cerceve-yasa-degerlendirmesi-tek-basina-yeterli-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-hukukcu-ulsenden-cerceve-yasa-degerlendirmesi-tek-basina-yeterli-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’da hukukçu Cihan Ülsen, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir oy çokluğuyla kabul edilen Çerçeve Yasa’yı değerlendirdi. Yasanın Türkiye’nin siyasi ve toplumsal tarihi açısından önemli bir adım olduğunu belirten Ülsen, sürecin artık toplumsallaşması gerektiğini söyledi. Çerçeve Yasa’nın önemli eksiklikleri bulunduğunu da vurgulayan Ülsen, özellikle 1 Haziran 2005 tarihinin kapsam dışında bırakılmasına dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#3498db">DİYARBAKIR HABER-  </span></a></strong>Türkiye’nin uzun yıllardır devam eden en önemli siyasi ve toplumsal meselelerinden biri açısından yeni bir döneme giriliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir oy çokluğuyla kabul edilen <strong>Çerçeve Yasa</strong>, sürecin hukuki zemininin oluşturulması bakımından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak yasanın kapsamı, 1 Haziran 2005 tarihine getirilen sınırlama, siyasi mahpuslar ve hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunan kişilerin durumu, Avrupa’da bulunanlar ile dağdaki kişilerin sürece nasıl dahil edileceği ve entegrasyonun hangi mekanizmalarla gerçekleştirileceği kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.</p>

<p><strong>Diyarbakır’da hukukçu Cihan Ülsen</strong>, Çerçeve Yasa’nın yalnızca bir başlangıç olduğunu belirterek, bundan sonraki sürecin hukuki netlik, hukuk güvenliği, toplumsal entegrasyon ve yeni bir toplumsal sözleşme ekseninde ilerlemesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Ülsen ile Çerçeve Yasa’nın kapsamını, eksiklerini, 1 Haziran 2005 sınırlamasını, entegrasyon sürecini, Avrupa’da ve dağda bulunanların durumunu ve Türkiye’nin bundan sonraki süreçte atması gereken adımları konuştuk.</p>

<p><em><strong>“Çerçeve yasa toplumsallaşma sürecini başlatıyor”</strong></em></p>

<p><strong>Cihan Bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir oy çokluğuyla kabul edilen Çerçeve Yasa’yı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu yasa ne ifade ediyor?</strong></p>

<p>“Bu Çerçeve Yasa’nın Türkiye siyasi tarihi için, Türkiye’nin toplumsal tarihi için önemli ve değerli bir adım olduğunu düşünüyorum. Çünkü dikkat ederseniz süreç başladığından beri birtakım eleştiriler vardı. Bu eleştiriler de sürecin toplumsallaşmadığı, yani bir sürecin yaşandığı ama bu süreçte neler yaşandığına dair net bir belirleme yapılamadığı, topluma gerekli bilgilerin verilmediği yönündeydi. Hatta bir dönemde bir belirsizlik süreci de vardı. “Lafa mı kaldırdı acaba, ne oluyor?” şeklinde bir belirsizlik vardı. Sonra birdenbire böyle bir çerçeve yasayla halk karşı karşıya çıkarıldı. O dönem yapılan eleştirilere rağmen, çatışma çözümü ve dünya örneklerini inceleyen, bu konuda gerçekten söz söylemeye eğilimli insanların söylediği bir husus vardı: Sürecin bazı yönlerinin toplumsallaşmaması ya da sadece Meclis ve komisyon üzerinden devam etmesinin olağan olduğu, ama öyle ya da böyle sürecin toplumsallaşması gerektiği söyleniyordu. Bence artık bu yasayla beraber toplumsallaşma süreci de başlamış bulunmaktadır. Çatışma çözümü ve diğer dünya örneklerinde görüldüğü üzere belli bir dönem meselenin toplumdan uzak bir şekilde, bazen kapalı kapılar ardında görüşülmesi ve devam etmesi son derece doğaldır. Ama artık sürecin ete kemiğe büründüğü bu zaman itibarıyla, bundan sonra sürecin toplumsallaşması gerektiği inancındayım. Çünkü entegrasyon süreci artık başlıyor. Entegrasyon süreci başladığı andan itibaren şu çerçeve artık hayatımıza girmiş olacak: **Kürdün haysiyetini yere düşürmeyecek ama Türkün de hassasiyetini gözetecek bir süreç. Bu Çerçeve Yasa bu anlamda önemli ve değerli bir adımdır.”</p>

<p><img alt="Cihan Ülsen" class="detail-photo img-fluid" height="617" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/cihan-ulsen.jpg" width="1125" /></p>

<p><strong>Türkiye çok uzun yıllardır devam eden bir sorundan söz ediyor. Bu yasayı böyle tarihsel bir sorun açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>

<p>“Cumhuriyet kurulduğundan beri var olan, 150-200 yıllık bir sorundan bahsediyoruz. Toplumda artık kangren olmuş bir meseleden bahsediyoruz. Son 50 yıllık süreçte de çoğalan ve gerçekten toplumun önünü kesen bir evreye evrilmişti. O zaman artık devlet burada kendi iradesini ortaya koyuyor ve “Ben bu süreci çözmek istiyorum” diyor. Bu nedenle bu yasa sürecini bir sürecin ilk adımı** olarak görmek gerekiyor. Çünkü Çerçeve Yasa dediğimiz yasa sadece adam öldürme suçlarını ve silahlı eyleme karışmamış kimseleri değil; siyasi mahpus dediğimiz, siyasi suçlar dolayısıyla ceza almış ya da soruşturma ve kovuşturmaya tabi olmuş kişileri kapsayan bir yasa. Bu anlamda ben önemli ve değerli buluyorum”</p>

<p><em><strong>“1 Haziran 2005 sınırı kaldırılmalı”</strong></em></p>

<p><strong>Ancak yasanın bir de 1 Haziran 2005 sınırlaması var. Bu sınırlama sizce önemli bir eksiklik mi?</strong></p>

<p>“Kapsamıyor. Bu da ayrı bir mesele ve bir sınırlama getiriyor. Yasa koyucu, 1 Haziran 2005 tarihinden önceki dönemi, yani yeni Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihi kapsam dışında bırakmış. Bunu baz alarak yapmış. Eksikleri var, ben de kabul ediyorum. Ben bunu bir süreyle sınırlandırmamak gerektiği inancındayım. Çünkü haklarında daimî arama kararı olanlar var, hâlâ soruşturma süreçleri devam etmiş olanlar var. Bunu Ceza Kanunu’ndaki zaman aşımına göre de koymuş olabilir yasa koyucu. Ama gönül isterdi ki bu süre sınırının olmaması.”</p>

<p><strong>Sizce bu sınırlama ilerleyen süreçte değiştirilebilir mi?</strong></p>

<p>“Elimizde böyle bir yasa var. Şimdi yasa metinlerini canlı metinler olarak değerlendirmek gerekiyor. Yani bu yasa metni çıktı ama bu yasa metninin değişmeyeceği ya da bundan sonra ilelebet böyle devam edeceğine dair bir kural yok. Bütün yasalar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982 Anayasası bile yüzlerce kez değiştirilmiş ve üzerine yeni yeni maddeler eklenmiş. Büyük bir ihtimalle sürecin ilerlemesine göre birtakım değişiklikler de yapılacaktır. Büyük anlamda genişleyecektir. Uygulamada görülen bazı aksaklıkların giderilmesi amacıyla yasa metinleri değişebilir, değişecektir”</p>

<p><strong>Entegrasyon meselesi de kamuoyunun en çok merak ettiği konulardan biri. Avrupa’da bulunanlar, dağda bulunanlar açısından nasıl bir süreç öngörüyorsunuz?</strong></p>

<p>“Bence entegrasyonla ilgili yasa bir şey söylemiyor. Yasanın bu anlamda bir şey söylememesini teknik anlamda anlarım. Ama yasa koyucunun ve yürütme erkinin, Cumhurbaşkanlığının ve bakanlıkların bu konuda inisiyatif almaları ve bu alacakları inisiyatifi de bir an önce deklare etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü entegrasyon dediğimiz şey, insanların cezaevinden çıkıp dağdan inip tekrar yurda dönmesi ve onlara bir kimlik verilmesi falan değil. Sadece bunu anlamamak lazım. Eğer sadece buna indirger, “Kimliğini getirdikten sonra biz ona iş de veririz” demeye indirgerseniz burada ciddi bir hata yapmış oluruz. Bunun adının konulması gerekiyor. Bir de sınırlarının netleşmesi gerekiyor”</p>

<p><em><strong>“Hukuki netlik olmazsa yasa kabuk bir yasa haline gelir”</strong></em></p>

<p><strong>Özellikle Avrupa’da bulunanların veya dağdan gelecek kişilerin kafasında “Cezaevine gider miyim, bu yasadan faydalanabilir miyim?” soruları olabilir. Burada nasıl bir güvence gerekiyor?</strong></p>

<p><strong>“</strong>Kesinlikle. Avrupa’daki kişi, eğer samimi bir süreç değilse, “Ben niye geleyim?” diyecektir.<strong> </strong>Bu tür şeyler çok olacaktır. Herkesin kafasında şu an “Acaba ben gelirsem cezaevine gider miyim? Bu yasadan faydalanabilir miyim? Ne kadar güvenebilirim?” soruları olacaktır.<strong> </strong>Bunun ismi aslında sizin dediğiniz ve toplumun da beklentisi olan şey; hukuki netlik.<strong> </strong>İnsanlar hukuki bir netlik istiyor.<strong> </strong>Bu anlamda o hukuki netliği vermezseniz, o hukuk güvenliğini sağlamazsanız bu yasa kabuk bir yasa haline gelir ve kimse bundan faydalanmak istemez”</p>

<p><strong>Peki entegrasyon yalnızca hukuki güvenceyle sağlanabilir mi?</strong></p>

<p>“Sadece hukuki netlik de yetmez. Yani hukuku tesis ettikten sonra insanlar dışarıya çıktığında, dağdan indiğinde ya da tekrar ülkeye dönüş sağladığında nasıl bir toplumsal yapıyla karşılaşacaklarını, nasıl bir ekonomik bağımsızlık sahibi olacaklarını, hangi güvenceler altında hayatlarını devam ettireceklerini de ortaya koymak lazım. Çok zorluklar var aslında. Mesela yasa, Cumhurbaşkanlığı nezdinde, Meclis bünyesinde komisyon kuruyor. Silahsızlanmayı takip edecek, gelenlerin ne olacağına dair birtakım düzenlemeler koyuyor. Ama şu sorun önemli. Baştan başlayalım. Birisi dağdan indi. Dağdan indikten sonra cezası ya da kovuşturması ertelendi. Yasa diyor ki, “Ben beş yıl boyunca ya da on yıl boyunca seni güvenlik departmanlarım aracılığıyla izleyeceğim.” Şimdi sadece güvenlik departmanları izleyecek ise insanların kafasında soru işaretleri olur. Bunu sadece güvenlik politikalarına indirgememek lazım. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın devreye girmesi lazım. Bu topluma kazandırılacak kişinin nasıl bir alanda istihdam edileceği, ailesini nasıl geçindireceği, topluma hangi şartlarda entegre olacağına dair birimler, yani sivil birimler oluşturulması lazım. Ve bu sivil birimlere gerçekten de güven duyulması lazım. Umarım bunları da düşünmüşlerdir.</p>

<p><strong>Yani sizin öneriniz, güvenlik merkezli değil; sosyal, ekonomik ve toplumsal boyutları da olan bir entegrasyon modeli mi?</strong></p>

<p>“Kesinlikle. Bunları düşünmeden sadece güvenlik eksenli olarak, “Ben işte beş yıl, on yıl seni izleyeceğim ve bu beş yıl, on yıl içerisinde herhangi bir suça karışmazsan seni aklındaki soruşturmaları düşüreceğim ya da davaları düşüreceğim” demek yetmez. Gelen kişiye iş, aş ve ekmek vermek lazım. Gelen kişinin aile bütünlüğünü korumak lazım. Gelen kişinin toplumun diğer kesimleriyle olan entegrasyonunu sağlamak lazım. İnsanların kafasında hâlâ “öteki” algısı, “düşman” algısı var. Bu düşman algısını, öteki algısını yerle bir edecek, o buzları çözecek yeni bir toplumsal süreç ortaya koymak lazım.”</p>

<p><strong>O halde Çerçeve Yasa tek başına yeterli değil diyebilir miyiz?</strong></p>

<p>“Bu yasa tek başına yeterli değil. Bunu hepimiz kabul ediyoruz. Eksikleri var, fazlalıkları var. Bunu zaman içerisinde tabana yaymamız lazım. Tabana yaymak demek de yeni bir toplumsal sözleşme inşa etmek gerekiyor demek. Bu da yeni bir anayasadan geçiyor. Acilen Türkiye’nin darbe anayasasından uzaklaşması, yeni ve eşit vatandaşlık hakkını teminat altına alan, Kürtlerin istediği birtakım olağan ve normalleşme sürecini hızlandıracak yasal düzenlemelerin bir şekilde oluşturulması gerekiyor. Bunları oluşturarak sürece dair etmeleri lazım. Dediğim gibi bunu sadece Cumhurbaşkanlığı’nın yönetimindeki yürütme erkine ya da Meclis’teki komisyona bırakmamak gerekiyor. Gazetecisinden sivil toplumuna, işçisinden emeklisine kadar herkesi bu sürece dahil etmek lazım. Ve bu sürecin ana maksadı şu olmalı: “Kürdün haysiyetini, Türkün hassasiyetini onaracak mekanizmalar ortaya koymak”</p>

<p><strong>Son olarak bu süreç ve Çerçeve Yasa konusunda kamuoyuna ne söylemek istersiniz?</strong></p>

<p>“Ben bu süreci ve bu yasayı önemsiyorum. Ama bu sürecin ve bu yasanın ileriye doğru bizi götürebilmesi için yasa koyucudan tutun da sade vatandaşa kadar herkesin etkin ve yeterli bir şekilde sürece dahil olması gerekiyor. Umarım geçmişten aldığımız derslerle süreç akamete uğramaz”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-hukukcu-ulsenden-cerceve-yasa-degerlendirmesi-tek-basina-yeterli-degil</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/cihan-ulsen2.png" type="image/jpeg" length="75134"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır Karacadağ’da meteor yağmuru şöleni]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakir-karacadagda-meteor-yagmuru-soleni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakir-karacadagda-meteor-yagmuru-soleni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tigris Bisiklet ve Doğa Sporları Kulübü üyeleri, Karacadağ’da düzenledikleri gece gezisinde doğayla ve gökyüzüyle buluştu. Gece saat 03.00’e kadar süren etkinlikte katılımcılar, meteor yağmurunun oluşturduğu görsel şöleni izleme fırsatı buldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9">DİYARBAKIR HABER</span></a></strong>- <strong>Tigris Bisiklet ve Doğa Sporları Kulübü</strong>, doğa ve gökyüzü tutkunlarını <strong>Karacadağ’</strong>da bir araya getirdi. Gece saatlerinde gerçekleştirilen gezide katılımcılar, Karacadağ’ın doğal atmosferi eşliğinde<strong> meteor yağmuru</strong>nu izledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Meteor" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/meteor.jpg" width="1600" /></p>

<p>Bisiklet ve doğa sporları tutkunlarının katıldığı etkinlik, gece boyunca devam etti. Katılımcılar, şehir ışıklarından uzak Karacadağ’da gökyüzünü gözlemleyerek meteor yağmurunun oluşturduğu görüntülere tanıklık etti.</p>

<p><img alt="Meteor2" class="detail-photo img-fluid" height="1086" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/meteor2.jpg" width="1448" /></p>

<p>Gece saat 03.00’e kadar süren etkinlik, doğa sporları ve gökyüzü gözlemini bir araya getirirken, katılımcılara unutulmaz bir gece yaşattı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakir-karacadagda-meteor-yagmuru-soleni</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 07:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/meteorrr.jpg" type="image/jpeg" length="90666"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da GES isyanı; Toprağımıza, suyumuza dokunmayın]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-ges-isyani-topragimiza-suyumuza-dokunmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-ges-isyani-topragimiza-suyumuza-dokunmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Ağaçlı (Cixsê) köyünde planlanan GES projesi, köylülerin tepkisine neden oldu. Yaklaşık 32 bin güneş panelinin yaşam ve yerleşim alanlarına yaklaşık 10 metre mesafeye kurulmasının planlandığını belirten Ağaçlı ve Buduka Koruma ve Yaşatma Platformu üyesi İbrahim Kılıç, “Toprağımıza, suyumuza, meralarımıza ve doğamıza sahip çıkacağız” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9">DİYARBAKIR HABER-</span></a></strong> <strong>Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Ağaçlı (Cixsê) köyü</strong>nde yapılması planlanan<strong> GES projesi</strong>ne karşı köylülerin tepkisi sürüyor. Ağaçlı ve Buduka Koruma ve Yaşatma Platformu üyesi İbrahim Kılıç, projenin yalnızca enerji üretimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, köylülerin yaşam alanlarının ve geçim kaynaklarının tehdit altında olduğunu savundu.</p>

<p>Yaklaşık 32 bin güneş panelinin, köyün yaşam ve yerleşim alanlarına yaklaşık 10 metre mesafeye kadar yaklaşacak şekilde planlandığını belirten Kılıç, söz konusu alanların köylüler için boş arazi olmadığını vurguladı.</p>

<blockquote>
<p>Kılıç, “Burası insanların yaşadığı, hayvanlarını otlattığı, su kaynaklarından yararlandığı ve yüzyıllardır üretim yaptığı topraklardır. Meralarımızın ve sulak alanlarımızın zarar görmesi, hayvancılığın ciddi şekilde gerilemesine neden olacaktır” ifadelerini kullandı.</p>
</blockquote>

<h2><strong>“İpekböcekçiliği de tehdit altında”</strong></h2>

<p>Köyde sürdürülen hayvancılığın yanı sıra ipekböcekçiliğinin de projeden olumsuz etkilenebileceğini belirten Kılıç, bu faaliyetlerin köylüler açısından yalnızca ekonomik bir gelir kapısı olmadığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kılıç, tarımsal ve hayvansal üretim alanlarının zarar görmesinin köyün sosyal yapısını da etkileyebileceğini belirterek, bunun ilerleyen süreçte köyden göçü artırabilecek daha büyük bir soruna dönüşebileceği uyarısında bulundu.</p>

<h2><img alt="Ağaçlı Ges2" class="detail-photo img-fluid" height="1496" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/agacli-ges2.jpg" width="2000" /></h2>

<h2><strong>“Yenilenebilir enerjiye karşı değiliz”</strong></h2>

<p>Kılıç, köylülerin yenilenebilir enerji projelerine karşı olmadığının altını çizerek, itirazlarının projenin seçildiği alan ve doğurabileceği sonuçlara yönelik olduğunu ifade etti.</p>

<p>“Enerji ihtiyacının karşılanmasına karşı değiliz. Ancak enerji üretilecek diye köylünün yaşam alanlarının, meralarının, su kaynaklarının ve üretim biçiminin göz ardı edilmesini kabul etmiyoruz” diyen Kılıç, GES projelerinin bilimsel ve toplumsal hassasiyetler gözetilerek planlanması gerektiğini söyledi.</p>

<h2><img alt="Gess" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/gess.jpg" width="1600" /></h2>

<h2><strong>“Anayasa Mahkemesi sürecindeyiz”</strong></h2>

<p>Hukuki mücadelelerinin de devam ettiğini açıklayan Kılıç, dosyanın şu anda Anayasa Mahkemesi sürecinde olduğunu belirtti. Buradan sonuç alınamaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklarını ifade eden Kılıç, mücadelelerini demokratik ve hukuki yollarla sürdüreceklerini söyledi.</p>

<p>Kılıç, köylülerin kararlılığını ise şu sözlerle dile getirdi: “Biz bu topraklarda doğduk, burada yaşadık ve çocuklarımızın da bu topraklarda yaşamasını istiyoruz. Toprağımıza, suyumuza, meralarımıza, doğamıza ve yaşam alanlarımıza sahip çıkacağız. Doğamızın ve yaşam alanlarımızın göz göre göre yok edilmesine izin vermeyeceğiz. Mücadelemizi hukuk çerçevesinde, demokratik yollarla ve sonuna kadar sürdüreceğiz.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-ges-isyani-topragimiza-suyumuza-dokunmayin</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/agacli-ges.jpg" type="image/jpeg" length="35721"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Coşkun, Çerçeve Yasayı Öz Diyarbakır’a değerlendirdi:  Bir son yasa değil, ilk adım]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/doc-dr-coskun-cerceve-yasayi-oz-diyarbakira-degerlendirdi-bir-son-yasa-degil-ilk-adim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/doc-dr-coskun-cerceve-yasayi-oz-diyarbakira-degerlendirdi-bir-son-yasa-degil-ilk-adim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilen Çerçeve Yasayı değerlendirdi. Yasanın geniş bir kapsama sahip olduğunu belirten Coşkun, “467 milletvekilinin oyuyla artık af yasası mı, infaz yasası mı tartışması bitti” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9">DİYARBAKIR HABER-</span></a> </strong> Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilen <strong>Çerçeve Yasa,</strong> kamuoyunda yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Yasanın kapsamı, kimleri ilgilendirdiği, cezaevlerinde bulunan yaklaşık 4 bin kişi açısından ne anlama geldiği ve kamuoyunda en çok tartışılan isimlerden Selahattin Demirtaş’ın bu düzenlemeden yararlanıp yararlanamayacağı merak konusu.</p>

<p><strong>Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun, yasanın hukuki boyutunu, kapsamını ve bundan sonraki süreçte yaşanabilecek gelişmeleri Öz Diyarbakır Gazetesi’ne değerlendirdi.</strong></p>

<p>Gazeteci Sait BAYRAM’ın sorularını yanıtlayan Coşkun, 467 milletvekilinin desteğinin siyasal mutabakat ve demokratik meşruiyet açısından önemli olduğunu belirtirken, Çerçeve Yasanın “son yasa” değil, sürecin ilk adımı olduğuna dikkat çekti. Demirtaş’ın da mevcut hukuki durumu itibarıyla yasadan yararlanmasının önünde bir engel bulunmadığını savunan Coşkun, AİHM kararlarına da dikkat çekti.</p>

<p><strong>İşte Doç. Dr. Vahap Coşkun’un Çerçeve Yasaya ilişkin değerlendirmeleri…</strong></p>

<p><strong>Çerçeve Yasanın TBMM’de 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>

<p>“Öncelikle yasanın Meclis’te 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu yasaya dair tartışmalar vardı. Bu yasa bir infaz yasası mı, yoksa bir af yasası mı? Af yasası olduğunda nitelikli çoğunluğa ihtiyaç duyulur. Şimdi 467 milletvekilinin oyuyla artık bu tartışma bitti. Nitelikli çoğunluk olduğu için anayasal yönden bir değerlendirme yapılsa bile bu konuda herhangi bir sıkıntı çıkmaz.</p>

<p>İkincisi, bu kadar yoğun bir desteğin ortaya çıkması son derece önemli. Çünkü Kürt meselesi, toplumun farklı kesimlerinin hassasiyet gösterdiği bir mesele. Böylesine duyarlı bir meselede, toplumun farklı kesimlerini temsil eden siyasi partilerin aynı metnin altına imza atmaları hem siyasal mutabakatı göstermesi açısından hem de demokratik meşruiyet açısından son derece önemli”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Vahap Oşkun" class="detail-photo img-fluid" height="1536" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/vahap-oskun.jpg" width="2048" /></p>

<p><strong>Çerçeve Yasa nihai bir düzenleme mi, yoksa sürecin başlangıcı mı?</strong></p>

<p>“Burada akılda tutulması gereken önemli husus şu: Bu yasa son yasa değil. Mutlak, değiştirilemez bir yasa da değil. Bu yasa bir ilk adım. Bu yasanın birtakım eksiklikleri veya aksaklıkları görülürse sürecin ilerleyen aşamalarında yeni hukuki düzenlemeler yapılabilir. Yeni yasalar çıkarılabilir, mevcut yasaların içerisinde değişiklikler yapılabilir veya fiili birtakım adımlar atılabilir. Dolayısıyla bu dinamik bir süreç. Bu yasa da dinamik sürecin ilk adımı olarak değerlendirilmelidir”</p>

<p><strong>Peki bu yasa kimleri kapsıyor? Dağda, cezaevinde ve Avrupa’da bulunan kişiler açısından ne bekleniyor?</strong></p>

<p>“Yasanın aslında üç temel grubu hedef aldığını söyleyebiliriz. Birincisi dağdakiler, ikincisi cezaevindekiler, üçüncüsü ise Avrupa’dakiler veya farklı ülkelerde bulunan örgüt mensupları. Yasanın kapsamı oldukça geniş. Yasaya baktığımızda örgüt kurma, örgütü yönetme, örgüt propagandası yapma, örgüte yardım ve yataklık etme ve örgütün finansmanına katkıda bulunma gibi çok farklı ve geniş alandaki suçların düzenlendiğini görüyoruz”</p>

<p><strong>Yasanın kapsamı dışında kalanlar var mı?</strong></p>

<p></p>

<p>“İki önemli istisnası var. Bunlardan bir tanesi adam öldürme dosyaları. Bunlar yasal çerçevenin kapsamı içerisinde yer almıyor. İkincisi ise 2005’ten önce müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet cezası alanlar. Bunlar da bu yasa kapsamının içerisinde yer almıyor”</p>

<p><strong>Cezaevlerinde bulunan kaç kişi bu yasadan yararlanabilecek?</strong></p>

<p>“Adalet Bakanlığı’ndan alınan bilgilere göre ve medyaya da yansıdığı şekliyle şu anda bu yasanın kapsamında cezaevlerinde yaklaşık 4 bin kişi bulunuyor. Yasa uygulamaya geçtiğinde, bu kişiler 6 aylık süre içerisinde müracaat ettikleri takdirde yasadan faydalanabilecekler.”</p>

<p><strong>Bu düzenleme bir ceza indirimi mi getiriyor?</strong></p>

<p>“Yasada herhangi bir ceza indirimi yok. Yasa aslında bir erteleme düzenlemesi. Cezası 15 yıla kadar olanlar için 5 yıllık bir erteleme, 15 yıl ve daha fazla cezası olanlar için ise 10 yıllık bir erteleme söz konusu. Bu erteleme süresi içerisinde herhangi bir terör suçu işlenmediği takdirde dosyalar ortadan kalkacak ve bu kişiler haklarına kavuşacaklar”</p>

<p><strong>Hak yoksunluklarının giderilmesi konusunda da bir imkan bulunuyor mu?</strong></p>

<p>“Evet. Yasada bu konuda da bir imkan var. 5 yıl ertelenenler, dosyalarının ertelenmesinden 2 yıl sonra; 10 yıl ertelenenler ise 3 yıl geçtikten sonra hak yoksunluklarının giderilmesine ilişkin karar verilmesini talep edebilecekler”</p>

<p><strong>Kamuoyunda en çok tartışılan konulardan biri de Selahattin Demirtaş. Demirtaş bu yasadan yararlanabilir mi?</strong></p>

<p>“Demirtaş meselesi kamuoyunda çok tartışılıyor. Abdülkadir Selvi, Bakan Gürlek’in, Öcalan ve Demirtaş’ın bu yasadan istifade etmeyeceğini söylediğini belirtti. Öcalan’ın istifade etmeyeceği açık ve net. Ancak Demirtaş konusunda bir tartışma başladı. Daha sonra bu haber de yalanlandı ve Bakan, “Ben böyle bir ifade kullanmadım” şeklinde bir beyanda bulundu. Aslında burada hukuki açıdan bir tartışma yok. Selahattin Demirtaş, yasal istisna olarak kabul edilen durumlara girmiyor. Hakkında adam öldürme cezası bulunmuyor ve 2005’ten önce verilmiş ağırlaştırılmış müebbet cezası da yok. Dolayısıyla Demirtaş’ın bu yasaya başvurması halinde yararlanması noktasında herhangi bir hukuki problem bulunmuyor”</p>

<p><img alt="Vahap-1" class="detail-photo img-fluid" height="1536" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/vahap-1.jpg" width="2048" /></p>

<p><strong>Demirtaş’ın mevcut hukuki durumu nedir?</strong></p>

<p>“Demirtaş’ın hukuki durumuna dair avukatları da gerekli açıklamaları yaptılar. Demirtaş’ın şu anda Türk Ceza Kanunu’nun 302. maddesinden dolayı bir tutukluluğu var. Yasa uygulamaya geçtiğinde bu madde de yasa kapsamında yer alıyor. Dolayısıyla Demirtaş başvurması halinde bu yasadan istifade edebilir ve özgürlüğüne kavuşabilir”</p>

<p><strong>Yani Demirtaş açısından yasada herhangi bir engel bulunmuyor mu?</strong></p>

<p>“Hayır, Demirtaş açısından bu yasadan yararlanması noktasında herhangi bir problem yok. Fakat özellikle vurgulamamız gerekiyor ki Demirtaş’ın zaten içeride olmaması lazım. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları Türkiye’yi de bağlar. Anayasamızın 90. maddesi son derece açık. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Demirtaş hakkında defalarca verdiği kararlar var. Dolayısıyla Demirtaş’ın mutlak manada şu anda zaten içeride olmaması gerekiyordu. Ancak gerek fiili birtakım uygulamalar gerekse hukukun arkadan dolanılması yoluyla Demirtaş’ın özgürlük hakkı elinden alındı. Dolayısıyla bu yasaya gerek kalmadan zaten Demirtaş’ın çıkması gerekiyordu. Ama bu yasa kapsamında çıkarsa ve Demirtaş talep ederse, o da bu yasadan faydalanır. Bu konuda herhangi bir hukuki sorun veya hukuki karmaşa yok”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/doc-dr-coskun-cerceve-yasayi-oz-diyarbakira-degerlendirdi-bir-son-yasa-degil-ilk-adim</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 07:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/yasa.jpg" type="image/jpeg" length="63437"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da günlerdir haber alınamayan Gizem için ailesinden çağrı: Yeter ki sağ salim eve dön]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-gunlerdir-haber-alinamayan-gizem-icin-ailesinden-cagri-yeter-ki-sag-salim-eve-don</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-gunlerdir-haber-alinamayan-gizem-icin-ailesinden-cagri-yeter-ki-sag-salim-eve-don" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’da günlerdir kendisinden haber alınamayan Gizem Izgı’nın ailesi, genç kızın bulunması için yetkililere ve vatandaşlara çağrıda bulundu. Baba Halis Izgı, “Kızımızın güvenliğinden ciddi şekilde kaygı duyuyoruz” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9"><strong>DİYARBAKIR HABER -</strong></span></a> Diyarbakır’da günlerdir kendisinden haber alınamayan <strong>Gizem Izgı’</strong>nın ailesinin endişeli bekleyişi sürüyor. Kızından haber alamayan baba Halis Izgı, olayın ilk anından itibaren güvenlik güçlerine başvurduklarını belirterek, ellerindeki tüm bilgileri yetkililerle paylaştıklarını söyledi.</p>

<p>Izgı, Jandarma Karakol Komutanlığı, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü ve polis birimlerine başvurduklarını ifade etti. Aile ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığına da başvurarak soruşturmanın kapsamlı şekilde yürütülmesini talep etti.</p>

<h2><strong>“Tek isteğimiz kızımızın sağ salim bulunması”</strong></h2>

<p>Yaşadıkları endişeyi anlatan baba Halis Izgı, kızının güvenliğinden ciddi şekilde kaygı duyduklarını belirterek vatandaşlardan da destek istedi.</p>

<p>Izgı, olayla ilgili bilgisi bulunan kişilerin vakit kaybetmeden güvenlik güçlerine bilgi vermesini istedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kızına da seslenen acılı baba, şu ifadeleri kullandı:</strong></p>

<blockquote>
<p>“Kızım, eğer beni duyuyorsan; senden hiçbir beklentimiz yok. Yeter ki sağ salim eve dön. Seni çok seviyoruz ve seni bekliyoruz.”</p>
</blockquote>

<p>Ailenin, Gizem Izgı’dan gelecek güzel haberi beklediği belirtilirken, olayla ilgili başlatılan soruşturmanın sürdüğü aktarıldı.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-gunlerdir-haber-alinamayan-gizem-icin-ailesinden-cagri-yeter-ki-sag-salim-eve-don</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/gizem-izgi.jpg" type="image/jpeg" length="69255"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da Diş Hekimliği Çıkmazı: 96 klinik, 170 muayenehane…]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-dis-hekimligi-cikmazi-6-klinik-170-muayenehane</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-dis-hekimligi-cikmazi-6-klinik-170-muayenehane" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır Diş Hekimleri Odası Başkanı Aslan Yiğit, Türkiye’de diş hekimliği alanında yaşanan istihdam sorununa ve artan özel klinik sayısına dikkat çekti. Diyarbakır’da 96 poliklinik ve yaklaşık 170 özel muayenehane bulunduğunu belirten Yiğit, her yıl binlerce yeni mezunun iş ve atama beklediğini söyledi. Yiğit, “Atama sayılarını yılda en az 3 bin 500-4 bin bandına çıkarmadığınız sürece büyük bir işsiz diş hekimi ordusu yaratmış olacağız” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/">DİYARBAKIR HABER-</a> </strong> </span><strong>Diş hekimliği </strong>alanında son yıllarda üniversitelerde <strong>artan kontenjanlar, mezun sayısındaki yükseliş,</strong> kamudaki sınırlı atamalar ve özel sektörde yaşanan ekonomik sıkıntılar, mesleğin geleceğine ilişkin tartışmaları beraberinde getiriyor.</p>

<p>Diyarbakır’da da diş poliklinikleri ve özel muayenehanelerin sayısı giderek artarken, bazı kliniklerin ekonomik nedenlerle faaliyetlerini sürdüremediği veya devredildiği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Diyarbakır Diş Hekimleri Odası Başkanı Aslan Yiğit,</strong> hem kentteki diş hekimliği sektörünün mevcut durumunu hem de Türkiye genelinde yaşanan istihdam ve eğitim sorunlarını değerlendirdi.</p>

<p>Yiğit, atama bekleyen diş hekimlerinin sayısının her geçen yıl arttığını, özel sektörde ise sermaye sahibi ile hekim arasındaki ilişkinin bazı durumlarda hekimlerin emeğinin sömürülmesine kadar vardığını savundu.</p>

<p>Diş hekimliği fakültelerindeki eğitim koşullarına da dikkat çeken Yiğit, özellikle yeterli akademik kadrosu ve hastane altyapısı bulunmayan fakültelerden mezun olan öğrencilerin meslek hayatına deneyimsiz başlayabildiğini belirterek, bunun toplum sağlığı açısından da risk oluşturabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p><img alt="Diş Hekimliği" class="detail-photo img-fluid" height="1536" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/dis-hekimligi.jpg" width="2048" /></p>

<p><strong>Diyarbakır’da diş hekimliği alanında son dönemde nasıl bir tablo var?</strong></p>

<p>“Son dönemlerde Diyarbakır’da poliklinik ve klinik sayısında ciddi bir artış var. Şu an Diyarbakır’da yaklaşık 96 poliklinik ve 170’e yakın özel muayenehane bulunuyor. Ancak bu kadar fazla klinik ve muayenehanenin olması, herkesin iyi iş yaptığı anlamına gelmiyor. Ekonomik kriz ve klinik sayısındaki fazlalık nedeniyle birçok yer yeterli iş yapamıyor. Bazıları devredilmek, bazıları da kapatılmak durumunda kalıyor.</p>

<p><strong>Peki artan klinik sayısının temel nedeni nedir?</strong></p>

<p>“Bunun önemli nedenlerinden biri kamuda yeterli istihdamın olmaması. Hekimler atanamadıkları için özel sektöre yöneliyor. Bir tarafta yeni mezun olan ve iş arayan hekimler var, diğer tarafta ise sermayesi olan kişilerin açtığı kliniklerde çalışmak zorunda kalan hekimler var. Hekim, kendi kliniğini açabilecek ekonomik güce sahip değilse bir sermaye sahibinin yanında çalışmak zorunda kalabiliyor. Burada zaman zaman hekim emeğinin sömürülmesi gibi ciddi sorunlar ortaya çıkıyor.</p>

<p><strong>Türkiye’de kaç diş hekimi atama bekliyor?</strong></p>

<p>“2025 yılında iki kez kadro açıldı ve yaklaşık 1.000 kişi atandı. 2026 yılında ise yalnızca 521 kişilik bir kadro açıldı. Bunun yaklaşık 200'ü uzman hekim, 300'ü aşkın kısmı pratisyen hekimler içindi. Bu kadroya yaklaşık 17 bin hekim başvurdu. Bu yıl da yaklaşık 9 bin 500 kişinin mezun olması bekleniyor. Dolayısıyla bugün yaklaşık 25 bin kişi ya iş arıyor, ya atama bekliyor ya da çok kötü çalışma koşullarında çalışıyor. Devletin ihtiyacı olduğu halde açılan kadro sayısının 300-500 bandında kalması ne yazık ki yeterli değil.</p>

<p><strong>Bu tablo böyle devam ederse ne olur?</strong></p>

<p>“Böyle devam ederse büyük bir işsiz diş hekimi ordusu yaratmış olacağız. Bizim talebimiz, yıllık atama sayılarının en az 3 bin 500-4 bin bandına çıkarılmasıdır. Bunun yanında özel sektörden hizmet satın alma modeli de değerlendirilebilir. Mevcut politikalar değişmediği sürece bu sorun büyüyerek devam edecek”</p>

<p><img alt="F8Cffbd5 58Da 43B9 Ad06 Ad178627801F" class="detail-photo img-fluid" height="1536" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/f8cffbd5-58da-43b9-ad06-ad178627801f.jpg" width="2048" /></p>

<p><strong>Özel kliniklerde çalışan diş hekimlerinin çalışma koşulları nasıl?</strong></p>

<p>“Bir hekim çoğu zaman sermaye sahibi bir kişiyle ortaklaşarak veya onun yanında çalışarak mesleğini sürdürmeye çalışıyor. Ancak burada emeğin karşılığının alınamaması, kötü çalışma koşulları gibi sorunlar yaşanabiliyor. Bu sistem sürdürülebilir değil. Hekim bir veya iki yıl çalışıyor, deneyim kazanıyor ve daha sonra ya kendi kliniğini açıyor ya da başka bir yere geçiyor. Bu nedenle sürekli bir hekim sirkülasyonu yaşanıyor.”</p>

<p><strong>Diş hekimliği fakültelerinin sayısındaki artışı nasıl değerlendiriyorsunuz?**</strong></p>

<p>“Her üniversitede diş hekimliği fakültesi yok. Örneğin Mardin’de diş hekimliği fakültesi yok ama Batman’da var. Van ve Bingöl’de de diş hekimliği fakülteleri bulunuyor. Burada önemli bir sorun akademik altyapı. Diş hekimliği fakültesinin ilk üç yılındaki temel bilimler eğitiminin önemli bir bölümü tıp fakültesiyle ortak. Anatomi ve fizyoloji gibi temel dersler bunların başında geliyor. Ancak Batman ve Bingöl gibi tıp fakültesi bulunmayan üniversitelerde bu konuda akademik sıkıntılar yaşanabiliyor”</p>

<p><strong>Fakültelerdeki akademik kadrolarla ilgili de eleştirileriniz var. Nedir sorun?</strong></p>

<p>“Maalesef bazı üniversitelerde diş hekimliği fakültelerinin akademik yapısı yeterli değil. Yaklaşık 12 üniversitede profesör düzeyinde diş hekimi bulunmadığını, 17 üniversitede ise dekanın diş hekimi olmadığını** ifade ediyoruz. Düşünün; veterinerlik fakültesinden bir profesör veya başka bir alandan bir akademisyen diş hekimliği fakültesine dekan olarak atanabiliyor. Burada şu soruyu sormamız gerekiyor: Diş hekimliği eğitimi alan öğrencinin yeterli ve nitelikli eğitim alabilmesi mümkün mü?</p>

<p><strong>Eğitimdeki yetersizlik hastaları da etkileyebilir mi?</strong></p>

<p>“Kesinlikle. Diş hekimliği doğrudan hastaya işlem yapılan bir meslek. İlk üç yıl teorik eğitim, sonraki iki yıl ise ağırlıklı olarak staj ve pratik eğitim söz konusu. Öğrenci yeterli sayıda hasta görmeden, dolgu, çekim, protez gibi işlemleri yeterince uygulamadan mezun olursa meslek hayatına deneyimsiz başlıyor. Bu hem hekim açısından ciddi bir sorun hem de toplum sağlığı açısından risk. Çünkü o deneyimi mezun olduktan sonra, yani doğrudan hastalar üzerinde kazanmak zorunda kalabiliyor”</p>

<p><strong>Türk Diş Hekimleri Birliği ve odalar bu sorunların çözümü için ne yapıyor?</strong></p>

<p>“Türk Diş Hekimleri Birliği ve odaların bu konudaki çalışmaları devam ediyor. Bakanlığa ve YÖK’e çağrılar yapılıyor, raporlar hazırlanıyor, görüşmeler gerçekleştiriliyor. YÖK ile de görüşmeler yapıldı. Kontenjanların azaltılması konusunda geçen yıl yüzde 20 düşüş sözü verildi ve düşürüldü. Bu yıl yüzde 30 düşürüleceği söylendi ancak yaklaşık yüzde 10 düşüş oldu. Gelecek yıl yüzde 50 oranında azaltma yapılacağı ifade ediliyor. Ancak bunun da yeterli olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz.”</p>

<p><strong>Sizce yalnızca görüşmeler ve raporlarla sonuç alınabilir mi?</strong></p>

<p>“Bence sadece görüşmelerle, dosyalar hazırlamakla veya duyurular yapmakla bu sorunun çözülmesi mümkün değil. Diş hekimlerinin artık örgütlenerek seslerini daha güçlü şekilde duyurmaları gerekiyor. Gerekirse Bakanlığın önünde, gerekirse YÖK’ün önünde eylemler yapılmalı. Gerekirse farklı demokratik yöntemlerle sistemin bu soruna dikkat çekmesi sağlanmalı. Çünkü yıllardır odalar ve Türk Dişhekimleri Birliği raporlar hazırlıyor, istihdam sorununu anlatıyor. Ancak artık bunun somut bir sonuca dönüşmesi gerekiyor”</p>

<p><strong>Peki sizin çözüm öneriniz nedir?</strong></p>

<p>“Öncelikle diş hekimliği fakültelerindeki kontenjanlar gerçek ihtiyaçlara göre belirlenmeli. Eğitim şartları yeterli olmayan fakülteler konusunda gerekli düzenlemeler yapılmalı. İkinci olarak kamudaki atama sayıları artırılmalı. Biz bunun yıllık en az 3 bin 500-4 bin bandına çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun yanında özel sektörden hizmet satın alınması da değerlendirilebilir. Aksi halde her yıl binlerce yeni mezun sisteme dahil olacak, ancak istihdam alanı aynı hızda büyümeyecek. Bu da işsizliği, düşük ücretleri, kötü çalışma koşullarını ve hekim sirkülasyonunu daha da artıracak. Bizim istediğimiz hem diş hekimlerinin hak ettiği koşullarda çalışması hem de toplumun nitelikli ağız ve diş sağlığı hizmetine ulaşabilmesi”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-dis-hekimligi-cikmazi-6-klinik-170-muayenehane</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/dis-3.jpg" type="image/jpeg" length="82763"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da 40 bin kasetlik nostalji müzesi: Türkiye’nin hafızasıyım]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-40-bin-kasetlik-nostalji-muzesi-turkiyenin-hafizasiyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-40-bin-kasetlik-nostalji-muzesi-turkiyenin-hafizasiyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’da yarım asrı aşkın süredir kaset ve plak biriktiren Muhittin Akbay’ın 20 metrekarelik dükkânı, binlerce tarihi kaydın buluştuğu bir nostalji merkezine dönüştü. Akbay, arşivinin müzeye dönüştürülmesini istiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9">DİYARBAKIR HABER -</span></a></strong> Diyarbakır’da 1<strong>972 yılında kurulan küçük bir dükkân,</strong> yarım asrı aşkın süredir müzikseverlere ve koleksiyonerlere geçmişin seslerini taşıyor. 1964 doğumlu Muhittin Akbay’ın çocuk yaşlarda başlayan kaset ve plak tutkusu, bugün yaklaşık 40 bin kasetten oluşan <strong>dev bir arşiv</strong>e dönüşmüş durumda. 20 metrekarelik dükkân, sahip olduğu arşivle adeta bir nostalji müzesini andırıyor.</p>

<p>Akbay, yaptığı işi yalnızca bir ticari faaliyet olarak görmediğini belirterek, bu kültürü yaşatmak için yıllardır mücadele ettiğini söylüyor. Kendisini <strong>“Türkiye’nin hafızası” </strong>olarak nitelendiren Akbay, geçmişten günümüze ulaşan ses kayıtlarını korumayı ve gelecek nesillere aktarmayı amaçladığını ifade ediyor.</p>

<h2><strong>1920’li yılların taş plaklarından günümüze</strong></h2>

<p>Arşivinde yalnızca kasetler değil, geçmiş dönemlere ait taş plaklar da bulunan Akbay, 1920’li ve 1930’lu yıllara ait kayıtları da kasetlere aktardığını belirtiyor. Elindeki en eski kasetlerden birinin ise 1960 yılında üretilmiş İngiliz yapımı bir kaset olduğunu söylüyor.</p>

<p>Yıllar içerisinde yıpranan ve kopan kaset bantlarını da kendi imkânlarıyla onardıklarını anlatan Akbay, bu işlemler sırasında bazı kayıtların zarar görebildiğini belirtiyor. Kopan bantları birbirine kaynaklayarak yeniden çalışır hale getirdiklerini ifade eden Akbay, buna rağmen bazı eserlerin bir veya iki parçasının kaybolabildiğini dile getiriyor.</p>

<p>Arşivde Mahmut Kızıl ve Hüseyin Var gibi sanatçıların kayıtlarının yanı sıra çok sayıda sanatçıya ait nadir bulunan kaset ve plaklar da yer alıyor. Akbay’ın elinde ayrıca 1940’lı yıllarda Sadettin Kaynak’ın taş plağından aktardığı bir kayıt da bulunuyor. Tanrı Ulu’dur diye ezan okunan bu tarihi kaydın da arşivin dikkat çeken parçalarından biri olduğu belirtiliyor.</p>

<h2><img alt="Kaset-1" class="detail-photo img-fluid" height="2048" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/kaset-1.jpg" width="1536" /></h2>

<h2><strong>150’ye yakın sanatçının demo kaydı yapıldı</strong></h2>

<p>1972 yılında kurulan ve “Stüdyo Ses” olarak bilinen dükkânda geçmiş yıllarda yaklaşık 150 sanatçının demo kayıtlarının yapıldığı ifade ediliyor. Bugün ise dükkân, binlerce kaset ve plakla müzik tarihinin farklı dönemlerini bir arada barındırıyor.</p>

<p>Arşivde Neşet Ertaş başta olmak üzere çok sayıda sanatçıya ait kayıt bulunuyor. Akbay, en fazla talep gören kasetlerden birinin Neşet Ertaş’a ait olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Dükkâna yalnızca Diyarbakır’dan değil, farklı şehirlerden de koleksiyonerler geliyor. Bitlis ve Kahramanmaraş’tan gelen müşterilerin de arşivden çeşitli kaset ve plaklar satın aldığı belirtiliyor. Kahramanmaraş’tan gelen Eda Toprak’ın Mahzuni Şerif kasetlerini satın aldığı, Bitlis’ten gelen bir koleksiyonerin ise uzunçalar plak aldığı öğrenildi.</p>

<p>Gülten Karaböcek ve Edip Akbayram’a ait plakların da arşivden satıldığı, bazı plakların 3 bin TL’ye kadar alıcı bulduğu ifade ediliyor. Kasetlerin birim fiyatının ise yaklaşık 400 TL olduğu belirtiliyor.</p>

<h2><strong>“Öğrencilere bazen ücretsiz veriyorum”</strong></h2>

<p>Akbay, koleksiyonunu yalnızca ticari amaçla oluşturmadığını vurguluyor. Özellikle öğrencilerin geçmiş dönem müziklerini tanıması amacıyla bazı kasetleri ücretsiz verdiğini belirten Akbay, bazı kişilerin ise kasetleri yalnızca bir hatıra olarak satın aldığını ifade ediyor.</p>

<p>Akbay’a göre kasetlere olan ilgi tamamen bitmiş değil. Özellikle gençlerin son dönemde yeniden kasetlere ve plaklara ilgi göstermeye başladığını söyleyen Akbay, dijital müzik platformlarının aksine fiziksel kayıtların geçmişle doğrudan bir bağ kurduğunu düşünüyor.</p>

<p>Kendisi de Sezen Aksu dinleyicisi olduğunu belirten Akbay, arşivinde hem plak hem de kaset formatında çok sayıda eser bulunduğunu söylüyor.</p>

<h2><strong>“Dijitalleşmek istemiyorum, bu kültür yaşasın”</strong></h2>

<p>Teknolojinin gelişmesiyle müzik dinleme alışkanlıklarının tamamen değiştiğini belirten Akbay, buna rağmen kaset ve plak kültürünün korunması gerektiğini ifade ediyor. Dijitalleşmenin arşivin ruhunu değiştireceğini düşündüğünü belirten Akbay, amacının ticaret yapmak değil, geçmişin müzik kültürünü yaşatmak olduğunu dile getiriyor.</p>

<p>Akbay, bu nedenle arşivin devletin himayesinde kurulacak kapsamlı bir müzeye dönüştürülmesini talep ediyor. Yaklaşık 40 bin kasetten oluşan arşivin yalnızca kendisine ait bir koleksiyon olmadığını, Türkiye’nin müzik hafızasının önemli bir bölümünü barındırdığını ifade ediyor.</p>

<h2><strong>Yurt dışından da ziyaretçi geliyor</strong></h2>

<p>Dükkânın son dönemde yurt dışından gelen müzik meraklılarının da ilgisini çektiği belirtiliyor. Akbay, bu yıl özellikle Japon müşterilerin yoğun ilgi gösterdiğini ifade ediyor.</p>

<p>Küçük bir dükkânda başlayan ve nesilden nesile aktarılan bu sevginin bugün 40 bin kasetlik bir arşive dönüştüğünü belirten Akbay, kasetçiliğin kendisi için dededen kalan bir sevgi olduğunu söylüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dükkâna gelen 14 yaşındaki Muhammed ise babasının da koleksiyoner olduğunu belirterek, kasetlerin içerisindeki müzikleri dinlemekten ve koleksiyonları incelemekten keyif aldığını anlatıyor.</p>

<p>Yıllardır aynı tutkuyla kaset ve plakları koruyan Muhittin Akbay’ın 20 metrekarelik dükkânı, bugün yalnızca alışveriş yapılan bir yer olmaktan çıkıp Diyarbakır’ın müzik hafızasını taşıyan önemli bir arşiv alanına dönüşmüş durumda.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>DİLEK AKİN</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-40-bin-kasetlik-nostalji-muzesi-turkiyenin-hafizasiyim</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 08:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/kasetci.jpg" type="image/jpeg" length="53564"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır İçkale’deki Kitabe acı bir hikâyeyi ortaya çıkardı!]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakir-ickaledeki-kitabe-aci-bir-hikayeyi-ortaya-cikardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakir-ickaledeki-kitabe-aci-bir-hikayeyi-ortaya-cikardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki tarihi İçkale’de sürdürülen Amida Höyük kazılarında, geçmişe ışık tutan kitabeler gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Kazı Başkanı Prof. Dr. İrfan Yıldız, Hz. Süleyman Türbesi’nin batı duvarındaki kuzey pencere üzerinde bulunan ikinci kitabeyi tercüme etti. Kitabenin, Silahtar Muhtaza Paşa’nın 10 evladını kaybettiğini anlattığı belirtildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9">DİYARBAKIR HABER- </span></a></strong>Diyarbakır’ın Sur ilçesinde bulunan tarihi İçkale’deki Amida Höyük kazıları, bölgenin geçmişine ilişkin önemli bilgiler sunmaya devam ediyor. <strong>Kazı Başkanı Prof. Dr. İrfan Yıldız</strong>, İçkale’de bulunan mezar ve yapılardaki kitabeler üzerindeki çalışmalarını sürdürüyor.</p>

<p>Yıldız, Hz. Süleyman Türbesi’nin batı duvarındaki kuzey pencerenin üzerinde yer alan ikinci kitabenin Silahtar Muhtaza Paşa’ya ait olduğunu belirtti.</p>

<p>Kitabenin, dönemin insanlarının yaşadığı acıları ve özellikle Silahtar Muhtaza Paşa’nın büyük kaybını anlattığını ifade eden Prof. Dr. Yıldız, kitabede Muhtaza Paşa’nın 10 evladını kaybettiğine dair bilgilerin yer aldığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Yıldız, kitabenin içeriğinde Muhtaza Paşa’nın evlatlarının ölümünün ardından yaşadığı büyük acının izlerinin görüldüğünü belirterek, “Aslında bu dünyada bazı insanların sınavının, imtihanının çok zor olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kitabede yer alan ifadeler, Silahtar Muhtaza Paşa’nın çocuklarının ölümünü ve onlar için yaptırılan anıt niteliğindeki çalışmayı anlatıyor. Yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan kitabe, yalnızca tarihi bir belge olmasının yanı sıra dönemin insanlarının yaşadığı kişisel acılara da ışık tutuyor.</p>

<p>İçkale’deki kazı ve kitabe çalışmaları, Diyarbakır’ın tarihinin farklı dönemlerine ilişkin yeni bilgilerin ortaya çıkarılması açısından önem taşırken, Prof. Dr. İrfan Yıldız ve ekibinin çalışmalarının devam ettiği belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakir-ickaledeki-kitabe-aci-bir-hikayeyi-ortaya-cikardi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/tarih-4.jpg" type="image/jpeg" length="81499"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TEDB Diyarbakır İl Başkanı Mahmut Arslan’dan “Sazan Sarmalı” uyarısı]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/tedb-diyarbakir-il-baskani-mahmut-arslandan-sazan-sarmali-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/tedb-diyarbakir-il-baskani-mahmut-arslandan-sazan-sarmali-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’da gayrimenkul alım-satım ve kiralama işlemlerinde “sazan sarmalı” olarak bilinen dolandırıcılık yöntemine karşı vatandaşları uyaran TEDB Diyarbakır İl Başkanı Mahmut Arslan, alıcı ve satıcının mutlaka yüz yüze gelmesi ve doğrulanmadan hiçbir para transferinin yapılmaması çağrısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9">DİYARBAKIR HABER-</span></a></strong> Diyarbakır’da son dönemde gayrimenkul alım-satım ve kiralama işlemlerinde yaşanan dolandırıcılık vakalarına karşı vatandaşlara önemli uyarı geldi. <strong>TEDB Diyarbakır İl Başkanı Mahmut Arslan, </strong>kamuoyunda <strong>“sazan sarmalı”</strong> olarak bilinen <strong>dolandırıcılık yöntemi</strong>ne karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti.</p>

<p><img alt="Tapu Müdürlüğü" class="detail-photo img-fluid" height="704" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/tapu-mudurlugu.jpg" width="1600" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle gayrimenkulünü kendi imkânlarıyla satmaya veya kiraya vermeye çalışan vatandaşların hedef alındığı yöntemde, dolandırıcıların güven kazanarak hem mal sahibini hem de alıcı ya da kiracıyı aynı anda mağdur edebildiği belirtildi.</p>

<p>Arslan, gayrimenkul alım, satım ve kiralama süreçlerinde alıcı ile satıcının mutlaka yüz yüze bir araya gelmesi gerektiğini vurguladı. Para transferinin ise taraflar birbirini gördükten ve işlemin doğruluğu teyit edildikten sonra yapılması gerektiğine dikkat çekildi.</p>

<blockquote>
<p>“Tarafların birbirini görmediği, üçüncü kişiler aracılığıyla para gönderilmesinin istendiği hiçbir işlem güvenli değildir” uyarısında bulunan Arslan, vatandaşların şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden emniyet birimlerine bilgi vermelerini istedi.</p>
</blockquote>

<p><img alt="Tapu Senet" class="detail-photo img-fluid" height="997" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/tapu-senet.jpg" width="1496" /></p>

<p>Vatandaşların maddi ve manevi mağduriyet yaşamaması için doğruluğundan emin olunmayan hiçbir para transferinin gerçekleştirilmemesi ve işlem öncesinde gerekli kontrollerin mutlaka yapılması gerektiği belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/tedb-diyarbakir-il-baskani-mahmut-arslandan-sazan-sarmali-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 08:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/ev-5.jpg" type="image/jpeg" length="13908"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da 8 köyün kullandığı yol yıllardır yapılmıyor! Mahalleliden Büyükşehir’e Tepki]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-8-koyun-kullandigi-yol-yillardir-yapilmiyor-mahalleliden-buyuksehire-tepki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-8-koyun-kullandigi-yol-yillardir-yapilmiyor-mahalleliden-buyuksehire-tepki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı Karabaş ve Gülpınar mahalleleri ile çevredeki çok sayıda küme evin kullandığı yolların yıllardır bozuk olduğu belirtildi. Yaklaşık 4 kilometrelik çakıl bağlantı yolu ile 7 kilometreyi aşan asfalt yolun yapılmasını isteyen mahalle sakinleri, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne çağrıda bulunarak, “Yıllardır mağduruz, artık bu yolun yapılmasını istiyoruz” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9"><strong>DİYARBAKIR HABER- </strong></span></a>Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı <strong>Karabaş ve Gülpınar mahalleleri</strong>nde yıllardır çözüm bekleyen yol sorunu, mahalle sakinlerinin<strong> tepki</strong>sine neden oldu. Yaklaşık 8 köy ve çok sayıda küme evin kullandığı yolların bozuk ve kullanışsız durumda olduğunu belirten vatandaşlar,<strong> Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne çağrı</strong>da bulundu.</p>

<p>Karabaş ile Gülpınar mahallelerini birbirine bağlayan yaklaşık<strong> 4 kilometrelik çakıl yol</strong>un yıllardır yapılmadığını ifade eden mahalle sakinleri, özellikle kış aylarında ve olumsuz hava koşullarında ulaşımın daha da zorlaştığını dile getirdi.</p>

<p>Bölgede bulunan ve yaklaşık 7 kilometreyi aşarak farklı yerleşim yerlerine kadar devam eden asfalt yolun da uzun süredir bozuk olduğunu belirten vatandaşlar, yolun yalnızca bir mahalleye değil, çok sayıda yerleşim yerine hizmet verdiğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Söz konusu asfalt yolu; <strong>Karabaş, Tarağlı, İnşa, Araboğlu, Hacıosman ve Bozpınar mahalleleri ile bu mahallelere bağlı küme evlerin kullandığı belirtildi. Yaklaşık 8 köyün ortak kullandığı yolun mevcut durumunun vatandaşları mağdur ettiği ifade edildi.</strong></p>

<blockquote>
<p>Mahalle sakinleri, yıllardır aynı sorunun devam ettiğini belirterek, “Bu yolları her gün kullanmak zorundayız. Araçlarımız zarar görüyor, ulaşımda ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Burada yaşayan insanların sesi artık duyulsun. Yıllardır bozuk olan yollarımızın bir an önce yapılmasını istiyoruz” diyerek tepki gösterdi.</p>
</blockquote>

<p>Vatandaşlar, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi yetkililerine çağrıda bulunarak, Karabaş-Gülpınar arasındaki yaklaşık 4 kilometrelik çakıl bağlantı yolunun ve yaklaşık 7 kilometreyi aşan, birçok mahalle ile küme eve ulaşımı sağlayan asfalt yolun bakım ve onarımının bir an önce yapılmasını talep etti.</p>

<p>Mahalle sakinleri, yıllardır bekledikleri yol çalışmasının artık daha fazla ertelenmemesini isteyerek, yetkililerden bölgenin mağduriyetine kalıcı çözüm bulunmasını bekliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-8-koyun-kullandigi-yol-yillardir-yapilmiyor-mahalleliden-buyuksehire-tepki</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 08:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/bozuk-yol-6.jpg" type="image/jpeg" length="60595"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da kayaların üzerinde 3 bin yıllık mesaj: Asur kralı ne yazdı?]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-kayalarin-uzerinde-3-bin-yillik-mesaj-asur-krali-ne-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-kayalarin-uzerinde-3-bin-yillik-mesaj-asur-krali-ne-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır'ın Lice ilçesinde yer alan Birkleyn Mağaraları, yalnızca doğal güzelliğiyle değil, yaklaşık 3 bin yıl öncesine uzanan Asur yazıtlarıyla da dünya tarihinin önemli miras alanlarından biri olarak kabul ediliyor. M.Ö. 11. ve 9. yüzyıllara tarihlenen yazıtlar, Asur krallarının Dicle Nehri'nin kaynağına kadar ulaştığını belgeleyen en önemli tarihi kanıtlar arasında yer alıyor. Son dönemde gündeme gelen maden projesi tartışmaları ise gözleri yeniden bu eşsiz kültürel mirasa çevirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9"><strong>DİYARBAKIR HABER- </strong></span></a>Diyarbakır’ın Lice ilçesi sınırlarında bulunan <strong>Birkleyn Mağaraları, </strong>Dicle Nehri'nin en önemli kaynaklarından birini oluşturuyor. Ancak bu mağaralar sadece jeolojik bir oluşum değil; aynı zamanda Mezopotamya tarihinin taşlara kazınmış hafızası niteliğinde.</p>

<p>2004 yılında gerçekleştirilen Dicle Tüneli Yüzey Araştırması kapsamında mağaradaki Asur yazıtları bilimsel olarak incelendi. Projenin başkanlığını Alman arkeolog Dr. Andreas Schachner yürütürken, yazıtların okunması ve tercümesi ise Asuroloji uzmanı Dr. Karen Radner tarafından yapıldı.</p>

<p>Araştırmalar sonucunda mağarada bulunan yazıtların iki farklı Asur kralına ait olduğu ortaya konuldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Mağara4" class="detail-photo img-fluid" height="1572" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/magara4.jpg" width="1180" /></p>

<p><strong>İlk Yazıt 3 Bin Yıl Öncesinden</strong></p>

<p>Belgelerde yer alan en eski yazıt, M.Ö. 1114-1076 yılları arasında hüküm süren Asur Kralı I. Tiglatpileser dönemine ait. Yazıtta kral, büyük tanrıların desteğiyle çıktığı seferleri anlatarak şu ifadeyi kullanıyor:</p>

<p><strong>"Nairi Ülkesi'ne üç kez gittim."</strong></p>

<p>Tarihçiler, Nairi Ülkesi'nin bugünkü Van Gölü ve Doğu Anadolu coğrafyasını kapsayan bölgeyi ifade ettiğini belirtiyor.</p>

<p><img alt="Maağra6" class="detail-photo img-fluid" height="1572" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/maagra6.jpg" width="1180" /></p>

<p><strong>"Adımı Dicle'nin Kaynağına Yazdım"</strong></p>

<p>Mağaradaki en dikkat çekici yazıtlar ise M.Ö. 858-824 yılları arasında hüküm süren Asur Kralı III. Salmanassar dönemine ait. Yazıtlarda kral, gerçekleştirdiği askeri seferleri anlatırken Dicle Nehri'nin kaynağına ulaştığını özellikle vurguluyor.</p>

<p>Belgelerde yer alan en dikkat çekici ifadelerden biri ise şöyle:</p>

<p>"Adımı Dicle'nin kaynağına yazdım."</p>

<p>Bu cümle, Birkleyn Mağaraları'nın yalnızca doğal bir alan değil, Asur İmparatorluğu açısından sembolik bir zafer noktası olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p><img alt="Mağara2-1" class="detail-photo img-fluid" height="1572" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/magara2-1.jpg" width="1180" /></p>

<p><strong>Asur Kralları İçin Güç Gösterisinin Merkezi</strong></p>

<p>Uzmanlara göre Asur kralları, fethettikleri bölgelerde kaya yazıtları bırakarak güçlerini ölümsüzleştiriyordu. Birkleyn de bu geleneğin en önemli örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Yazıtlarda;</p>

<p>Nairi Ülkesi,</p>

<p>Urartu,</p>

<p>Suhmu,</p>

<p>Daianu,</p>

<p>Hatti,</p>

<p>Akdeniz,</p>

<p>Van Gölü gibi birçok tarihi coğrafyaya ilişkin bilgiler yer alıyor.</p>

<p>Bu yönüyle Birkleyn yazıtları yalnızca Diyarbakır'ın değil, Yakın Doğu tarihinin de en önemli epigrafik belgeleri arasında gösteriliyor.</p>

<p><img alt="Mağara3" class="detail-photo img-fluid" height="884" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/magara3.jpg" width="1179" /></p>

<p><strong>2004'te bilim dünyasına kazandırıldı</strong></p>

<p>2004 yılında yürütülen bilimsel araştırmalar sayesinde yazıtlar ayrıntılı şekilde kayıt altına alındı.</p>

<p>Araştırmada; yazıtların yüksek çözünürlüklü belgelenmesi, çivi yazılarının okunması, Türkçe tercümelerinin hazırlanması, tarihi değerlendirmeleri bilimsel yayın haline getirildi. Bu çalışma sayesinde Birkleyn'in dünya arkeoloji literatüründeki önemi bir kez daha ortaya konuldu.</p>

<p>Bugün yeniden gündemde</p>

<p>Son günlerde Birkleyn Mağaraları çevresinde planlanan kalker ocağı ve hazır beton santrali projesi nedeniyle bölge yeniden kamuoyunun gündemine taşındı. Sivil toplum kuruluşları ve çevre platformları, mağaraların yalnızca doğal bir alan olmadığını; binlerce yıllık kültürel mirasın da korunması gerektiğini savunuyor.</p>

<p>Uzmanlar ise bu tür alanların sadece bulunduğu ilin değil, insanlık tarihinin ortak mirası olduğunu belirtiyor.</p>

<p><strong>Uzmanlar Ne Diyor?</strong></p>

<p>Arkeoloji çevrelerine göre Birkleyn Mağaraları; Asur İmparatorluğu'nun Anadolu seferlerini belgeleyen özgün yazıtlara sahip, Dicle Nehri'nin tarihi açısından sembolik önem taşıyor, Mezopotamya ile Anadolu arasındaki tarihi geçiş güzergâhını gösteriyor, Dünya kültür mirası açısından korunması gereken alanlar arasında yer alıyor.</p>

<p><strong>Taşlara kazınan medeniyet</strong></p>

<p>Yaklaşık üç bin yıl önce Asur krallarının zaferlerini ölümsüzleştirmek için taşlara kazıdığı yazılar, bugün hâlâ Birkleyn Mağaraları'nın duvarlarında varlığını sürdürüyor. Geçmişin izlerini günümüze taşıyan bu yazıtlar, Diyarbakır'ın yalnızca doğal güzellikleriyle değil, insanlık tarihine yön veren kültürel mirasıyla da eşsiz bir değer taşıdığını gözler önüne seriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-kayalarin-uzerinde-3-bin-yillik-mesaj-asur-krali-ne-yazdi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 08:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/birkleyn-magara.jpg" type="image/jpeg" length="37546"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da 73 yaşında dağların zirvesinde balın peşinde]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-73-yasinda-daglarin-zirvesinde-balin-pesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-73-yasinda-daglarin-zirvesinde-balin-pesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[73 yaşındaki Abdurrahman Dede, yaklaşık 40 yıldır arıcılıkla uğraşıyor. Dağların zirvesinde bir çadırda yaşamını sürdüren Dede, zorlu doğa koşullarına rağmen arılarının bakımını yapıyor, bal üretiyor. Onun için arıcılık artık bir meslekten öte, ömrünü adadığı bir yaşam biçimi. Dede’nin yıllara meydan okuyan emeğinin ardındaki tek amaç ise “İnsanlara hakiki bal üretmek]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9">”<strong>DİYARBAKIR HABER-</strong></span></a>Dağların zirvesinde, doğayla iç içe geçen sade bir yaşam… <strong>73 yaşındaki Abdurrahman Dede,</strong> yaklaşık 40 yıldır arıcılıkla uğraşıyor. Şehir hayatından uzakta, bir çadırda yaşamını sürdüren Dede, her mevsim arılarının peşinden giderek üretmeye devam ediyor.</p>

<p>Gün doğmadan başlayan mesaisi, doğanın şartlarına göre şekilleniyor. Havanın durumunu, mevsimleri, bitki örtüsünü ve arıların davranışlarını yakından takip eden Dede, yılların deneyimiyle arılarına yön veriyor.</p>

<p>Onun için arıcılık, yalnızca kovandan bal almak değil. Her bir kovanın, her bir arının ve üretilen her damla balın arkasında büyük bir emek bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Bal Arı" class="detail-photo img-fluid" height="2040" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/bal-ari.jpg" width="1530" /></p>

<p>İnsanların arılarla kurduğu bağ ise binlerce yıl öncesine dayanıyor. Tarih öncesi dönemlerde yabani arılardan bal toplanırken, düzenli arıcılığın yaklaşık 6 bin yıl önce Eski Mısır ve Mezopotamya gibi coğrafyalarda geliştiği biliniyor. Bal yüzyıllar boyunca hem besin hem de tıbbi amaçlarla kullanılırken, balmumu da özellikle aydınlatma olmak üzere birçok alanda değerlendirildi.</p>

<p>Arılar ise yalnızca bal üretmiyor. Bitkilerin tozlaşmasına katkı sağlayarak doğadaki yaşamın devamında da kritik bir rol üstleniyor.</p>

<p>Binlerce yıllık bu geleneği bugün hâlâ sürdüren Abdurrahman Dede ise tüm zorluklara rağmen neden arıcılığa devam ettiğini tek cümleyle anlatıyor:</p>

<p><img alt="Bal2" class="detail-photo img-fluid" height="1195" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/bal2.jpg" width="896" /></p>

<p><strong>“İnsanlara hakiki bal üretmek istiyorum.”</strong></p>

<p>Belki de onun hikâyesini anlamlı kılan tam olarak bu sözler… 73 yaşında, dağların zirvesinde bir çadırda yaşamını sürdüren Dede, doğanın zorlu şartlarına rağmen üretmekten vazgeçmiyor. Onun hikâyesi, bir kavanoz balın içinde yalnızca arıların değil, insan emeğinin, sabrın ve yılların tecrübesinin de bulunduğunu hatırlatıyor; “Çünkü gerçek bal, gerçek emek ister”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-73-yasinda-daglarin-zirvesinde-balin-pesinde</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 07:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/bal-arii.jpg" type="image/jpeg" length="57583"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da 4 yaşında başladı, 72’sinde hâlâ sürdürüyor: Sülükçü Mustafa Dayı’nın 68 yıllık mesleği]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-4-yasinda-basladi-72sinde-hala-surduruyor-sulukcu-mustafa-dayinin-68-yillik-meslegi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-4-yasinda-basladi-72sinde-hala-surduruyor-sulukcu-mustafa-dayinin-68-yillik-meslegi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki tarihi Demirciler Çarşısı’nda mesleğini sürdüren 72 yaşındaki Mustafa Dayı, henüz 4 yaşındayken tanıştığı sülüklerle yaklaşık 68 yıldır ilgileniyor. Sülüklü Han’ın hemen yanında çalışan Dayı, gelen ziyaretçilere hem geleneksel sülük uygulamalarını hem de bu yöntemin tarihini anlatıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİYARBAKIR HABER -</strong> Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinde, geçmişten günümüze uzanan geleneksel mesleklerden biri yaşatılmaya devam ediyor. Sülükçü Mustafa Dayı, Sülüklü Han’ın hemen yanındaki Demirciler Çarşısı’nda uzun yıllardır sülük uygulamalarıyla ilgileniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kendisini “Berber Şeyhmus’un oğlu Mustafa” olarak tanıtan Mustafa Dayı, sülüklerle henüz 4 yaşındayken tanıştığını ve bugün 72 yaşında olmasına rağmen mesleğini sürdürdüğünü belirtiyor.</p>

<p>Tarihi kaynaklarda sülük tedavisi, insanlık tarihinin eski tedavi yöntemlerinden biri olarak biliniyor. Hirudoterapi olarak adlandırılan yöntem, farklı dönemlerde Antik Mısır’dan Mezopotamya’ya, Yunan ve İslam tıbbına kadar çeşitli medeniyetlerde uygulanmış.</p>

<p>Günümüzde ise tıbbi sülük uygulamaları, özellikle bazı mikrocerrahi ve rekonstrüktif cerrahi işlemlerde, belirli tıbbi koşullarda bilimsel temele dayalı olarak kullanılabiliyor.</p>

<p>Diyarbakır’daki Sülüklü Han’ın da adını geçmişte bölgede gerçekleştirilen sülük uygulamalarından aldığı kabul ediliyor. Bu yönüyle tarihi han, kentin geleneksel şifa kültürünü yansıtan önemli yapılardan biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Mustafa Dayı ise dükkânına gelen ziyaretçilere yalnızca sülükleri tanıtmakla kalmıyor, bu geleneksel yöntemin geçmişini ve kullanımını da anlatıyor. Böylece Sur’un tarihi çarşılarında yüzyıllardır izleri bulunan bir meslek, 72 yaşındaki Mustafa Dayı’nın anlatımıyla gelecek kuşaklara aktarılıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-4-yasinda-basladi-72sinde-hala-surduruyor-sulukcu-mustafa-dayinin-68-yillik-meslegi</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 12:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/suluk-1.jpg" type="image/jpeg" length="96471"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da 30 yıllık hayır çeşmesi bakımsızlığa terk edildi]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-30-yillik-hayir-cesmesi-bakimsizliga-terk-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-30-yillik-hayir-cesmesi-bakimsizliga-terk-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde yaklaşık 30 yıl önce bir hayırsever tarafından yaptırılan ve yıllardır vatandaşların su ihtiyacını karşılayan çeşmenin bakımsız ve pis görüntüsü tepki çekiyor. Duyarlı vatandaşlar, çeşmenin onarılarak yeniden modern şartlarda hizmete sunulmasını istiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİYARBAKIR HABER - </strong>Diyarbakır’ın merkez Bağlar ilçesinde, halk arasında Sento Caddesi olarak bilinen Karacadağ Bulvarı üzerinde bulunan çeşmenin bakımsız hali vatandaşların tepkisine neden oldu.</p>

<p>Yaklaşık 30 yıl önce bir hayırsever tarafından yaptırıldığı belirtilen ve bugüne kadar yüzlerce vatandaşın faydalandığı çeşmenin zaman içerisinde bakımsız kaldığı görüldü. Çevresinde oluşan pislik ve düzensizlik, çeşmenin mevcut durumunu gözler önüne sererken, vatandaşlar yetkililerden çözüm bekliyor.</p>

<h2><strong>Sıcak havada buz gibi su akıyor</strong></h2>

<p>Çeşmeden, yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarına rağmen buz gibi su aktığını belirten duyarlı vatandaşlar, çeşmenin bu özelliğiyle halen önemli bir ihtiyacı karşıladığını ifade etti.</p>

<p>Ancak çeşmenin mevcut görüntüsünün hem bölgeye hem de hayır amacıyla yaptırılan yapıya yakışmadığını dile getiren vatandaşlar, bakım ve onarım çalışması yapılmasını istedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vatandaşlar, yaklaşık 30 yıllık çeşmenin günümüz şartlarına uygun şekilde yenilenerek temiz, düzenli ve kullanışlı hale getirilmesini talep etti.</p>

<h2><strong>“Yeniden vatandaşların hizmetine sunulsun”</strong></h2>

<p>Çeşmenin geçmişten bugüne birçok insanın su ihtiyacını karşıladığını belirten vatandaşlar, hayır amacıyla yaptırılan bu çeşmenin kaderine terk edilmemesi gerektiğini söyledi. Duyarlı vatandaşlar, çeşmenin bir an önce temizlenmesi, gerekli bakım ve onarımının yapılması ve yeniden vatandaşların hizmetine sunulması çağrısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-30-yillik-hayir-cesmesi-bakimsizliga-terk-edildi</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 11:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/ccesme-int.jpg" type="image/jpeg" length="54004"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da Boşanma Alarmı!  Ekonomik kriz, sosyal medya ve aldatma evlilikleri sarsıyor]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-bosanma-alarmi-ekonomik-kriz-sosyal-medya-ve-aldatma-evlilikleri-sarsiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-bosanma-alarmi-ekonomik-kriz-sosyal-medya-ve-aldatma-evlilikleri-sarsiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’da boşanma davaları son yıllarda adeta patladı. 2000’li yılların başında yıllık 30-40’larla ifade edilen davalar, 2022’de 2 bin seviyesine ulaşırken, 2026’da bu sayının 4 bini aşması bekleniyor. Hukukçu Harun Bulut ekonomik krize, aldatma ve sosyal medyaya dikkat çekerken, Uzman Klinik Psikolog Sadık Sun değişen aile yapısının ve sosyal medya kaynaklı kıyaslamaların evlilikleri sarstığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİYARBAKIR HABER - </strong>Diyarbakır’da boşanma davalarında son yıllarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. 2000’li yılların başında yıllık 30-40’larla ifade edilen boşanma davaları, 2012 sonrasında 700-800’lere, 2022’de yaklaşık 2 bine yükseldi. Kentte 7 aile mahkemesi faaliyet gösterirken, kurulan 8’inci aile mahkemesinin de önümüzdeki aylarda faaliyete geçmesi bekleniyor. Hukukçu Harun Bulut, mahkemelerin mevcut dosya yüküne dikkat çekerek 2026 yılında boşanma sayısının 4 bini aşabileceğini söyledi. Uzman Klinik Psikolog Sadık Sun ise ekonomik krizler, sosyal medya ve değişen aile yapısının boşanmalardaki artışta önemli rol oynadığını belirtti.</p>

<h2><strong>2000’li yıllardan bugüne boşanmada çarpıcı artış</strong></h2>

<p><strong>Diyarbakır’da boşanma davalarının geçmişten bugüne gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>

<p>Harun Bulut: ”Diyarbakır’da yaklaşık 2000’lerin başında bir aile mahkemesi kuruldu. O dönemde yıllık 30-40, hatta 100’ü bulmayan davalar oluşmaya başlayınca Adalet Bakanlığı bu aile mahkemesini kapattı. Bir süre Asker Hukuk Mahkemesi üzerinden bu görevin yürütülmesi gündeme geldi. Ancak 2000 yılından sonra boşanma davalarının hızlı şekilde artması üzerine yeniden aile mahkemesi kurulmaya başlandı. Yıllık yaklaşık 300-400 boşanma gerçekleşmeye başladı. 2012 yılına kadar bu sayı ortalama 400 ile 600 arasında değişiyordu. 2012’den sonra ise rakam 700-800 seviyelerine çıktı. Asıl patlama ise 2018 ve sonrasında yaşandı. Buradaki temel sorunlardan biri ekonomik sıkıntılardı.</p>

<p><img alt="Boşanma-1" class="detail-photo img-fluid" height="623" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/bosanma-1.jpg" width="1125" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>2022’de 2 bine ulaştı</strong></h2>

<p><strong>Boşanmalarda kırılma noktası hangi dönem oldu?</strong></p>

<p>Harun Bulut: “Özellikle 2022 yılında boşanmalar Diyarbakır’da yaklaşık 2 bin seviyesine çıktı. Bu artışın nedenlerinden biri de Covid dönemine denk gelmemizdi. İnsanların, özellikle erkeklerin daha fazla evde vakit geçirmesi ve bunun ekonomik sıkıntılarla birleşmesi evliliklerdeki sorunları daha görünür hale getirdi. 2022’den sonra da boşanmalar her geçen gün daha fazla arttı. Şu anda sayı 2 binin üzerine çıktı.</p>

<h2><strong>8’inci Aile Mahkemesi geliyor</strong></h2>

<p><strong>Diyarbakır’daki aile mahkemelerinin mevcut durumu nedir?</strong></p>

<p>Harun Bulut: “Diyarbakır’da şu anda 7 aile mahkemesi var. Adalet Bakanlığı 8’inci Aile Mahkemesini de kurdu ancak henüz faaliyete başlamadı. Önümüzdeki aylarda faaliyete geçmesi bekleniyor. Her bir mahkemenin derdest dosya sayısı 1000’in üzerinde. Her mahkemenin bir yılda karara bağladığı dosya sayısı ise yaklaşık 500-600 arasında. 8 mahkemeyi 500-600 dosyayla değerlendirdiğimizde yıllık rakamın yaklaşık 4 bine ulaşacağını, hatta 4 bini geçeceğini düşünüyoruz. Bu, Diyarbakır açısından ilk defa bu kadar yüksek bir rakam anlamına geliyor. 2026 yılı boşanma sayısının en yüksek olduğu yıl olabilir.</p>

<h2><strong>Boşanmanın 3 büyük nedeni</strong></h2>

<p><strong>Peki bu artışın temelinde ne var?</strong></p>

<p>Harun Bulut: “Hukukçular olarak üç önemli neden görüyoruz. Birinci ve en önemli neden ekonomik sıkıntılar. İkinci neden sosyal medya. Sosyal medyada suni bir hayatın gerçek hayatmış gibi sunulması insanlarda özenti oluşturuyor. İnsanlar bu hayatları gerçek sanıyor ve kendi evliliğini sosyal medyada gördüğü hayatlarla kıyaslıyor. Üçüncü husus ise maalesef şiddete yönelik olayların artması. Bu durum hem kadınlar hem de evlilikler açısından ciddi bir sorun oluşturuyor”</p>

<h2><strong>“Davaların yüzde 70’i aldatmaya dayalı”</strong></h2>

<p><strong>Size gelen başvurularda en fazla hangi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?</strong></p>

<p>Harun Bulut: “Son yıllarda alınan hukuki tedbirlerle, özellikle aile içi şiddet konusunda uygulanan tedbirlerle şiddetin ciddi anlamda azaldığını görüyoruz. Ancak bize gelen boşanma davalarında özellikle aldatmaların çok arttığını görüyoruz. Davaların yaklaşık yüzde 70’i aldatmaya dayalı. Özellikle sosyal medya üzerinden mesajlaşmalar, görüşmeler ve tanışmalar bu süreçte önemli bir rol oynuyor. Kadınlar ellerindeki somut delillerle başvuruyor. Mahkemelerde bu deliller ortaya konuluyor ve tarafların kusur oranlarına göre maddi-manevi tazminat ve nafaka konusunda kararlar veriliyor”</p>

<p><img alt="Boşanma1 3" class="detail-photo img-fluid" height="850" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/bosanma1-3.jpg" width="1134" /></p>

<h2><strong>Anlaşmalı boşanmada “Gizlilik” etkisi</strong></h2>

<p><strong>Anlaşmalı boşanmalar ne durumda?</strong></p>

<p>Harun Bulut: “Anlaşmalı boşanmalar da var ancak sayı daha az. Çünkü iki tarafın da rızası gerekiyor. Özellikle taraflardan birinin elinde somut deliller varsa, aile bireylerinin, toplumun veya kamuoyunun bunları bilmesini istemedikleri durumlarda anlaşmalı boşanmayı tercih edebiliyorlar.”</p>

<h2><strong>“Basit nedenlerle gelenleri barıştırıp gönderiyoruz”</strong></h2>

<p><strong>Siz hukukçu olarak boşanma sürecinde çiftlere nasıl yaklaşıyorsunuz?</strong></p>

<p>Harun Bulut: “Bazen çok basit nedenlerle boşanmak için gelen çiftler oluyor. Eğer ortada ciddi bir sorun yoksa ve sorun çözülebilecek durumdaysa, çoğu zaman tarafları barıştırıp gönderiyoruz. Hatta itiraf ediyorum, barıştırdığımız insanların sayısı benim aldığım boşanma davalarından daha fazla diyebilirim. Bazı hukukçu arkadaşlar bunu “Avukatlıktan ziyade arabuluculuğa gidilmiş” şeklinde değerlendirebilir. Ama burada vicdan boyutu var. Bizim de ailemiz var, bizim de çocuklarımız var. Çocuklar ortada kalıyor ve ciddi anlamda mağdur ediliyor. Eğer çiftlerin birlikte devam etme imkânı varsa, ailelerin dağılmaması ve çocukların mağdur olmaması için onları barıştırmayı tercih ediyoruz. Ama artık birlikte yaşamak daha fazla zarar verecek bir noktaya gelmişse, o zaman boşanma konusunda hukuki olarak yardımcı oluyoruz.”</p>

<h2><strong>Psikolog Sun; “Sosyal medya eşleri birbirine düşman edebiliyor”</strong></h2>

<p><strong>Sadık Hoca, sosyal medyanın evlilikler üzerindeki etkisini nasıl görüyorsunuz?**</strong></p>

<p>Sadık Sun: “Sosyal medya gerçekten çok etkili. Özellikle Instagram’da hikâye özelliğinin yaygınlaşmasıyla insanlar kendi hayatlarını paylaşmaya ve başkalarının hayatlarıyla kıyaslamaya başladı. “Onu tatile götürdü”, “Onun eşi böyle davranıyor”, “Bana neden böyle davranılmıyor?” gibi düşünceler ortaya çıkıyor. Kişi kendi hayatına ilişkin bir yetersizlik hissediyor. Hatta eş eve gelmeden önce izledikleriyle eşine karşı öfkelenebiliyor. Adam eve geliyor, ne olduğunu bilmiyor. Kadın öfkeli ama bu öfkenin kaynağı bazen sosyal medyada gördüğü hayatlar oluyor”</p>

<h2><strong>“Dışarıdaki insanlar eşle kıyaslanıyor”</strong></h2>

<p>Sosyal medya insanlara sürekli bir seçenek sunuyor. “Benim eşimden daha iyileri var” düşüncesi oluşuyor. Evde pijamasıyla oturan, günlük hayatın yorgunluğu içerisindeki eş ile sosyal medyada özenle hazırlanmış fotoğraflar paylaşan insanlar kıyaslanıyor. Bu çok ciddi bir yanılsama. Bir de mesaj kutuları var. İnsanlar evli olup olmadığını dahi önemsemeden birbirlerine mesaj atabiliyor. Bu mesajlar kişinin kendisini daha değerli hissetmesine yol açabiliyor. Bir süre sonra kişi, “Ben neden bu evlilikteyim?” diye düşünmeye başlayabiliyor.</p>

<h2><strong>Pandemi sadece bir tetikleyici</strong></h2>

<p><strong>Pandemi boşanmalardaki artışı tek başına açıklıyor mu?</strong></p>

<p>Sadık Sun: “Hayır. Bunu sadece pandemi olarak düşünmemek gerekir. Kriz dönemlerinde insanların psikolojisinde önemli değişimler yaşanır. Savaş dönemlerinde de benzer durumlar görülebilir. İnsanlar hayatın sona geldiğini düşündüklerinde, içlerinde kalan ukdeleri gerçekleştirmek isteyebiliyor. Evlilik hasreti varsa evlenmek, çocuk hasreti varsa çocuk sahibi olmak ya da mevcut evliliğiyle ilgili ciddi bir sorun varsa boşanmak isteyebiliyor. Yani kriz dönemleri insanların hayatlarını yeniden değerlendirmelerine neden oluyor.”</p>

<h2><strong>Kadınların ekonomik özgürlüğü de etkili</strong></h2>

<p><strong>Kadınların çalışma hayatına daha fazla katılması boşanma kararlarını etkiliyor mu?</strong></p>

<p>Sadık Sun: “Kesinlikle etkiliyor. Kadınların iş hayatına girmesiyle ekonomik bağımsızlıkları arttı. Artık kadın kendisini sadece evlilik içerisinde var olmak zorunda hissetmiyor. Bir sorun yaşadığında ekonomik gücü varsa kendi hayatını sürdürebileceğini biliyor. Eskiden ekonomik gücü olmayan bir kadının boşanması çok daha zor olabiliyordu. Ailesi de arkasında durmuyorsa seçenekleri daha sınırlıydı. Bugün ise ekonomik özgürlük, aile desteği, nafaka ve çocukların velayeti gibi faktörler boşanma kararını etkileyebiliyor”</p>

<h2><strong>“Kadınlar anneleri gibi, erkekler babaları gibi olmak istemiyor”</strong></h2>

<p><strong>Aile yapısındaki değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>

<p>Sadık Sun: “Çok çarpıcı bir söz var: “Kadınlar anneleri gibi olmak istemiyor, erkekler de babaları gibi olmak istiyor.” Kadın, “Annem ezildi, ben ezilmemeliyim. Annem babamın kahrını çekti, ben çekmemeliyim” diyebiliyor. Geçmişte yaşadığı travmaların etkisini kendi evliliğine taşıyabiliyor. Erkek açısından da benzer bir durum var. Babasının sahip olduğu konforu sürdürmek veya daha fazlasını istemek söz konusu olabiliyor. Fakat artık kadın da çalışıyor, erkek de çalışıyor. İş bölümleri geçmişe göre çok daha iç içe geçmiş durumda.”</p>

<h2><strong>“Boşanmadan önce kendinize şunu sorun”</strong></h2>

<p><strong>Peki çiftlere ne öneriyorsunuz?</strong></p>

<p>Sadık Sun: “Boşanma elbette seçeneklerden bir tanesi. Ancak boşanmayı düşünmeden önce her iki tarafın da kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: “Ben bu evlilik ve ilişkim için elimden geleni yaptım mı?” Boşandıktan veya ayrıldıktan sonra vicdanınız rahat olacak mı? Bu sorunun cevabını insanın kendisine gerçekten ve samimi şekilde vermesi gerekiyor.</p>

<h2><strong>Diyarbakır’da aile yapısı değişiyor</strong></h2>

<p>Diyarbakır’da boşanma davalarının yıllar içinde 30-40’lardan 2 binlerin üzerine çıkması, 2026’da ise 4 bin seviyesinin aşılmasının beklenmesi, kentte aile yapısının geçirdiği değişimin boyutunu ortaya koyuyor. Hukukçu Harun Bulut ekonomik sorunları, sosyal medya kaynaklı özenti ve kıyaslamayı, aldatma ve şiddet vakalarını öne çıkarırken; Uzman Klinik Psikolog Sadık Sun ise kriz dönemlerinin psikolojik etkilerine, kadınların ekonomik bağımsızlığına ve değişen aile rollerine dikkat çekiyor.</p>

<h2><strong>Uzmanların ortaklaştığı nokta ise dikkat çekici:</strong></h2>

<p>“Boşanma kararı verilmeden önce, çiftlerin kendilerine “Bu evlilik için gerçekten elimden gelen her şeyi yaptım mı?” sorusunu sorması gerekiyor. Çünkü bazı evlilikler için boşanma bir çıkış yolu olabilirken, bazıları için iletişim, sabır, karşılıklı anlayış ve doğru destekle yeniden kurulabilecek bir ilişkinin kapısını aralamak mümkün”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-bosanma-alarmi-ekonomik-kriz-sosyal-medya-ve-aldatma-evlilikleri-sarsiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/bosanma-int-3.jpg" type="image/jpeg" length="64367"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da elektrikli tekneler sahipsiz kaldı! Tekne sahibinden Büyükşehir Belediyesi’ne tepki]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-elektrikli-tekneler-sahipsiz-kaldi-tekne-sahibinden-buyuksehir-belediyesine-tepki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-elektrikli-tekneler-sahipsiz-kaldi-tekne-sahibinden-buyuksehir-belediyesine-tepki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’ın Eğil ilçesinde daha önce zabıta ekiplerinin beklediği elektrikli teknelerin sahipsiz bırakıldığı ileri sürüldü. Tekne sahibi Abdullah Karakoç, 1 ve 8 Ağustos’ta cep telefonu kamerasıyla kaydettiği görüntülerle teknelerin başında artık herhangi bir görevli bulunmadığını belirterek, “Tekneler hırsızların açık hedefi haline geldi” sözleriyle Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne tepki gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9"><strong>DİYARBAKIR HABER-</strong></span></a> Diyarbakır’ın Eğil ilçesinde baraj gölü üzerinde<strong> turizm ve ulaşım</strong> amacıyla kullanılan elektrikli teknelerle ilgili yeni bir tartışma gündeme geldi.</p>

<p>Tekne sahibi Abdullah Karakoç, teknelerin daha önce zabıta ekipleri tarafından bekletildiğini ancak son günlerde bu görevlilerin bölgeden çekilmesiyle teknelerin sahipsiz kaldığını iddia etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karakoç,<strong> 1 ve 8 Ağustos tarihleri</strong>nde cep telefonu kamerasıyla çektiği görüntülerle teknelerin bulunduğu alanda herhangi bir <strong>Zabıta görevlisinin bulunmadığını</strong> gösterdi.</p>

<p>Teknelerin başında görevli olmamasının hırsızlık açısından ciddi risk oluşturduğunu belirten Karakoç, <strong>elektrikli tekne</strong>lerin adeta açık hedef haline geldiğini söyledi.</p>

<h2><iframe allow="autoplay; fullscreen" allowfullscreen="" frameborder="0" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" scrolling="no" src="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/vidyome/embed/32716" webkitallowfullscreen=""></iframe></h2>

<h2><strong>“Daha önce zabıta ekipleri bekliyordu”</strong></h2>

<p>Teknelerin güvenliğinin geçmişte zabıta ekipleri tarafından sağlandığını ifade eden Karakoç, ekiplerin çekilmesiyle birlikte teknelerin tamamen sahipsiz kaldığını savundu.</p>

<h2><strong>Geçmişte de tekneler tartışma konusu olmuştu</strong></h2>

<p>Eğil’de elektrikli tekneler daha önce de baraj gölünde faaliyet göstermeleri ve izin süreciyle ilgili tartışmalarla gündeme gelmişti. Tekne sahipleri, teknelerin gölde çalışmasına neden izin verilmediğini sorgularken, konu ilçenin turizm potansiyeli ve göl üzerinde gerçekleştirilen tekne turları açısından kamuoyunda tartışılmıştı.</p>

<p>Yaşanan son gelişmeyle birlikte tartışmanın boyutu bu kez teknelerin güvenliğine taşındı. Tekne sahibi Abdullah Karakoç, teknelerin gölde kullanılmasına ilişkin sorunların yanı sıra mevcut teknelerin korunması konusunda da belediyeden gerekli önlemlerin alınmasını istedi.</p>

<p>Karakoç, teknelerin başında yeniden güvenlik veya zabıta ekiplerinin görevlendirilmesini talep ederken, herhangi bir hırsızlık ya da zarar verme olayının yaşanmadan önlem alınması çağrısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-elektrikli-tekneler-sahipsiz-kaldi-tekne-sahibinden-buyuksehir-belediyesine-tepki</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/tekne-6.png" type="image/jpeg" length="34172"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da geleneksel karışım yoğun ilgi görüyor!]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-geleneksel-karisim-yogun-ilgi-goruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-geleneksel-karisim-yogun-ilgi-goruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’da aktarcı Zeki Karaköse tarafından hazırlanan, ana maddesi yörede yetişen menengiç sakızı olan bitkisel karışım, özellikle mide rahatsızlığı yaşayan vatandaşlardan yoğun ilgi görüyor. Karaköse, karışımın mide yanması ve gastrit gibi şikâyetlere yönelik kullanıldığını belirtirken, kanser hastalıkları üzerindeki etkilerine ilişkin iddiaların ise bilimsel olarak ayrıca değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9">DİYARBAKIR HABER-</span></a></strong><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#2980b9"> </span></a>Diyarbakır’da geleneksel bitkisel ürünlere olan ilgi, son yıllarda<strong> menengiç sakızı </strong>üzerinden hazırlanan özel bir karışımla yeniden gündeme geldi.<strong> Aktarcı Zeki Karaköse</strong> tarafından hazırlanan karışım, özellikle mide rahatsızlığı yaşayan vatandaşlardan yoğun rağbet görüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karışımın ana maddesini oluşturan menengiç sakızının, Diyarbakır’ın Terkan Bölgesi olarak bilinen ve Dicle ile Hani ilçelerini kapsayan bölgelerde yetiştiği belirtiliyor.</p>

<p>Aktarcı Zeki Karaköse, karışımı kendisinin hazırladığını belirterek,<strong> mide yanması ve gastrit</strong> gibi rahatsızlıkları bulunan vatandaşların ürüne yoğun ilgi gösterdiğini ifade etti.</p>

<p>Karaköse, hazırladığı karışımın mide rahatsızlıklarına yönelik kullanıldığını ve vatandaşlardan olumlu geri dönüşler aldığını söyledi.</p>

<p>Öte yandan, bitkisel karışımın mide ve prostat kanserine karşı etkili olduğu yönündeki iddiaların bilimsel kanıt niteliğinde olmadığı vurgulanıyor. Kanser gibi ciddi hastalıkların tedavisinde bitkisel ürünlerin doktor önerisi ve tıbbi tedavinin yerine kullanılmaması gerekiyor.</p>

<p>Diyarbakır yöresinde yetişen menengiç sakızının geleneksel kullanımı ve bu ürün üzerinden hazırlanan karışımlara yönelik ilginin önümüzdeki dönemde de devam etmesi bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-geleneksel-karisim-yogun-ilgi-goruyor</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/karisim-macun.png" type="image/jpeg" length="60185"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da uzmanından ailelere uyarı: İlk deneme son olabilir! Madde beyni ele geçiriyor]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-uzmanindan-ailelere-uyari-ilk-deneme-son-olabilir-madde-beyni-ele-geciriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-uzmanindan-ailelere-uyari-ilk-deneme-son-olabilir-madde-beyni-ele-geciriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Hüseyin Tunca, madde bağımlılığının beynin ödül sistemini bozarak kişiyi kısır bir döngüye sürükleyen kronik bir hastalık olduğunu söyledi. Ergenlerin biyolojik ve sosyal nedenlerle daha büyük risk altında olduğunu belirten Tunca, ailelere "Davranış değişikliklerini erken fark edin, geç kalmadan profesyonel destek alın" çağrısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİYARBAKIR HABER-</strong> <strong>Madde bağımlılığı </strong>özellikle çocuklar ve ergenler açısından giderek büyüyen önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. <strong>Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Hüseyin Tunca,</strong> bağımlılığın beyni nasıl etkilediğini, neden kronik bir hastalık olarak kabul edildiğini ve madde kullanımının hangi aşamalardan geçerek bağımlılığa dönüştüğünü anlattı.</p>

<p><img alt="Hüseyin Tunca1" class="detail-photo img-fluid" height="1536" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/huseyin-tunca1.jpg" width="2048" /></p>

<p><em><strong>"Madde bağımlılığı nedir?"</strong></em></p>

<p><strong>Hocam, madde bağımlılığını nasıl tanımlarsınız?</strong></p>

<p>"Kullanılan maddelerin beynin ödül ve haz merkezini etkilemesi sonucu ortaya çıkan kronik bir rahatsızlıktır diye tanımlayabiliriz. Şimdi bunu biraz daha açmak gerekir. Tabii ki tanım çok kolay ama beynimizdeki haz ve ödül bölgesi aslında bizi hayatta tutan bütün aktiviteleri yaparken bizi ödüllendiren, o aktiviteleri teşvik etmeye çalışan bir sistemdir. Örneğin acıkan birinin yemek yemesi onu doyurur ve hayatta kalmasını sağlar. Kaygılı ya da huzursuz olan birinin spor yapması kaygısını azaltır. Bir kişinin arkadaşlarıyla, akrabalarıyla vakit geçirmesi sosyal bağlarını güçlendirir. Bunların tamamı insanı hayatta tutan davranışlardır. Bu aktiviteleri yaptıktan sonra kişi haz, huzur ve keyif almaya başlar. İşte tam bu noktada beynin ödül sistemi devreye girer. Burada dopamin dediğimiz, sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan bir madde salgılanır. Dopamin sayesinde kişi haz, keyif ve huzur hisseder. Beyin de adeta 'Sen hayatta kalman için iyi bir şey yaptın, buna devam et.' mesajı verir."</p>

<p><em><strong>"Madde beynin doğal sistemini nasıl bozuyor?"</strong></em></p>

<p><strong>Peki madde bu doğal sistemi nasıl değiştiriyor?</strong></p>

<p>"Normal şartlarda dopamin yavaş ve uzun süreli salgılanır. Bu nedenle kişi daha uzun süre rahat, huzurlu ve keyifli hisseder. Ancak maddeler beynin haz merkezinde bir anda çok yoğun ve çok yüksek miktarda dopamin salgılanmasına neden olur. Böylece kişi doğal yollarla elde edemeyeceği kadar yoğun bir haz, keyif ve huzur yaşar. İlk bakışta insanlar 'Ne güzel, daha fazla haz alıyorum.' diye düşünebilir. Ama işin kötü tarafı tam da bundan sonra başlıyor."</p>

<p><img alt="Çocuk Madde" class="detail-photo img-fluid" height="660" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/cocuk-madde.webp" width="1170" /></p>

<p><em><strong>"Bağımlılık nasıl oluşuyor?"</strong></em></p>

<p><strong>İlk kullanım sonrasında beyinde neler oluyor?</strong></p>

<p>"Maddeyi kullanan kişiler zaten en fazla keyfi ilk kullanım sırasında yaşarlar. Beyin bu kadar yoğun dopamine maruz kalmaya alışık değildir. Kendini korumak için dopaminin bağlandığı reseptörlerin sayısını azaltmaya başlar. Böyle olunca kişi aynı maddeyi kullansa bile ilk aldığı hazzı artık yaşayamaz. Örneğin madde bin birim dopamin salgılattıysa ama reseptör sayısı azaldıysa aynı etki oluşmaz. İşte buna tolerans gelişmesi diyoruz. Kişi aynı hazzı yaşayabilmek için kullandığı madde miktarını artırmaya başlar."</p>

<p><em><strong>"Kısır döngü nasıl başlıyor?"</strong></em></p>

<p><strong>Daha sonra süreç nasıl ilerliyor?</strong></p>

<p>"Madde kullanılmaya devam ettikçe beyin reseptörleri daha da azaltmaya başlıyor. Bir süre sonra kişi madde kullansa bile artık eskisi gibi haz alamıyor. Haz alamadığı gibi, madde kullanılmadığında yoksunluk dediğimiz tablo ortaya çıkıyor. Yoğun gerginlik... Huzursuzluk... Çarpıntı... Nefes darlığı... Baş edilmesi çok zor duygular... Artık kişi maddeyi keyif almak için değil, bu yoksunluğu bastırabilmek için kullanmaya başlıyor. Böylece tam anlamıyla kısır bir döngü oluşuyor."</p>

<p><em><strong>"Türkiye'de en sık hangi maddeler kullanılıyor?"</strong></em></p>

<p><strong>Ülkemizde en sık kullanılan bağımlılık yapıcı maddeler hangileri?</strong></p>

<p>"Ülkemizde yapılan çalışmalarda en sık sigara ve alkol ilk sırada yer alıyor. Yasa dışı maddelere baktığımızda ise esrar ve halk arasında 'kristal meth' olarak bilinen metamfetamin öne çıkıyor. Bunun ardından ekstazi geliyor. Eroin ise daha arka sıralarda yer alıyor."</p>

<p><em><strong>"Bağımlılık neden çoğunlukla ergenlikte başlıyor?"</strong></em></p>

<p><strong>Madde bağımlılığı neden çoğunlukla çocukluk ve ergenlik döneminde başlıyor?</strong></p>

<p>"Ergen beyni aslında madde kullanımı açısından oldukça riskli bir dönemdedir. Çünkü ergenlik döneminde beynimizin ödül merkezi gelişmiş oluyor. Ancak ödülü frenleyecek, doğru zamanı ve doğru davranışı seçmemizi sağlayan prefrontal korteks henüz tam gelişmemiş oluyor. Bu bölge yaklaşık 25 yaşına kadar gelişimini sürdürüyor. Yani istek çok fazla... Dürtüler çok güçlü... Ama bunları kontrol edecek mekanizma henüz yeterince olgunlaşmamış oluyor."</p>

<p><em><strong>"Ergenler neden madde kullanımına daha açık oluyor?"</strong></em></p>

<p><strong>Hocam, ergenlik dönemindeki gençler maddeye neden daha kolay yöneliyor? Bunun temel nedenleri nelerdir?</strong></p>

<p>"Ergenlik döneminde beynimizin ödül merkezi gelişmiş oluyor. Ancak ödülü frenleyecek prefrontal korteks, yani 'Her haz doğru değildir. Bu hazzı doğru zamanda ve doğru şekilde yönetmeliyim.' diyebilen beyin bölgesi henüz tam gelişmemiş oluyor. Bu bölge yaklaşık 25 yaşına kadar gelişimini sürdürüyor. Yani istek çok fazla… Dürtüler çok fazla… Ama bunları frenleyecek mekanizma henüz yeterince güçlü değil. Bunun yanında ergenlik döneminde yenilik arayışı ve risk alma davranışları da oldukça fazladır. Böyle olunca maddeyi deneme ihtimali artabiliyor. Bir diğer önemli neden ise akran etkisidir. Ergen için arkadaş grubu tarafından kabul görmek son derece önemlidir. Eğer bulunduğu arkadaş ortamında madde kullanan kişiler varsa, onların teşviki ya da baskısıyla maddeye ulaşması çok daha kolay olabiliyor. Bazen yalnızca dışlanmamak, arkadaş grubunda kabul görmek ya da kendini o grubun bir parçası hissetmek için bile madde teklifine 'hayır' diyemeyebiliyor."</p>

<p><em><strong>"Ailede madde kullanımı da önemli bir risk faktörü"</strong></em></p>

<p><strong>Aile ortamı da bu süreçte etkili oluyor mu?</strong></p>

<p>"Kesinlikle. Eğer ailede madde kullanan bireyler varsa ya da yakın çevrede madde bağımlılığı bulunan kişiler bulunuyorsa, ergenin maddeye ulaşma riski artıyor. Çocuk maddeyle daha erken yaşta tanışabiliyor ve kullanım süresi de daha uzun olabiliyor. Bunun yanında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, dürtü kontrol bozukluğu, depresyon, kaygı bozuklukları ve bipolar bozukluk gibi psikiyatrik rahatsızlıkları bulunan çocuk ve ergenlerde de madde kullanım riski daha yüksektir."</p>

<p><em><strong>"Aileler hangi belirtileri gördüğünde şüphelenmeli?"</strong></em></p>

<p><strong>Aileler çocuklarının madde kullandığını nasıl anlayabilir? Hangi belirtiler alarm vermelidir?</strong></p>

<p>"Kesinlikle burası çok önemli. Çünkü kişi maddeyle ne kadar uzun süre temas ederse tedavi de o kadar zorlaşabiliyor. Bu nedenle ailelerin çocuklarındaki değişimleri dikkatle takip etmeleri gerekiyor. En temel gösterge aslında çocuğun davranışlarının değişmesidir. Eğer çocuk; Evden izinsiz çıkmaya başladıysa, Geç saatlerde eve geliyorsa, Arkadaş çevresi değiştiyse ve bunu aileden gizliyorsa, Okul devamsızlığı arttıysa, Ders başarısı düşmeye başladıysa, daha öfkeli, Daha gergin, Daha çatışmacı bir hale geldiyse, Eve geldiğinde üzerinde farklı kokular hissediliyorsa, Gözlerinde kızarıklık oluşuyorsa, Göz bebekleri normalden çok büyüyor ya da küçülüyorsa, ailelerin artık daha dikkatli olması gerekir. Elbette tek başına bu belirtilerden biri kesin olarak madde kullanıldığı anlamına gelmez. Çünkü bazı belirtileri gizlemek için kişiler önlem de alabiliyor. Bu nedenle yalnızca fiziksel belirtilere değil, çocuğun davranışlarındaki değişime bütüncül olarak bakmak gerekir. Bu belirtilerden birkaçının birlikte görülmesi durumunda mutlaka bir Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanına başvurulmalıdır."</p>

<p><img alt="Çocuk Madde2" class="detail-photo img-fluid" height="500" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/cocuk-madde2.webp" width="827" /></p>

<p><em><strong>"Madde bağımlılığı tedavi edilebilir mi?"</strong></em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Toplumda 'Madde bağımlılığı tedavi edilemez.' gibi yanlış bir algı var. Bu doğru mu?</strong></p>

<p>"Hayır. Madde bağımlılığı tedavi edilebilir kronik bir hastalıktır. Burada en önemli nokta erken fark etmek ve erken tedaviye başlamaktır. Erken müdahale edildiğinde tedavi başarısı önemli ölçüde artıyor. Kişinin tedavi olma motivasyonu yüksekse… Ailenin desteği güçlüyse… Aile içindeki birlik ve iletişim sağlamsa… Tedavinin başarı oranı da belirgin şekilde yükseliyor. Elbette kullanılan maddeye göre tedavi yöntemleri değişiyor. Bu nedenle profesyonel destek alınması gerekiyor. Çocuk ve ergenler için ÇEMATEM, yetişkinler için ise AMATEM merkezlerinde bilimsel yöntemlerle tedavi uygulanıyor."</p>

<p><strong>"Bağımlılıkta tekrar görülebilir, bu tedavinin bir parçasıdır"</strong></p>

<p><strong>Tedavi sonrasında yeniden başlama riski var mı?</strong></p>

<p>"Evet. Bağımlılık kronik bir hastalıktır. Nasıl ki bazı kronik hastalıklar zaman zaman tekrar edebiliyorsa, bağımlılıkta da yeniden madde kullanımı görülebilir. Bu durum tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Tam tersine sürecin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Önemli olan böyle bir durumda hızlı davranmak ve yeniden profesyonel destek almaktır."</p>

<p><em><strong>"Ailelerin öfkesi değil, sevgisi tedaviyi güçlendirir"</strong></em></p>

<p><strong>Son olarak ailelere hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?</strong></p>

<p>"Madde kullanımıyla ilgili yapılan çalışmalara baktığımızda, aile ilişkileri güçlü olan, aile içi iletişimi sağlıklı olan ve aile bağları kuvvetli olan çocuklarda madde kullanım riskinin belirgin şekilde azaldığını görüyoruz. Yani aile bağları ne kadar güçlüyse bu durum çocuk için o kadar koruyucu oluyor. Bu nedenle ailelerin çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmesi, onları dinlemesi, sevgisini hissettirmesi ve güçlü iletişim kurması çok önemlidir. Erken fark etmek… Erken şüphelenmek… Erken tedaviye başlamak… Süreci büyük ölçüde kolaylaştırır. Bir diğer önemli konu ise şudur: Çocuk tedavi oldu diye süreç tamamen bitmiş sayılmaz. Bazen yeniden madde kullanımı görülebilir. Aileler bunu büyük bir hayal kırıklığı ya da öfke sebebi olarak görmemelidir. Bunun hastalığın doğal sürecinin bir parçası olabileceğini bilmeleri gerekir. Böyle durumlarda çocuğu suçlamak, yargılamak ya da cezalandırmak yerine; sevgiyle, şefkatle ve anlayışla yaklaşmaları çok önemlidir. Çünkü tedavinin en güçlü desteklerinden biri ailedir. Özellikle ebeveyn sevgisinin şartlı olmaması gerekir. Çocuk, ailesinin sevgisini her koşulda hissedebilmelidir. Evde sevgi, ilgi ve şefkat varsa yalnızca madde bağımlılığına karşı değil, birçok psikiyatrik hastalığa karşı da önemli bir koruyucu kalkan oluşur. Belki de çocuk o sevgi ortamı sayesinde hiç maddeyle tanışmayacaktır."</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-uzmanindan-ailelere-uyari-ilk-deneme-son-olabilir-madde-beyni-ele-geciriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 08:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/huseyinn-tunca.jpg" type="image/jpeg" length="99064"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukukçu Akar, Çerçeve Yasayı Öz Diyarbakır’a değerlendirdi]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/hukukcu-akar-cerceve-yasayi-oz-diyarbakira-degerlendirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/hukukcu-akar-cerceve-yasayi-oz-diyarbakira-degerlendirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Bu bir af yasası değil" diyen hukukçu Muhammed Akar, 12 maddelik çerçeve yasanın ceza infaz sistemine yönelik bir düzenleme olduğunu belirterek, sürecin yalnızca Türkiye'yi değil Suriye, Irak ve bölgeyi de etkileyeceğini ifade etti. Akar, Türkiye'nin ekonomik, demokratik ve bölgesel açıdan tarihi bir fırsatın eşiğinde bulunduğunu savundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/"><span style="color:#3498db"><strong>DİYARBAKIR HABER</strong></span></a>- AK Parti tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan ve kamuoyunda <strong>"12 maddelik çerçeve yasa"</strong> olarak tartışılan düzenleme, siyaset ve hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandırdı. Düzenlemenin hukuki niteliği, kapsamı ve Türkiye'nin geleceğine olası etkileri merak edilirken, hukukçu <strong>Muhammed Akar </strong>sürece ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Akar, düzenlemenin bir<strong> af ya da pişmanlık yasası olmadığını vurgulayara</strong>k, bunun silahların tamamen devre dışı bırakılmasını hedefleyen, demokratik siyasetin önünü açmayı amaçlayan ve Türkiye'nin yeni bir döneme girmesini sağlayacak kapsamlı bir hukuki adım olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>"Öncelikle bu düzenlemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?"</strong></p>

<p>“Öncelikle bu yasal düzenlemenin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Gerçekten uzun süredir beklenen önemli bir süreçten geçiyoruz. Yaklaşık bir haftadır kamuoyunun gündemindeydi. Bugün itibarıyla çerçeve yasa Meclis'e sunuldu ve siyasi partilerin gruplarına dağıtıldı. Milletvekilleri düzenlemeyi inceleyecek, değerlendirmeler yapılacak ve ardından yasama süreci tamamlanacak. Gördüğüm kadarıyla sadece siyasi partilerde değil, toplumun büyük bölümünde de bu sürece yönelik ciddi bir destek var. Türkiye'nin geleceğini düşünen insanların önemli bir kısmı bu düzenlemenin arkasında duruyor. Bu da memnuniyet verici bir tablo ortaya koyuyor”</p>

<p><img alt="A5C651B8 D86E 4D08 9575 A6701708Ab33" class="detail-photo img-fluid" height="2048" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/a5c651b8-d86e-4d08-9575-a6701708ab33.jpg" width="1536" /></p>

<p><strong>"Kamuoyunda en çok tartışılan konu şu: Bu bir af yasası mı?"</strong></p>

<p>“Hayır. Hukuki açıdan bunun altını özellikle çizmek gerekiyor. Bu düzenleme bir af yasası değildir. Aynı şekilde bir pişmanlık yasası olarak da değerlendirilmemelidir. Bu yasa, ceza infaz sistemi içerisinde yapılan yeni bir düzenlemedir. Ceza infazına ilişkin hükümler yeniden şekillendiriliyor. Bunun sonucunda belirli şartları taşıyan kişiler bakımından cezaların ertelenmesi, infaz süreçlerinin yeniden düzenlenmesi ve bazı kişilerin cezaevlerinden çıkabilmesi söz konusu olabilecek. Bunun yanında yurt dışında bulunan bazı kişilerin Türkiye'ye dönüşüyle ilgili de hukuki imkanlar doğabilecek. Ancak bunların tamamı belirli şartlara bağlı olacak”</p>

<p><strong>"Kimler bu düzenlemeden yararlanabilecek?"</strong></p>

<p>“Düzenleme kademeli bir sistem öngörüyor. Burada dikkat çeken en önemli hususlardan biri, örgütün üst düzey yöneticilerinin kapsam dışında bırakılmasıdır. Özellikle 2005 yılı öncesine yapılan vurgu da bunun göstergesidir. Böylece örgütün üst yönetim kadrosunun bu düzenlemeden yararlanmasının önü kapatılmış oluyor. Ben bu konuda ciddi bir itiraz beklemiyorum. Çünkü süreç boyunca hem İmralı'dan hem de örgütün üst yönetiminden bu kişilerin mutlaka kapsama alınması yönünde güçlü bir talep oluştuğunu görmedik. Elbette zaman zaman çeşitli açıklamalar yapıldı. Ancak genel yaklaşımın, kişisel beklentilerden ziyade Türkiye'de toplumsal uzlaşının sağlanması yönünde olduğunu düşünüyorum”</p>

<p><strong>"Bu süreçte siyasi aktörlerin katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?"</strong></p>

<p>“Bu süreç kolay oluşmadı. Çok sayıda siyasi aktör, farklı kesimler ve toplumun çeşitli temsilcileri katkı sundu. Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere Sayın Devlet Bahçeli'ye, DEM Parti'ye ve emeği geçen herkese teşekkür etmek gerektiğini düşünüyorum. Herkes kendi sorumluluğu çerçevesinde katkı sundu. İmralı'nın da sürecin ilerlemesine yönelik olumlu katkılar sağladığını söylemek mümkündür. Çünkü bugün gelinen noktada silahlı yapının tasfiyesi yönünde önemli bir irade ortaya çıkmış durumda”</p>

<p><strong>"Bu düzenlemenin temel amacı nedir?"</strong></p>

<p>“Temel amaç, Türkiye'nin uzun yıllardır yaşadığı güvenlik sorununu hukuk zemininde çözüme kavuşturmaktır. Bu nedenle düzenleme yalnızca ceza infazıyla ilgili teknik hükümlerden ibaret değildir. Aynı zamanda toplumsal normalleşmenin önünü açacak bir başlangıç niteliği taşımaktadır. Önümüzdeki süreçte bu yasanın uygulanmasıyla birlikte hem hukuki hem de toplumsal anlamda yeni gelişmeler yaşanacaktır. Ancak bunun zamana yayılan bir süreç olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle herkesin sabırlı olması gerekiyor. Sürecin adım adım ilerlemesi ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yürütülmesi en sağlıklı yöntem olacaktır”</p>

<p><strong>“Silahların Susması Sadece Türkiye'yi Değil, Bölgeyi de Etkileyecek"</strong></p>

<p><strong>"Bu düzenlemenin Türkiye dışında bölge ülkelerine de etkisi olacak mı?"</strong></p>

<p>“Kesinlikle olacaktır. Bu sürecin etkileri yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmayacak. Suriye'de, Irak'ta ve hatta İran'da da önemli yansımalarını göreceğimizi düşünüyorum. Silahlı yapının silah bırakması ve örgütsel faaliyetlerini sonlandırması, Türkiye açısından güvenlik ve istikrarı güçlendirecek önemli bir gelişmedir. Aynı zamanda örgütün faaliyet gösterdiği diğer coğrafyalarda da bunun etkileri hissedilecektir”</p>

<p><strong>"İran vurgusu yaptınız. Bunu biraz açabilir misiniz?"</strong></p>

<p>“Son dönemde yaşanan gelişmelere baktığımızda, örgütün İran sahasındaki faaliyetlerinde de farklılaşmalar görüyoruz. Bu durumun önümüzdeki süreçte daha belirgin hale geleceğini düşünüyorum. Benim değerlendirmeme göre, sadece Türkiye'deki yapılanma değil, örgütün faaliyet yürüttüğü diğer alanlarda da tasfiye ve etkisizleşme süreci gündeme gelebilir. Bu nedenle söz konusu düzenleme yalnızca Türkiye'nin iç hukukunu ilgilendiren bir adım değil, bölgesel sonuçları olabilecek bir gelişmedir.”</p>

<p><strong>"Yurt dışındaki kişiler açısından nasıl bir süreç öngörülüyor?"</strong></p>

<p>“Uzun yıllardır çocuklarının geri dönmesini bekleyen çok sayıda aile var. Bu düzenleme, ağır suçlar kapsamı dışında kalan bazı kişiler açısından yeni hukuki imkanlar oluşturabilir. Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor. Adam öldürme, bombalı eylem gibi ağır suçlar farklı değerlendirilirken; örgüt üyeliği, propaganda veya iltisak gibi suçlamalar bakımından ceza infaz sisteminde yeni düzenlemeler öngörülüyor. Bu kapsamda bazı kişiler yargı mercilerine başvurarak yeni hukuki süreçlerden yararlanabilecek.”</p>

<p><strong>"Ceza infaz sisteminde nasıl bir değişiklik öngörülüyor?"</strong></p>

<p>“Düzenleme, infaz hukukuna ilişkin yeni bir model getiriyor. Teknik anlamda bakıldığında soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerinde erteleme mekanizmaları öngörülüyor. Bazı kişiler bakımından cezaların ertelenmesi veya infazın farklı usullerle uygulanması söz konusu olabilecek. Bu nedenle kamuoyunda zaman zaman dile getirildiği gibi doğrudan bir genel af yaklaşımı doğru değildir. Hukuki olarak infaz sistemine ilişkin yeni bir düzenlemeden söz ediyoruz.”</p>

<p><strong>"Toplumun bu sürece yaklaşımı nasıl olmalı?"</strong></p>

<p>“Her şeyden önce toplumun süreci sağduyuyla takip etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu bir anda sonuçlanacak bir süreç değil. Adım adım ilerleyecek ve hukuki mekanizmalar işletilecek. Toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetleri gözetilerek makul bir yol izlenmeye çalışılıyor. Dolayısıyla sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için sabırlı olmak ve gelişmeleri dikkatle takip etmek önem taşıyor”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Bölgede bu sürece yönelik beklentiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?"</strong></p>

<p>“İlk günden itibaren özellikle bölgede yaşayan vatandaşların, kanaat önderlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve farklı toplumsal kesimlerin bu sürece olumlu yaklaştığını görüyoruz. İnsanlar artık kalıcı bir huzur ortamının oluşmasını istiyor. Beklenti, bu sürecin başarıyla tamamlanması ve toplumsal normalleşmenin güçlenmesi yönünde. Bu nedenle çerçeve yasanın kabul edilmesi tek başına bir sonuç değil; daha kapsamlı bir dönüşüm sürecinin başlangıcı olarak görülmelidir.”</p>

<p><img alt="Muhammed Dara Akar" class="detail-photo img-fluid" height="1536" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/muhammed-dara-akar.jpg" width="2048" /></p>

<p><strong>"Bu yasanın en önemli hedefi sizce nedir?"</strong></p>

<p>“Bana göre en önemli hedef, silahlı çatışma dönemini geride bırakarak demokratik siyasetin alanını genişletmektir. Silahların tamamen sustuğu, sorunların hukuk ve siyaset zemininde konuşulduğu bir ortam, hem Türkiye'nin iç barışına hem de bölgesel istikrara önemli katkılar sağlayacaktır. Önümüzdeki dönemde bu sürecin sonuçlarını sadece güvenlik alanında değil; ekonomi, toplumsal huzur ve demokratikleşme başlıklarında da daha net göreceğimizi düşünüyorum”</p>

<p><strong>"Türkiye Tarihi Bir Eşiğin Önünde"</strong></p>

<p><strong>"Bu süreci Türkiye açısından nasıl tanımlıyorsunuz?"</strong></p>

<p>“Ben bunun Türkiye açısından tarihi bir eşik olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu yasa yalnızca teknik bir hukuki düzenleme değildir; aynı zamanda yeni bir dönemin başlangıç noktasıdır. Silahlı yapının faaliyetlerini sonlandırmasıyla birlikte demokratik ve sivil siyasetin alanı daha da genişleyecektir. Bu durum yalnızca güvenlik açısından değil, toplumsal barış ve demokratikleşme bakımından da önemli sonuçlar doğuracaktır. Yıllardır sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri ve birçok siyasi aktör silahların tamamen bırakılması yönünde çağrılarda bulundu. Bugün gelinen nokta, bu çağrıların karşılık bulduğu yeni bir döneme işaret ediyor”</p>

<p><strong>"Cumhur İttifakı'nın 'bin yıllık kardeşlik' söylemini nasıl değerlendiriyorsunuz?"</strong></p>

<p>“Sayın Devlet Bahçeli'nin ve Sayın Cumhurbaşkanı'nın kullandığı "bin yıllık kardeşlik" vurgusunu önemli buluyorum. Bugün çevremizde çok ciddi jeopolitik gelişmeler yaşanıyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki çatışmalar, bölgesel istikrarsızlıklar ve güvenlik riskleri ortadayken Türkiye kendi iç barışını güçlendirme yönünde önemli bir adım atıyor. Ben bunun sadece bugünü değil, gelecek yılları da etkileyecek stratejik bir gelişme olduğunu düşünüyorum.”</p>

<p><strong>"Ekonomik açıdan nasıl bir tablo ortaya çıkabilir?"</strong></p>

<p>“Uzun yıllardır devam eden şiddet ortamının Türkiye'ye çok ağır maliyetleri oldu. Sayın Cumhurbaşkanı'nın da ifade ettiği gibi, bu süreçte trilyonlarca dolarlık ekonomik kaynağın farklı alanlara yönlendirilme imkânı ortadan kalktı. Ancak bana göre ekonomik kayıplardan daha önemlisi insan kaybıdır. Kaybedilen canlar hiçbir ekonomik değerle ölçülemez. Şiddetin sona ermesiyle birlikte hem ekonomik kalkınmanın hızlanacağına hem de kamu kaynaklarının eğitim, sağlık, üretim ve yatırımlara daha fazla yönlendirileceğine inanıyorum”</p>

<p><strong>"Türkiye'nin önümüzdeki dönemde nasıl bir konuma ulaşacağını öngörüyorsunuz?”</strong></p>

<p>“Kaynaklarını doğru kullanan, ekonomisini güçlendiren ve demokratik standartlarını yükselten bir Türkiye'nin önümüzdeki on yıl içerisinde bölgesinde çok daha güçlü bir konuma ulaşabileceğini düşünüyorum. Sadece ekonomik olarak değil; demokrasi, hukuk ve istikrar açısından da örnek gösterilen ülkelerden biri olabilir. Bu nedenle ben bu süreci Türkiye'nin geleceği açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriyorum.</p>

<p><strong>"Konuşmanızda tarihten örnekler verdiniz. Bunları neden önemli görüyorsunuz?"</strong></p>

<p>“Tarihte bazı dönüm noktaları vardır ve bunlar yalnızca yaşandıkları dönemi değil, sonraki yüzyılları da etkiler. 1071 Malazgirt Zaferi'ni bu açıdan önemli görüyorum. Ardından 1514 Çaldıran süreci ve Kurtuluş Savaşı yıllarında kurulan birliktelikler de Türkiye'nin tarihindeki kritik dönemeçlerdir. Bugün yaşanan gelişmelerin de benzer şekilde yeni bir dönemin kapısını aralayabileceğini düşünüyorum. Elbette bunu tarih değerlendirecektir ancak içinde bulunduğumuz sürecin sıradan bir süreç olmadığı kanaatindeyim”</p>

<p><strong>"Türkiye'nin bölgesel rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?"</strong></p>

<p>“Türkiye'nin yalnızca kendi vatandaşları için değil, bulunduğu coğrafya açısından da önemli bir ülke olduğunu düşünüyorum. Bölgesel istikrarın güçlenmesiyle birlikte Türkiye'nin diplomatik etkisi, ekonomik gücü ve demokratik tecrübesi daha fazla öne çıkabilir. Suriye başta olmak üzere yakın coğrafyada yaşanacak gelişmelerde Türkiye'nin etkin rol üstlenmeye devam edeceğini düşünüyorum. Önemli olan, iç barışı güçlendiren, hukuk devletini geliştiren ve toplumsal uzlaşıyı koruyan bir anlayışın kalıcı hale gelmesidir”</p>

<p><strong>"Son olarak kamuoyuna vermek istediğiniz mesaj nedir?"</strong></p>

<p>“Bu süreç, sabırla ve sağduyuyla takip edilmelidir. Toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetleri dikkate alınarak yürütülecek her adım, Türkiye'nin ortak geleceğine katkı sağlayacaktır. Ben, ülkemizin huzuruna, demokrasisine ve kalkınmasına katkı sunacak her türlü hukuki ve demokratik adımın desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Temennim; bu sürecin toplumsal barışı güçlendirmesi, Türkiye'nin geleceğine olumlu katkılar sunması ve gelecek nesillere daha güçlü bir ülke bırakılmasına vesile olmasıdır”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/hukukcu-akar-cerceve-yasayi-oz-diyarbakira-degerlendirdi</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/muammed-dara-akar-1.jpg" type="image/jpeg" length="74754"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır'da telefonculardan yerel esnaf çağrısı: Bu para şehirde kalsın]]></title>
      <link>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-telefonculardan-yerel-esnaf-cagrisi-bu-para-sehirde-kalsin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-telefonculardan-yerel-esnaf-cagrisi-bu-para-sehirde-kalsin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır Telefoncular ve İş İnsanları Derneği Başkanı Mehmet Hanifi Koçeroğlu, telefoncu esnafının karşı karşıya olduğu en önemli sorunların taksit uygulamasındaki eşitsizlik, yüksek kira giderleri, finansman sıkıntısı ve kalifiye eleman eksikliği olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/">DİYARBAKIR HABER-</a></strong> Diyarbakır Telefoncular ve İş İnsanları Derneği Başkanı Mehmet Hanifi Koçeroğlu, kentte faaliyet gösteren telefoncu esnafının yaşadığı sorunları, derneğin çalışmalarını ve sektörün geleceğine ilişkin hedeflerini anlattı. Koçeroğlu, ikinci el telefon piyasasında güven ortamının oluşturulmasından taksit sorununa, yüksek kira giderlerinden kalifiye eleman eksikliğine kadar birçok konuda önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><strong>Güvenli ikinci el telefon piyasası ve Derneğin çalışmaları</strong></p>

<p><strong>Derneğiniz kurulduktan sonra sektörde nasıl bir değişim yaşandı?</strong></p>

<p>“Derneğimizi kurduğumuz günden bu yana önemli mesafeler kat ettik. En büyük hedefimiz sektörümüzde güven ortamını sağlamaktı. Geçmiş yıllarda kapkaç ve telefon hırsızlığı olayları daha sık yaşanıyordu. Biz üyelerimize çok net bir kural koyduk. "Alan olmazsa çalan da olmaz" dedik. Hiçbir üyemiz kaynağı belli olmayan veya şüpheli bir telefonu satın almayacak. Bu konuda taviz vermedik. Bugün telefonunun çalındığını söyleyen insan sayısının ciddi şekilde azaldığını görüyoruz. Artık telefonların büyük bölümü çalınmıyor, daha çok kayboluyor. Bu da dernek olarak yürüttüğümüz bilinçlendirme çalışmalarının önemli bir sonucu”</p>

<p><strong>Diyarbakır'da sektörün büyüklüğü hakkında bilgi verebilir misiniz?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Diyarbakır merkez ve ilçeler dahil yaklaşık 2 bin 500 telefoncu esnafı bulunuyor. Bu sayı sadece işletmeleri ifade ediyor. Aileleriyle birlikte düşündüğümüzde yaklaşık 25 ila 30 bin kişinin geçimi bu sektörden sağlanıyor. Bu nedenle telefonculuk yalnızca ticaret değil, aynı zamanda şehir ekonomisinin önemli bir parçasıdır. Eskiden insanlar farklı iş alanlarına yöneliyordu. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte telefon sektörü cazip hale geldi. Özellikle genç nüfus teknolojiye ilgi duyduğu için bu alanda işletme sayısı arttı. Ancak bu büyümenin yanında çözülmesi gereken ciddi sorunlarımız da bulunuyor”</p>

<p><strong>Türkiye genelinde telefonculuk sektörünün büyüklüğü nedir?</strong></p>

<p>“Resmi verilere göre 2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye genelinde yaklaşık 187 bin kayıtlı telefoncu esnafı bulunuyor. Özellikle 2010 yılından sonra sektör çok hızlı büyüdü. Akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte telefonculuk önemli bir meslek haline geldi”</p>

<p><img alt="Hanifi Koçeroğlu" class="detail-photo img-fluid" height="1536" src="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/hanifi-koceroglu.jpg" width="2048" /></p>

<p><strong>Esnafın en büyük sorunları taksit, kiralar ve kalifiye eleman eksikliği</strong></p>

<p><strong>Bugün telefoncu esnafının en önemli sorunları neler?</strong></p>

<p>“En büyük sorunlarımızın başında taksit uygulaması geliyor. Büyük teknoloji mağazaları ve GSM operatörleri müşterilerine taksit imkanı sunabiliyor. Ancak bağımsız telefoncu esnafı aynı imkândan yararlanamıyor. Bu durum rekabet gücümüzü ciddi şekilde azaltıyor. Bu konuda Ticaret Bakanlığı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde girişimlerimiz sürüyor. Telefoncu esnafına da uygun şartlarda taksit uygulaması getirilmesi gerekiyor. Aksi halde küçük esnaf büyük zincirlerle rekabet edemiyor”</p>

<p><strong>Sektörde eleman bulmakta zorlandığınızı söylüyorsunuz. Bunun nedeni nedir?</strong></p>

<p>“Maalesef en büyük problemlerden biri kalifiye eleman eksikliği. Çırak bulmakta büyük sıkıntı yaşıyoruz. Bir genci işe alıyoruz, birkaç hafta ya da birkaç ay sonra işi bırakıyor. Eskiden "Eti senin kemiği benim" anlayışı vardı. Meslek öğrenmek isteyen gençler yıllarca ustalarının yanında çalışırdı. Bugün ise gençlerin önemli bir kısmı kısa sürede yüksek kazanç bekliyor. Sabır gösterilmiyor. Bu sadece telefonculuk sektörünün değil, elektrikçiden elektronikçiye kadar birçok meslek grubunun ortak sorunu haline geldi”</p>

<p><strong>Kaçak telefon ve yurt dışından getirilen cihazlar konusunda yaşanan sıkıntılar nelerdir?</strong></p>

<p>“Türkiye'de telefon fiyatlarının yüksek olması insanları yurt dışından telefon almaya yöneltiyor. Ancak pasaport kayıt ücretlerinin çok yükselmesi vatandaşları zor durumda bırakıyor. Bu durum maalesef bazı kişileri yasa dışı yöntemlere yönlendirebiliyor. Bizim önerimiz çok açık. Sınır kapılarında BTK tarafından uygun ücretle kayıt sistemi oluşturulabilir. Vatandaş girişte kaydını yaptırır ve sorun ortadan kalkar. Bir diğer problem ise asılsız ihbarlar. Bazen herhangi bir ihbar nedeniyle polis ekipleri bir esnafın iş yerine geliyor. Sonrasında vatandaş "Acaba burada yasa dışı bir iş mi yapılıyor?" diye düşünüyor. Bu da esnafın itibarına zarar veriyor. Bu konuda daha hassas davranılması gerektiğini düşünüyoruz”</p>

<p><strong>Yüksek kiralar, finansman sorunları ve gelecek projeleri</strong></p>

<p><strong>Finansman konusunda yaşadığınız sıkıntılar neler?</strong></p>

<p>“Bankaların POS komisyon oranları küçük esnafı çok zorluyor. Aynı zamanda Esnaf Kefalet kredileri de yeterli seviyede değil. Bugün bir esnafın işini rahatlatacak kredi miktarının en az 5 milyon lira olması gerektiğini düşünüyorum. Mevcut limitler birçok işletme için yetersiz kalıyor. Esnaf Kefalet'ten kredi alamayanlar yüksek faizli banka kredilerine yönelmek zorunda kalıyor. Bu da mali yükü artırıyor.</p>

<p><strong>“Kira artışları sektörü nasıl etkiliyor?</strong></p>

<p>“En büyük gider kalemlerinden biri kiralar. Derneğimize üye olan esnaflar arasında aylık 20 bin lira kira ödeyen de var, 130 bin lira kira ödeyen de. Esnaf bulunduğu bölgeden kolay kolay taşınamıyor. Çünkü yıllarca oluşturduğu müşteri kitlesi ve adres bilinirliği var. Bazı mülk sahipleri de bunu fırsata çevirebiliyor. Bu nedenle birçok işletme kapanma noktasına geliyor. Bugün yalnızca Ofis bölgesinde çok sayıda telefoncu ya iş yerini devretti ya da kapattı”</p>

<p><strong>Telefoncular Sitesi kurulması yönündeki öneriniz nedir?</strong></p>

<p>“Diyarbakır'da galericiler sitesi, hurdacılar sitesi, demirciler sitesi var. Neden bir Telefoncular Sitesi olmasın? Telefoncu esnafı tek merkezde toplandığında hem vatandaş istediği ürünü kolayca bulur hem de esnaf arasında güçlü bir ticaret oluşur. Eskiden pasaj kültürü vardı. Batman, Şanlıurfa, Elazığ ve Malatya gibi şehirlerde bu kültür hâlâ devam ediyor. Diyarbakır'da da benzer bir merkez oluşturulursa sektör çok daha güçlü hale gelir.”</p>

<p><strong>Dernek olarak sosyal sorumluluk çalışmalarınız bulunuyor mu?</strong></p>

<p>“Elbette. Yaz tatilinde üyelerimize çağrıda bulunduk. Her işletme imkanları ölçüsünde bir öğrenciyi yanında çalıştırsın istedik. Amacımız gençlerin yaz aylarını sokakta geçirmek yerine meslek öğrenerek değerlendirmesiydi. Bunun yanında Dicle Üniversitesi ile ortak eğitim projeleri hazırlıyoruz. Telefon tamiri, satış teknikleri ve pazarlama eğitimleri verilmesini planlıyoruz. Ayrıca yetim çocukların meslek sahibi olması için bazı sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmeler yürütüyoruz. Eğitimlerini tamamlayan gençleri doğrudan telefoncu esnafının yanında istihdam etmeyi hedefliyoruz”</p>

<p><strong>Son olarak yetkililere ve vatandaşlara vermek istediğiniz mesaj nedir?</strong></p>

<p>“Öncelikle telefoncu esnafının sorunlarının çözümü için taksit uygulaması, uygun finansman desteği ve kredi imkanlarının geliştirilmesini bekliyoruz. Vatandaşlarımızdan da önemli bir ricamız var. Yerel esnaftan alışveriş yapsınlar. Çünkü yerel esnafta kazanılan para yine bu şehirde kalıyor. Bugün telefoncudan kazanılan gelir fırıncıya, manava, bakkala ve diğer küçük işletmelere ulaşıyor. Yerel esnaf güçlenirse Diyarbakır'ın ekonomisi güçlenir. Biz üretmeye, istihdam oluşturmaya ve gençlere meslek kazandırmaya devam edeceğiz. En büyük hedefimiz güçlü, güvenilir ve sürdürülebilir bir telefonculuk sektörünü gelecek nesillere bırakmaktır”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>MEHMET SAİT BAYRAM</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.ozdiyarbakirgazetesi.com/diyarbakirda-telefonculardan-yerel-esnaf-cagrisi-bu-para-sehirde-kalsin</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ozdiyarbakirgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/ozdiyarbakirgazetesi-com/uploads/2026/08/telefonint.jpg" type="image/jpeg" length="78116"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
