Tekçi ve Statükocu kıskacında Kanayan yara, olarak, bir partinin bir derneğin basamaklarını hak etmeden geometrik dizi ile atlamaya çalışmak; hem yorucu hem de yıpratıcı olduğu açıktır.
Bu durum Ortadoğuluların ve yılların kronikleşen bir yarasıdır. İdealler, saf ve katışıksız olmalı ki; Yüce Rabbimizin inayeti, hak edilsin. Aksi takdirde, menzile ulaşmanın imkanı yoktur. Ahde vefa dinimizin de ondan mülhem, sosyal yaşantımızda da oldukça önemli bir yere sahiptir.
Bu nedenle, yola çıktıklarını bırakıp, yolda bulduklarıyla yol alan şahıslara güvenmek, örfi anlamda da hukuki anlamda da mümkün değildir. Yıllardır süregelen ve emekleriyle, partimize ve Osmanlı teşkilatımıza emek vermiş arkadaşlarımız, Sn Genel Başkanımız ve Şahsımın yanında da mümtaz bir önem ve değere sahiptirler.
Çalışmalar sırasında ve diğer siyasi tartışmalar esnasında, fikri anlamda çatışmaların ötesinde, ideolojik samimiyet testi haline gelmiş ve gelecek başkaca alanların oluşturulması, asla mümkün değildir.
Modernizm, maskesi altında, partide, "tekçi" bir yaklaşımla, “Partide fazla olma” iddiasının ileri sürülmesi, tarafımızdan kabulü mümkün değildir. Hiç kimse, Partimizden ve parti mensuplarımızdan daha büyük değildir.
Biz parti olarak, devlet aklı ile hareket etmeye çalışıyoruz. feodal akla sığınarak, partimizden daha ilerde oldukları iddiasının ileri sürülmesi, büyük bir talihsizlik olarak değerlendiriyoruz. küçümsenen yapıların inşa ettiği çoğulcu, büyük model arasındaki tezat, bugün siyasetinin en büyük paradoksudur.
Bir Arada Yaşamın Vahası ve Modeli, Partimizin Programında tafsilatlı bir şekilde izah edilmiştir.
Sayın Genel Başkanımızın liderliğindeki Partimizin yapısı, milletler ve inançlar bahçesi vizyonuyla, bugün sadece Türkiyemiz için değil, tüm Dünya ve Ortadoğu için eşine az rastlanır bir model ve örnek olarak ortadadır ve icraatna devam etmektedir. Partimizin anayasal güvence altında tanıdığı , farklı ulus ve inanç grublarının hukuk önünde eşitlliği ve bu eşitliği gördüğü yasal bir zemine sahiptir.
Bu modelde, tüm vatandaşlarımız, sadece retorikte "kardeş" değildir; hak ve hukukta tam anlamıyla eşittir. Birleştirici unsur, esas itibariyle de yüz yılların getirdiği bir kardeşlik hukukunun mevcudiyetidir. Dünyanın ve tüm milletlerin kabul ile mükellef olduğu, toplumsal barışın en güçlü teminatı olarak kabul görmektedir Bu nedenle,"ayrıştırıcı" fikrin ilanen tebliği anlayışı ve bunun icrai sahaya sürülmesi,, bilimsel bir yaklaşım değildir. Ayrıca bilimsel ve estetik realiteden de uzaktır. gerçeklikten ziyade, kökleşmiş bir tekçi ve statükocu refleksin sonucudur.
Bu Maskeli Statükoculuk, aynı zamanda bir İdeolojik Körlüktür.
Kendini modernist, veya ilerici olarak tanımlayan, ancak tüm toplumun, dil, kültür ve statü haklarını daha ileri seviyeye taşıma yerine, ayrışma. korkusuyla bastıran anlayış, aslında statükonun sivil bekçiliğini yapmaktadır. Bu husus,, mevcut adaletsizliği, meşrulaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir.
Entellektüel bir tutarsızlık değil, örtük bir ırkçı ve anti realist bir yaklaşımdır.. Bu çevreler, kardeşlik kavramını, anayasal hiçbir hakkı olmamasından beslenen, bir teslimiyet modeli olarak kurgulamaktadırlar. Öyle ki, bu teslimiyet noktasına gelen bu tavır, ideolojik bir iflasın ilanıdır.
Maskelerin Altındaki Tasfiye: Sahte ve statükocu yaklaşımdan, radikal gerçekçiliğe doğru kaçış ise bu doğru bir evrilmedir.
Radikal gerçekçiliğinin siretinde varolan ulusal statü taleplerini, toplum sosyolojisine uygun değil demek, tevizyonist ve müflis bir tavrın yorumsuz ifadesidir. , bu ideolojik savrulma dahi değil, ideolojik temeli olmayan bir boş fikrin sanal perdeye yansımasıdır. Hatta zirve noktasıdır. Toplumu, şiddet sarmalında mahkum etmek; şiddet ve terör bataklığına çekerek; yüzbinlerce insanı imha ettirerek tüketirken, siyasi kazanımları da ütopik ve karşılıksız hayallere kurban etmektedir.
Kapsayıcılık iddiasıyla yola çıkıp halkı şiddet bataklığına sürükleyenler ile sahte, aynı paydada buluşması bir tesadüf değildir. Bu durum, kendi kaderini tayin hakkına karşı kurulmuş ideolojik bir barikattır. Bir yanda hayali rejim modelleriyle toplumu, statüsüzlüğe mahkum eden, diğer yanda ise ayakları yere basan, hukukî, anayasal statüye sahip bir toplumun inşasında elbetteki devlet aklı bulunmaktadır.
Bugün, her zamankinden daha basittir: Kim gerçekten kapsayıcı, kim gerçekten demokrat ve kimin uygulanabilir bir çözümü var sorusuyla muhatabız şimdi.
İdeolojik saplantılarla, halkını statüsüzlüğe mahkum eden, ayrışma korkusuyla, hak gasplarını savunan, modernizm maskeli tekçilerin tasfiyesi elzemdir.
Dünya tarihi göstermiştir ki; farklılıkları, yok ederek değil, onları anayasal güvenceye alarak birleştirmek, aslında, Ortadoğu’nun demokratikleşmesine ve özgürleşmesine yardımcı olmaktır.. Bu yol, tüm bölge halkları için onurlu bir çıkış ve çözüm yoludur.