Dolar 18,5720
Euro 18,1982
Altın 992,84
BİST 3.271,17
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 34°C
Açık
Diyarbakır
34°C
Açık
Sal 34°C
Çar 33°C
Per 32°C
Cum 29°C

“ŞEHİR” DENİLEN KENT “KENT” DENİLEN CEHENNEM

“ŞEHİR” DENİLEN KENT  “KENT” DENİLEN CEHENNEM
A+
A-
31 Ocak 2018 00:02

Şehir merkezlerinde yükselen yapılara anlam veremiyoruz, bir türlü.

Bu yükselen yapıların şehrin evrim geçirmesi hali midir?

Bu yapılarla şehrin geliştiği imajı mı, akıllarda yer almaktadır?

Bir şehirde yaşayan insanın, aş-iş peşinde koşuşturması, inkâr edilmeyecek durum iken, geçim endeksi asgarî ücretin çok çok altındayken, iki yüz-üç yüz bin Liralık apartman dairelerinin satışa çıkarıldığı ortamda, milyon Liralık dairelerin, dükkânların oluşuna akıl sır erdirilemiyor, açıkçası.

Bu yapıların isteklisinin az-buz olmadığı şehirde, yüz bin liralık ev bulmanın çoğu kimsenin hayalini süslerken, şehrin bağrına saplanmış hançer misali bu yapılarda yaşamanın gurur ve sevinç kaynağı bilenlerin, yeşil alanı, yüzme havuzu ve marketle spor salonu gözleri kör etmişe benziyor, idraki rafa kaldırmış görünüyor.

Belli ki kulaklar, doğru sözleri işitme bahsinde kapalı konumdadır.

İşin ve aşın zor bulunduğu ortamda çalışma alanlarının sınırlılığı, toplum içinde kimi kırılmalara yol açarken, bunun farkında olmadan ya da bu gerçeği yok sayan nezdinde dünya yaşanacak mekân bilinir, oldu.

Biz, dünyayı hissedilen, duygunun ve düşüncenin insan hayatını güzelleştirme, insanlar arasında uçurumları en az seviyeye indirme ve böylelikle barış ile huzur içinde bir ömrü tamamlama yeri bilmekteydik.

Şehrin tarihî, kültürel yapılarını geride bırakan, silikleştiren, mevcut kimi yapıları kaşla göz arasında ortadan kaldıran, harabiyetine olur izni veren anlayış, geçmişe dair ne varsa saygısızlığını kusarcasına gözden düşürmek isteyince İstanbul, Bursa, Konya gibi Diyarbakır’da bu başıbozukluk, parası olan için övünç, sevinç, hak olarak görülür oldu.

Şehirler içinde siteler, diğer yerleşim alanlarından ayrıldı, şehir içinde köyler inşâ edilir oldu.

Mahalleler, sokaklar ortadan kalktı. Şehirler içinde küçük kasabalar yapıldı, yüzlerce konutluk.

Zaman içinde şehrin düzeni eskiyi aratır oldu, şehri şehir kılan hususiyetler ortadan kalktı. Bu sebeple kent haline gelen şehir, içinden bölünmelere uğradı.

Ortaya çıkan tabloda eski şehrin bitkinliği, sıradan hale getirilişi ve düne ait ne varsa yok edilircesine talanı, hüzne aşina benliğe sadece fotoğraflarda kalan güzelliklerle avunmayı miras bıraktı.

 

İşinden dönenler, bu sitelere kapanır oldu. Şehrin yapıldığında uzağında kalan siteler gittikçe arttı.

Siteler, şehir içinde kaldı, etrafı duvarlarla setlerle örülmüş şekilde. Herkes, site içinde yaşar oldu, insan içine karışmadan.

Sokakta selamlaşanlar, hal ve hatır soranlar kalmadı. Hasta ziyareti ortadan kalktı. Taziyesi olan dairede hüzün egemenken aynı blokta nişan-düğün hazırlıkları habersiz devam ediyor.

Çocukların gittiği kütüphaneler kalmadı. Her evde bilgisayara kendisini esir bilenler, dünyayı elektronik aygıtlardan takip eder oldu.

Yanı başında olandan bitenden habersiz olanlar, dünyanın öbür ucunda ne olup bittiğiyle meşgul.

Bayramlar, mesajlarla kutlanır oldu. Başsağlıkları telefonla dakikalık sürede iletilir oldu.

Birkaç günlük bayrama denk gelen günler, tatil beldelerinde geçirilir oldu.

Cumartesi-Pazar günleri, aynı şehirde olmalarına rağmen, eş-dost buluşamaz oldu. Marketler, alış veriş merkezlerinden ihtiyaçlarını toplu olarak alanlar, esnafa uğramaz oldu.

Ekmeğin fırından, etin kasaptan, sebzenin ve meyvenin manavdan alınmasının gerekliliğini bilmeyenler çoğaldı. İçeceğini, yiyeceğini, giyeceğini marketten, alışveriş merkezlerinden alanlar, oldukça mutlu.

Pazarlık etmeden etiket fiyatına alışverişini yapanlar, indirimlerin olduğu günlerde ve saatlerde birer tüketim robotu haline geldi.

İyi ve güzel de tüm olanların suçlusu kim? Şu banka kartları şehirlinin hayatını ipotek altına alırken, ev-araba-yeme-içme-gezme ihtiyacı da ipotek altında değil mi?

Şehirleri şehir içinde köylere bölmenin müsebbibi olmayan paradan para kazanan, her aybaşı çalışanın emeğinde ortak olarak kendisini gören bankalar mıdır?

İnsan ne kadar nankördür, ne denli ihtiras sahibidir? Sahi şehirlerde kaybettiğimiz kimliğimiz, kasabalarda ve köylerde farksız mı?

Asla, farksız değildir. Kredi kartlarının olmadığı, esnafla, sokakla, mahalleli ile olan şehir-kasaba-köy hayatı kimin hayallerini süslemiyor ki?

Gelin, kredi kartlarınızı bir hafta boyunca kullanmayın, elinizdeki telefonu konuşma dışında kullanmayınız, sanal ortamdan gerçek hayata dönün, bulunduğunuz şehri, çocukluğunuzun geçtiği sokağı, mahalleyi, semti gezin dolaşın, hatıralarınızla yüzleşin, eski dostlarınızı arayın, bulun. Öze dönüşünüzü gerçekleştirin, kendiniz olun!..

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.