Dolar 18,5693
Euro 18,3020
Altın 1.014,10
BİST 3.392,13
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 34°C
Açık
Diyarbakır
34°C
Açık
Sal 34°C
Çar 34°C
Per 31°C
Cum 27°C

ŞEHRİ TANITAN KİTAPLAR NE SÖYLER?-2

ŞEHRİ TANITAN KİTAPLAR NE SÖYLER?-2
A+
A-
2 Mart 2018 00:01

Bir basit durum ile Şehir Araştırmaları Merkezi’nin toplum nazarında ne denli saygın bir yere sahip olması gerektiğine dair başka ne diyebiliriz?

Ayak topu takımları seçer ve bu takımları ölümüne tutar gibi bir ruha sahip kimileri, bu tarz kitaplardan aldıkları bilgilerle yatarlar-kalkarlar. Acaba kaleme aldıkları şehir konulu kitaplar, ne denli doğruluk payına sahiptir?

Tarih konusunda Şehir Araştırmaları Merkezi için beş yüze yakın eseri bir araya getirmeye çalıştık. Elbette yakın tarihin daha aralanmamış sayfalarında ne denli yanlış bilgilendirmelerin olduğunu bilen bilir. Bazen bir konuyu beş-altı farklı kaynaktan okuyup bilgi sahibi olurken, kapı dışına bıraktığım bilgilerin okurunbelleğine çöp olarak kazınmak isteğinin altında nelerin yattığını, ancak bir tarihçi dile getirir, getirmeye muktedirdir.

Şehir Araştırmaları Merkezi, yeri geldiğinde coğrafyasını alır, şehrin. Bazen tarihini ele alır. Bir bakarsınız çevrenin iktisadî yapısı önem kazanmıştır. Yeri geldiğinde kültürel toplantılar düzenler. Bir bakmışsınız ekiplerle dağ turizminin, yayla turizminin canlanması için şehir terk edilmiştir. Toplumun genel değerlerine karşı çıkılışta bir kalkandır. Ezilen, mazlum insanın sözcüsüdür. Geleneğimizdeki mimarî anlayışın savunucusudur. Sokaklardaki çöplerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini sorgular. Yeri geldiğinde gecekondularda insanların yaşadığı hayatın insan haklarına aykırı olduğunu savunur. Bazen musıkînin ince tınısına nağme olur, çalışmalarıyla. Bakarsınız, bir bayram günü, fakir hanelerin kapısında yüzlerin tebessümüne yolculuğa çıkartır, sizi. Bir baktınız, yanlışlıklar karşısında hemen itiraz seslerini yükselten ilklerden biri olur.

Şehre bu denli önem veren, ömrünü şehre adayan, hayatında şehri sevdası bilen ve bu yönleriyle hatırlanmayan birçok insan vardır, tarihimizde, yakın geçmişte. Bu insanların kurucusu oldukları şehirler, her isimleriyle anılışlarında yaptıkları çalışmalar hayırla yad ediliyor. Bizde bu şehirleri kuranların yerinde olan yerel ve resmî yöneticiler, şehirlerde geçmişe ait ne varsa adeta yıkmakla, ortadan kaldırmakla kendilerini mükellef biliyor.

Şehirleri beton plazalarla güzelleştirdiklerini sanırken ne biçim çirkinliklerin mucidi olduklarını bilmiyor, tarihe, kültüre, mimariye, folklora, giyimden-kuşama, içmeden-yemeye ne varsa hepsini değiştirmenin insan hayatını kolaylaştıracağına başkalarınca inandırıldıkları için dünya tüketim toplumlarının ön sırasında yer alma şerefine nail olmanın mutluluk veren hazzını, üretmeden tüketirken yaşamak istiyor.

Aslında Şehirleri araştıran, tarihe, kültüre, sanata, inanca dayalı ilişkilerini irdeleyenler, medeniyetlerin birbirine üstünlük kurma çabasının bu alanda da olduğunu görür. Doğu-Batı çekişmesi, şehir yaşamında en doruktadır. Dün “çağdaşlaşma” denilene bu gün “taşlaşma hali” denilir. Yarın bu hal, teslim olmaya varır, kuşkusuz. Örülen ağa takılan, ağın parlaklığına kaptırır, kendisini. Zaten albenili değil mi, başkasına sunulan hayat ve Kapitalist sistemlerin çok kazanma için çok tüketme felsefesi, zaman içinde avını kollarına alan ahtapotun avına esir muamelesi misalini hatırlatır. Hatırlardadır, Kızılderili ile baş edemeyenler, kendilerini ateş suyuna alıştırdıktan sonra nasıl alkolik bir toplum oluştuğunu görmüştür. Okla yayını, mızrağını, tüfenğini, atını bir şişe alkola değiştiren Kızılderili vardır.

Bugünün tüketme toplumu yarın esarete düşünce, ahtapotun sıraya bıraktığı avına iştahla başlaması misali, sıra kendilerine gelince, ateş suyuna alışmış, bağımlı Kızılderili misali karşı konamaz güce iman etmeyi mukaddes görev bilecektir.

Topluma bakarken colaya esir olanları gördükçe, sıradan görülenlerin önemsiz olmadığını görmekteyiz. Blue Jean’e, Hamburger’e de karşı koyamayan toplum, şimdi ne oldu? İşte Şehir Araştırmaları Merkezi, ülke sathında açılırsa bu konulara da kapı aralayacaktır. Keşke mesele Fırat Nehri-Malabadî Köprüsü gibi olsaydı… Yayınlanan kitapları toplatır, yanlışlığın giderilmesi için tekrar basardınız. Bazı konular böyle kolaylıkla işin içinden çıkılır gibi değil.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.