Sessiz Çoğunluk Ne Zaman Konuşur?

Abone Ol

Toplumların kaderini bazen en çok konuşanlar değil, en uzun süre susanlar belirler. “Sessiz çoğunluk” olarak tanımlanan bu kesim, gündelik hayatın yükünü omuzlarında taşır ama kamusal tartışmalarda pek görünmez. Peki bu sessizlik ne anlama gelir? Rıza mı, yorgunluk mu, yoksa umutsuzluk mu?

Sessizlik her zaman onay değildir. Çoğu zaman, konuşmanın bir karşılığı olmadığına dair yaygın bir kanaatin sonucudur. İnsanlar, söylediklerinin bir şeyi değiştirmediğini düşündüklerinde susmayı tercih eder. Bu suskunluk, düzenin sorunsuz işlediği anlamına gelmez; aksine derin bir kırılmanın habercisi olabilir.

SESSİZ ÇOĞUNLUK genellikle kriz anlarında görünür hâle gelir. Ekonomik baskı arttığında, adalet duygusu zedelendiğinde ya da günlük hayat doğrudan etkilenmeye başladığında… İşte o zaman sessizlik yerini sorgulamaya bırakır. Çünkü insanlar kaybedecek bir şeyleri kalmadığını hissettiklerinde konuşur.

Ancak asıl mesele şudur: Toplumlar, sessiz çoğunluğu konuşmaya zorlamadan da sağlıklı bir işleyiş kurabilmelidir. Bunun yolu da güven üretmekten geçer. İnsanlar, seslerinin duyulduğuna inanırsa bağırmaz. Kendilerini muhatap alınmış hissederse, sertleşmez.

Sessizliğin uzun sürmesi, demokratik açıdan risklidir. Çünkü bu durum, kamusal alanın daraldığını ve ifade kanallarının tıkandığını gösterir. Sessiz çoğunluk konuşmaya başladığında ise genellikle bu birikim, kontrollü bir tartışma yerine ani ve sert tepkiler üretir.

Bu nedenle önemli olan, sessiz çoğunluğun ne zaman konuşacağı değil; neden sustuğudur. Bu soruya verilecek samimi cevaplar, toplumsal huzurun anahtarıdır. Çünkü konuşmak bir sonuçtur, susmak ise bir süreç.