Dolar 15,9119
Euro 16,8717
Altın 943,06
BİST 2.393,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 21°C
Açık
Diyarbakır
21°C
Açık
Cum 25°C
Cts 29°C
Paz 24°C
Pts 23°C

ŞİİR MUHABBETİ

ŞİİR MUHABBETİ
A+
A-
23.03.2018
760

“Gelin şiirle açalım, iftarımızı” dedik, önceden ve “ Şiirle iftar açmanın Şairin ruh dünyasında yeri nedir?” diye sorduk, kendimizce.

“Şiirle iftar açmanın demidir, bu vakt!..” dediğimizde birkaç dost destek verdi, gönül zenginliğiyle.

“Şiir Yolculuğu’nda Şairin heybesinde şiir olmalı, taş değil.” diye ekledik, “Biz, kendi halimizde güle zarar gelmesin düşüncesiyle kendimizi diken olmaya adayan garip insanlarız, şair ruhuyla.”

Şiir yolculuğuna çıkma isteğimizi dile getirirken, yalnızlığın girdabında şiirin ve şairin sesi olma isteğimizi yineliyoruz, kendimizce.

Bilmekteyiz, şiir yolculuğunda şairin karşılaşacağı güçlükler vardır, kendi kendine meydana gelmeyen, oluşturulmak istenen havayı teneffüse zorlanan benliğimizde, bize ait olmayanları ayıklama arzumuz, dışlanmamızın sebebidir, kuşkusuz.

Belki dediklerimize katılmayan çoğunlukta olur, beğenenler yanında.

Bu memlekette sadece şairlerin eserlerinin olduğu bir kütüphane olmalı, adına “Şiir Müzesi” denilmeli.

Müzede kaleme alınan şiirlerin bir araya getirildiği kitapların, el yazma eserlerin-divanların, cönklerin, keşküllerin tümü yer almalı.

Yıllardır bize öğretilenler, el tersiyle atılmalı, bir kenara.

Bu eserleri, kişi okumalı ki saklanan, gizlenen, hakarete uğrayan şairlerden özür dileme şart. Onların eserlerinde dile getirdikleri bilinmeli, haklarında bilgi eksikliğimizi tamamlamalı, şiirin ve şair olmanın ölçüsü konulmalı, şair-şiir ikileminde mevcut hegemonya-statüko kırılmalı, herkesin istediği şaire, eserlerine ulaşma serbestliği sağlanmalı.

“Madem şiir var, şair var, o halde eserler nerede ve şairler kim?” sorusuna cevap aramalı, şiire-şaire gönül verenler.

Divan Şiiri’ne yabancı bırakıldık, bilinçli şekilde. “Tanzimat” adı verilen şiirin en beğenilenlerinin ne derecede taraflı olduğunu bilmeyenimiz yok. Halk Şiiri, Tasavvuf Şiiri öğretilmedi, hakkıyla. Karac’oğlan’ı ismen bildik, Yunus Emre’yi öylesine.

Hangi değerlerimiz var, sorgulamadık, kesinlikle. Kocaman antolojiler hazırlandı, keyfî şekilde. Birinin kabul ettiğini, öbürü reddetti.

Hafız’dan şiir ezberleyen kalmadı, Hayyam’a ait olmayan şiirler sürüldü, piyasaya. Kendi tarihine aşinalığı olmayan düzmece şiirler kaleme aldı. Arap Şiiri yok sayıldı.

Şiirde sanat için şiire üvey evlat muamelesi yapanlar, sanatın halk için olduğunu müjdeledi, halka ait olmayan ne varsa, anlamadığı ne bulunuyorsa hafızalara nakşedildi. Halk Şiiri’ne taşınan edepsizlikleri, şiir adına savunanların halkla bir bağı olmadı, hiçbir zaman. Onlar, sırça köşklerinde yaşarken, küçümsedikleri halka en büyük hakaretleri reva gördü, kuşkusuz. Batının şairlerini taklit edenler, ortaya koydukları eserlerle kendilerini geçilmez bildi, sandı.

Halkın balolara, operalara, konçertolara, saraydan kız kaçırmalarına duyarsızlığına atıfta bulunarak, kendi sanat anlayışlarının çapsızlığı karşısında hakir görülen halk oldu, dışlanan taşra oldu.

Bir Şiir Müzemiz-Kütüphanemiz olmadı, bu arada.

Öğrencilere yıllarca aynı şiirleri ezberletmemiz, onlara şiirden çok belli bazı şeyleri zorla benimsetme tarzı tutmadı, özellikle. Halkın sevmediğini, kendisini elit sananlar el üstünde tutmaya devam etti.

Ne aruzu ne heceyi kabullendi, bu ekâbir takımı. Şiirde çağ açanlar, dışlandı bir bir.

Ne beklerdik, bu çelişki karşısında?

Serbest tarzda yazsanız dahi, kabullenmediler bir türlü.

Onların istedikleri ölçüde olmadıkça, şairlik payesini hakkıyla taşımak engellendi.

Âşık Veysel, Ankara’ya sokulmak istenmedi, bir dönem.

Heykeli dikilmek istenen Âşık, başını bırakacağı dört mamur bir evden mahrum kılınmadı mı?

Bu kendince bir şey bildiğini sananlar, ortaya koydukları ve hiçbir zaman halkla ilişkilendirilemeyecek eserlerle(?) birbirini ödüllendirdi, dergiler çıkardı, karşı oldukları düşüncelerin eteklerinde bankaların yayınevlerinde, söylediklerinin tam tersi biçimde davrandı.

Onlar için puro, içki ve eğlence alanları şairliğin mekânı bilindi.

Onlar, hükmedendi, halen bu iddialarında inat ede dursun, bu ülkenin tarihinden, inancından, geleneğinden beslenen kültürün değerleri filizlendikçe karşı çıkışları devam ediyor.

Siz kimsiniz ve şiirlerinizin kaynağı ne?

Siz, neyi temsil etmektesiniz, destekçileriniz kim?

Hangi kitaplarınız, değerini muhafaza eder, edecek yüzyıllar boyunca?

Suskunluğumuz karşısında iftiralarla çamur atanlar, en edepsiz biçimde konuşup durdular, salonlarda. En olmadık sözler ifade ettiler, sanat kapsamında. Tarihine, kültürüne, sanatına, değerlerine o denli uzak kalmış bu egemen anlayış, sokak diliyle konuştu, aldıkları o kadar eğitimle.

Sinemada, tiyatroda, balede, operada, şurada ve burada, orada köşe başlarını tutanlar, holdinglerce desteklenip, vakıflarca serpiştirilip, kendi memleketinde kendisi olmak isteyenlere karşı tüm güçleriyle yüklenerek, yetiştirmelerinin azgınlığa varan hareketleriyle tükenme noktasında canhıraş sesleri duymaktayız.

Dahası söylenecek çok söz vardır.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.