Siyasetin ve Siyasal Davranışın Toplumsal Karşılığının Devamıdır

Abone Ol

Siyaset bilimi, siyasi sistemleri, davranışları ve iktidar ilişkilerini inceleyen bir sosyal bilim dalıdır. Devlet, rejim türleri ve siyasi karar alma süreçlerini analiz eder.

Siyasal Davranış ise

Siyasî aktörlerin; diğer aktörleri, grupları ya da kurumları etkileme amaçlı eylemleridir. Siyasî davranış, alışılagelmiş ve alışılagelmemiş davranış biçimlerini kapsamaktadır.

Uzun yıllardır birey seviyesinde incelenen ve temsili demokrasiler için oynadıkları roller itibarıyla belki de en önemli alışılagelmiş siyasî davranış türleri, seçmen davranışı ve bunun alt alanları olan oy verme ve seçime katılım davranışlarıdır. Alışılagelmemiş siyasî davranışlarsa, bireylerin siyasete seçimler gibi kurumsallaşmış olanlar haricindeki mecra ve araçları kullanarak etki etme amacıyla yaptıkları ve son yıllarda giderek daha sıklıkla başvurdukları gözlemlenen, protesto ve sosyal hareketlere katılım gibi davranışları içerir.

Siyasî davranışlar aynı zamanda, ne ölçüde maliyetli, kanuni ve barışçıl oldukları türlerine göre de göre de sınıflandırılabilir. Misal ayaklanma, grev, gösteri ve boykot gibi alışılagelmemiş siyasî davranışlar arasında en maliyetli ve kanundışı olup en çok şiddet içereni terörizmken, çevre konusunda internette yürütülen bir imza kampanyasına katılmak; hem zaman ve malî açılardan az maliyetli, hem de kanuni ve şiddet içermeyen bir siyasî protest davranış biçimidir.

Siyasî davranış çalışmaları disiplinler arası bir alandır. Davranışsal yaklaşımın temsilcileri, siyasî davranışın öznesi olan bireyin, görüş, tutum ve davranışlarını açıklamaya çalışmış, özellikle de bu amaçla kullandıkları ve gelişiminde pay sahibi oldukları araştırma yöntemleri aracılığıyla, siyaset biliminin, diğer alanlarının ve davranışsal bilimlerin gelişimine katkıda bulunmuşlardır.

Sosyal bilimleri etkileyen, yalnız siyasî davranış alanının ve siyaset biliminin değil, diğer davranışsal bilimlerin. Geçmişte tarihsel ve betimleyici vaka analizleri ve seçim sonuçları gibi toplu veriler kullanılarak incelenen siyasî davranışlar, günümüzde nedensel çıkarıma büyük önem atfedilmesinin de etkisiyle deneysel ve yarı-deneysel ve nicel olarak da seçmen davranışı ve siyasi katılım üzerine yoğunlaştığını gözlemlemekteyiz. Bu hususu, toplumsal etki araştırmaları, keza liderlerin beyanları, herkese açık toplantılarda olan teveccüh ve katılımların, nicel yoğunlukları gözetildiğinde; bu durum açıkça anlaşılmaktadır. Seçim öncesi, siyasal partilerin, yaptıkları olumlu veya olumsuz propoganda sonuçlarının aynası sayılan, seçim sonuç anketlerini, değerlendirecek olursak; iddialarımızın doğruluğu anlaşılacaktır. Zira geçmiş geleceğin aynasıdır. Nitekim;

1940’lı yıllarda yapılan seçim sonrası anketleri ve panel çalışmalarının da etkisiyle hızla gelişen sosyo-strüktürel ekol, bireyin, sosyal özelliklerinin ve çevresinin, siyasî davranışlarını belirlediğini öne sürer. Bugün gerek uzun, gerek, kısa dönemli faktörlerce etkilendiğini bildiğimiz siyasî tutum ve tercihlerin önemini, büyük ölçüde göz ardı eden bu geleneksel akım, bireyin, eğitim ve gelir seviyesi, sosyal sınıfı, dinî kimliği ve yaşadığı çevre gibi sosyo-demografik ve sosyo-kültürel etkenlere büyük önem atfettiği anlaşılmaktadır.

Sonraki yıllarda, başta partizan aidiyet olmak üzere, psikososyal etkenlerin, kişilerin davranışlarını etkilediğini, inkarı mümkün olmayan bir gerçektir.

Bugün de, bireyin, erken yaşta oluşan siyasî tutumlarının, siyasî davranışlarını, büyük ölçüde biçimlendirildiği literatürde, kabul edilmekteyken; bir diğer önemli durum da seçimlerde, yarışan adaylar ve bunların siyasal önerileri gibi kısa vadeli etkenlerin de siyasî davranışı etkilediklerini gözlemlemekteyiz.

Siyasî davranış literatürünün, bir diğer geleneksel akımı da, rasyonel tercih prensibine dayalı Rochester ekolüdür.

Bu ekolün temsilcileri, siyaset bilimi ve iktisat dışında birçok disiplinde de kullanılan pragmatist yaklaşımı, başta oy verme davranışı olmak üzere, siyasî davranış ve karar alma mekanizmalarını açıklamakta olduğuna, müşahade etmekteyiz. Keza bu mekanizmayı da kullanmışlardır.

Bu anlayışa göre, bir eylemin kâr ve zararını, dikkate alan birey, daha yüksek fayda getirecek siyasî davranış ve/veya tercihe yönelmesi gerektiğinin de altını çizmekte fayda mülahaza etmekteyiz.

Başta Rochester ekolü olmak üzere, geleneksel akımların yaptığı birçok güçlü varsayıma getirilen şiddetli eleştiriler ve bu ekollere mensup araştırmacıların, daha güncel çalışmaları, siyasal temelli oy verme davranışı, alanında olduğu gibi melez modellerin ve daha güçlü teorik açıklamaların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Misal vermek gerekirse, seçime katılım davranışından elde edilecek bireyin tercih ettiği siyasaların, hayata geçirilmesi gibi, kârın zararına, bilgi edinme ve sandığa gitmenin maliyetlerine, nazaran düşük olması, Bu ekolün, klasikleşmiş çalışmalarının bu davranışı açıklamakta, yetersiz kalmasına sebep olmuştur.

Bu paradoksal görüş, ancak Bu ekolün, önemli ve sonraki yıllarda, seçime katılımın bir yurttaşlık ödevi olduğu argümanıyla, oy verme hesabına ilave ettikleri, yeni bir bileşen ile çözülebilmiştir.

Geleneksel akımlara getirilen ciddi eleştirilerden bir diğeri de, gerek sosyo-strüktürel ve psikososyal etkenlerin uzun dönemli etkilerini öne çıkaran, iki geleneksel ekolün pek değişmediğini; varsaydıkları siyasî tutum ve davranışların, gerek toplumun sosyal ve siyasal yapısının değişmesi sonucu, geleneksel akımların, giderek çeşitlenen ve nitelik değiştiren siyasî davranışları, açıklamada, yetersiz kalmış olmasıdır.

Gelişmiş, Batı demokrasilerinde, 1960’lı yıllardan itibaren, birçok büyük çaplı sosyal, siyasal ve teknolojik dönüşüm yaşanmıştır.

Eğitim ve refah seviyelerinin, hızla artmasıyla, bireylerin siyasetten talepleri de değişmiş, böylece, siyasî davranış kalıplarını, geçmişte, oldukça, istikrarlı kılan sosyal bölünmelerin, etkinlikleri, azalmıştır.

Aynı dönemde, yaşanan kadının, iş gücüne artan katılımı, kentleşme, geleneksel kurumların önemini yitirmesi gibi gelişmeler de sosyal bağları, zamanla zayıflatmıştır.

Bu dönüşümün bir başka sonucu da, gençlerin, ebeveynlerinin sahip olduğu materyalist değerlerdense; özgürlük, eşitlik, kendini ifade etme ve hayat kalitesi gibi, maddiyat sonrası, post-materyalist değerlere, daha yüksek önem atfeder hâle gelmesidir.

Neticede, işçi sendikalarının ve siyasî partilerin üye sayıları, seçime katılım oranları ve ana akım siyasî partilerin, oy oranları, kayda değer ölçüde azalırken, Yeşiller gibi özelleşmiş partiler, ortaya çıkmış ve alışılagelmemiş; siyasî davranış türleri, giderek önem kazanmıştır.

Siyasî davranış alanının gelişimine, büyük katkıda bulunan, bir diğer önemli dönüşüm de 2. Dünya Savaşı sonrası bağımsızlıklarını, kazanmaya başlayan eski sömürgeler ve ardından, Sovyetler Birliği’nden ayrılan, Doğu Avrupa ülkeleri gibi birçok ülkenin tecrübe ettiği, demokratikleşme süreçleridir. Demokratikleşen ülkeler, siyasî davranış çalışmaları için, bir nevi laboratuvar işlevi görmüş ve bu ülkeler üzerine yapılmış çok sayıda, çalışmada, bağlamın, kurumların, yeni siyasî aktörler ve maddiyat sonrası değerlerin, siyasî davranış türlerine ve bireylerin siyasî tutumlarına etkileri incelenebilmiştir.

Siyasi kültür kavramı incelendiğinde, ülkelerin, sosyal ve siyasî koşulları ile bunlar arasında gözlemledikleri siyasî davranış farklılıklarını açıklamakta kullanmışlardır.

Ancak kavramın, kavramsallaştırılma ve ölçülmesinin zorlukları, siyasî ve kültür temelli açıklamaların, literatürdeki konumunu, zamanla zayıflatmıştır. Öte yandan, bağlam seçim ve parti sistemleri ile bunların, kutuplaşma ve bölünme gibi nitelikleri ve kurumlar, siyasî partiler ve seçim kanunları, özellikle, karşılaştırmalı çalışmalarda, farklı bölgeler veya ülkeler arasında gözlemlenen, ya da zamanla gelişen, farklılıkları, açıklamakta en sık altı çizilen etkenlerdir.

ABD’deki anket metodolojisi ve siyasî davranış alanlarındaki gelişmeleri müteakip, diğer ülkelerde yapılan saha çalışmaları, hem bu ülkeler özelindeki, national, hem de çok sayıda ülkeyi kapsayan, karşılaştırmalı siyasî davranış literatürünün, hızla gelişmesini sağlamıştır.

1970’li yıllardan itibaren, kimisinde, altmıştan fazla ülkenin yer aldığı, siyasal sistemler, siyasî tutumlar, siyasî değerler ve Avrupa Parlamentosu ve ulusal seçimlerdeki oy verme davranışı gibi , çeşitli konulara yoğunlaşan, çok uluslu çalışmalar sayesinde, siyasî davranış alanı, hızla gelişen ve zengin veri kaynaklarına sahip, bir alan hâline gelmiştir.

Ayrıca, ülkemizde ve diğer birçok ülkede, uzun zamandan beri, bilimsel yöntemlerle yapılan saha çalışmaları, siyasî davranışın, zamanla, nasıl değiştiğinin incelenmesine, imkân tanımaktadır.