Dünya, siyaset tarihinde liderler, ortamın ve günün koşulları gereği; bazen zorunlu olarak; strateji değiştirebilirler; ancak bir hareketin temel varlık sebebinin; yani ontolojisinin bu denli sık ve radikal bir şekilde değiştirilmesi,, beraberinde devasa bir toplumsal travma ve sorgulama getirir.
Abdullah Öcalan’ın 1970’lerden bugüne, çizdiği zikzaklı siyasi grafik, sadece siyasi bir evrilme değil, aynı zamanda Türk ve Kürt halkının enerjisinin, gençliğinin ve geleceğinin deneme yanılma yöntemiyle, nasıl tüketildiğinin bir sergüzeştiydi…!
1. Büyük Vaatlerden, Büyük Vazgeçişlere gelmek; Terk Edilen Duraklar; Hareketin başlangıç noktası, şiddet ve teröre dayalı "Bağımsız Kürdistan" ülküleri, ne, Yüzbinlerce Kürd insanı, aldandı ve bu hedef uğruna dağlara çıktı, bedeller ödendi. Ülkemiz açısından hem beşeri, hem de, ekonomik sermaye kaybına neden oldu. Ancak zamanla, bu hedef, yerini, Federalizm söylemine bıraktı. Federalizmden umut devşirilirken, o da yerini, Özerklik modeline terk etti.
Bu süreçteki en büyük trajedi, yöntemin hep aynı kalmasıydı:
2. Şiddet ve Terör, Silahlı Mücadele. Bu yöntemin dışında çözüm arayan veya farklı fikir beyan eden, hemen herkes, "işbirlikçi", "ajan" ya da "hain" ilan edilerek tasfiye edildi. Sonuç ise rakamların ötesinde bir yıkım oldu:
* Yüz binlerce can kaybı;
* Beş bin civarında yerleşim yerinin (kent, köy) harabeye dönmesi;
* On milyonu aşan zorunlu göç ve sosyolojik, ekonomik, kültürel kırılma ;
3. Hayali Rejim Modelleri ileri sürüldü; Ütopya mı, Oyalama mı? belli olmadı; olmayacakta…
Siyasi bir statü güya elde edilemeyince, ki görüntü öyle ayarlanıyor, somut hedeflerin yerini , dünyada karşılığı olmayan, sosyolojik ve hukuki temeli zayıf kavramlar aldı. Kürd halkının önüne "yeni yaşam" adı altında şu hayali siyasi modeller sürüldü:
* Ekolojik Kadın, Özgürlükçü Toplum.
* Demokratik Ulus, Demokratik Toplum ve Komünal Toplum;
* Devletsiz Demokrasi, Demokratik Sosyalizm ve Demokratik İslam.
Dünya üzerinde, hiçbir halkın veya devletin, tam olarak uygulamadığı; Kürdlerin, mevcut siyasi statüsüzlüğü içinde, hayata geçirilmesi imkansız olan bu "hibrit" kavramların fiilen uygulanması, aslında hiç bir zaman mümkün değildir. Bu, somut siyasi kazanımların yokluğunu, örtbas eden; entelektüel birer illüzyona dönüştü.
4. 27 Şubat 2025: Büyük U-Dönüşü ve Tasfiye Süreci;
Gelinen son noktada, 27 Şubat 2025 itibarıyla yapılan iknadan uzak açıklamalar, elli yıllık mücadelenin, tüm kolonlarını sarsmış, yerle bir etmiştir.
Yıllarca uğruna savaşılan; Ulus Devlet, Federalizm, Özerklik ve Kültürel Haklar kavramları; "toplum sosyolojisine uygun değil" ve "aşırı milliyetçilik" denilerek reddedildi.
5. Bu durum, akıllara şu can yakıcı soruyu getiriyor: Peki, o zaman neden savaşıldı? Bu soruyu; daha önceki yazılarımızda da sıklıkla sormuştuk. Zira, bu soru, her zaman tevcih edilmesi gereken temel sorudur.
6. Eğer ulus devlet, federalizm, özerklik ve kültüralist haklar "yanlış" idiyse, yıkılan binlerce köy ve yitip giden nesiller ( hem Kürt hemde Türklerden) neyin bedeliydi?. Öcalan’ın, siyasi hezeyanlarının nüksetmelerinin sonucu muydu?
7. “Gelin Devlete Katılın": Manipülasyonun Son Perdesi;
PKK’ya katılımın durma noktasına gelmesi ve bölgesel dinamiklerin, değişmesiyle birlikte, şimdi de "Devlete katılma" ve "Sisteme entegre olma" çağrılarının yapılması; hangi aklın, hangi ruhun tezahürüdür.
Bu, düne kadar "sistem içi" olmayı, ihanet sayan; silahsız ve terhis olmuş Askerlerimizi kurşuna dizen; Devlet Memuru olduğundan dolayı, kaçırılıp öldürülen, bir anlayışın, yerini, bugün, kendi bekası için toplumu, devlete teslim etme çabasının, yorumunu yapmak, imkansız hale geldiği kanaatindeyim.
Halkın tabiriyle; hem Türk’ün hem de Kürt’ün akliyle dalga geçmektir. Bu trajikomik siyasi manevranın, halk diliyle özetidir. Kürd siyaseti, bir “liderin “ hapishanedeki hezeyan temelli, felsefi arayışlarının laboratuvarı değil, bir halkın yasal yollarla, onur ve hak arayışı olmalıdır.
Netice itibariyle; Akıl Tutulmasından; Uyanışa geçiş sürecinde, Türk ve Kürd halkı, Öcalan’nın, siyasi anlayışı ile bugün bir yol ayrımındadır.
Bir yandan, sürekli hedef değiştiren, elde kalan tek şeyi olan insan kaynağını, radikalist; hayali rejim, modelci ütopyalar uğruna tüketen bir irade; diğer yanda ise gerçekçi, akılcı ve sonuç odaklı bir siyaset ihtiyacı.
Yıllarca "bağımsızlık" diyerek ; yola çıkıp yolun sonunda "ulus devlet, federalizm, özerklik ve kültüralist gibi, ulusal statü talebi aşırı milliyetçiliktir, kötüdür, gelin devlete katılın" demek, sadece bir siyasi hata değil, aynı zamanda, toplumsal bir manipülasyondur.
Artık bundan sonra, Milli birlik ve beraberlik ruhu içinde, bu tip belirsizlik arzeden, yanlış ve Ülkemizin kodlarına uymayan, siyasetlerden uzak durmak; zorunlu bir gerekliliktir.