Suriye: Yeniden Doğuş mu, Bitmeyen Bir Çatışma mı?

Abone Ol

On yılı aşkın süredir kanla, yıkımla ve büyük insani bedellerle anılan Suriye, Aralık 2024’te Beşar Esad rejiminin çöküşüyle birlikte yeni bir döneme girmiş gibi görünmüştü. Geçici bir hükümetin kurulması, çatışmaların görece azalması ve uluslararası diplomasinin yeniden devreye girmesi, “savaş sona mı eriyor?” sorusunu gündeme taşıdı. Ancak 2026 yılına gelindiğinde bu umutlu tablo yerini yeniden belirsizliğe, güvensizliğe ve yeni gerilimlere bırakmış durumda.

Özellikle Suriye’nin kuzeyi, bu kırılgan sürecin en hassas alanlarından biri hâline gelmiş durumda. Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam’daki geçici merkezi yönetim arasındaki müzakereler tıkanmış, sahada yeniden askeri hareketlilik gözlemlenmeye başlamıştır. Suriye ordusunun SDG kontrolündeki bazı bölgeler çevresinde askeri yığınak yaptığına dair raporlar, yeni bir çatışma ihtimalini güçlendirmektedir. Bu durum, bölgede yaşayan siviller için “savaşın aslında hiç bitmediği” hissini pekiştirmektedir.

Merkezi hükümetin temel hedefi, ülke egemenliğini yeniden tesis etmek ve tek merkezli bir devlet yapısı kurmaktır. Ancak bu hedef, fiilen özerk bir yapı olarak varlığını sürdüren SDG ile doğrudan çakışmaktadır. SDG ise, IŞİD’le mücadelede oynadığı rol ve kontrol ettiği alanlar nedeniyle hem askeri hem de siyasi bir aktör olarak masada kalmak istemektedir. Taraflar arasındaki bu yapısal çelişki çözülmeden, kalıcı bir barıştan söz etmek zor görünmektedir.

Daha da önemlisi, Suriye’de barış girişimlerinin büyük bölümü dış baskılarla şekillenmektedir. ABD, Rusya ve bölgesel aktörlerin araya girmesiyle zaman zaman ateşkesler sağlanmakta, taraflar masaya oturtulmaktadır. Ancak bu anlaşmalar çoğunlukla yerel toplumsal mutabakata değil, geçici güç dengelerine dayanmaktadır. Sonuç ise neredeyse her seferinde aynıdır: Kısa süreli bir sükûnet, ardından yeni bir gerilim ve yeniden çatışma.

Bu döngü, özellikle Kürt bölgelerinde daha belirgin yaşanmaktadır. SDG ile Şam arasında yapılan her anlaşma, sahada tam karşılık bulmadığı için uzun ömürlü olmamakta; güven tesis edilemediğinden taraflar kısa süre içinde yeniden silahlanmaktadır. Bu durum, Kürt nüfus başta olmak üzere bölge halkının geleceğe dair umutlarını sürekli erozyona uğratmaktadır.

Uluslararası aktörler de bu kırılgan denklemin farkındadır. ABD ve müttefikleri, SDG ile merkezi hükümet arasında arabuluculuk yaparak tansiyonu düşürmeye çalışmaktadır. Resmî gerekçe, IŞİD’in yeniden güç kazanmasını engellemek ve bölgesel istikrarı korumaktır. Ancak diplomatik çabalar sahadaki derin güvensizliği ve geçmişten gelen yaraları tek başına iyileştirmeye yetmemektedir.

Öte yandan Suriye’nin güneyinde ve diğer bölgelerinde geçmişte yaşanan mezhep temelli şiddet olaylarının yeterince sorgulanmaması, toplumsal barışın önündeki bir diğer büyük engeldir. İnsan hakları örgütlerinin hesap verebilirlik çağrıları karşılıksız kaldıkça, adalet duygusu zedelenmekte ve barış söylemleri inandırıcılığını yitirmektedir.

Ekonomik ve insani tablo ise hâlâ ağırdır. Yıkılmış şehirler, çökmüş sağlık ve eğitim sistemleri, milyonlarca yerinden edilmiş insan… Birleşmiş Milletler, yeniden inşa için kapsamlı ve kapsayıcı bir strateji olmazsa Suriye’nin uzun yıllar istikrara kavuşamayacağını vurgulamaktadır.

Bugün Suriye, tarihsel bir eşikte durmaktadır. Yeniden doğuş ihtimali hâlâ vardır; ancak bu, silahların susmasıyla değil, adaletin tesis edilmesiyle mümkün olacaktır. Kürtlerin ve diğer tüm toplumsal kesimlerin kimlik, güvenlik ve siyasal temsil taleplerinin eşit biçimde karşılandığı bir barış vizyonu hayata geçirilmediği sürece, Suriye’de barış geçici; çatışma ise kalıcı olmaya devam edecektir. Aksi takdirde bu topraklarda “savaş sonrası” değil, sadece “savaş araları” yaşanacaktır.