Batı Menşeli bir analiz tartışmasına ilişkin olarak; Bu analizi kaleme aldım, ama baktım ki bu durum stratejik bir hataya sebebiyet verecekti. Vazgeçtim.
Ancak olaya bakınca, aynı tartışmanın Türkiye'de "Musta'ribun" çevrede ciddi bir bölücü etki, baskı olarak öne sürüldüğü görülüyor bu görüşün, tabii ki Arap dünyadan aktarımla...
Türkiye, Gazze'deki soykırımı durdurmak için neden derhal harekete geçmiyor diye bazı serzenişler duyuyoruz.
Her şeyden önce, unutulmaması gereken bir durum var ortada; Türkiye, bir NATO ülkesidir, üstelik NATO'nun ikinci büyük silahlı gücü olarak buna gücü yeterlidir.
Diğer taraftan Türkiye, AB ve diğer büyük güçlerle de güçlü ilişkileri olan bir ülkedir.
Bu durumda, Türkiye, İsrail'i belirli stratejik çıkarlarına müdahale ederek dahi, soykırımı durduracak güçtedir.
Hatta İsrail'i tümden yok edebilecek bir askeri güce sahip olan Türkiye için bu hiç de zor değildir.
Ancak Türkiye, soykırıma ekonomik gelişim sürecini tercih etmektedir.
Esasen Amerikalıların da öne sürdüğü soru ve argümanları bunlardan ibarettir.
Türkiye’nin takip ettiği strateji ise, kanaatimce şöyledir; Israil, terör ve özgüven spiralinde, döne döne derinleşen, derinleştiğini zanneden bir psikolojiyle hareket etmektedir.
Çünkü bu psikolojisi, onlara göre, inanç sisteminde yer alan iman üzerine kuruludur. Tanrılarının, gelecek için verdiği sözlerin güvenilirliğine, iman üzerinde gelişmektedir.
Burada not edilmesi ve unutulmaması gereken husus, İsrail'in de en az Iran kadar bir din devleti olduğu gerçeğidir. Demokrasi seramonileri, secimler, parlamento, sandalye dağılımı, sokak gösterileri vs, tamamen Batıda ağrı kesici olarak kurgulanmış milli bir tiyatrodur.!
Böylece, İsrail'in, şiddet-dehşet-nefret ve ilahi güç spiralinin, döngüsünü görebiliriz. Bu aynı zamanda bir meşruiyet döngüsüdür ve demokratik meşruiyete dayanmadığı görülmektedir.
Böyle bir düşmana, müdahale stratejisi ne olmalıdır?
Strateji deyince, tabii, kendi gücünüz nedir? Konusu, öncelikle tartışılmalı ve düşünülmelidir.
Türkiye'nin milli güç unsurlarının, her tür müdahaleye haiz ve kabil olduğu barizdir.
O zaman, tartışma, bu müdahalenin derecesini tespitten ibaret olacaktır.
Bunu tartışınca görülecektir ki, Türkiye stratejisi, Tarihi değerde bir vakayı tespit etmiş; sahada da bunu göstermiştir:
Bu, Bölgede, ne kadar çok Türkiye varsa; o kadar az Rusya, ABD, Iran, Suud ve ve o kadar az Israil var demektir.
Buna, Büyük Türkiye Stratejisi denilmektedir…
Öyleyse, bu stratejik veriler ışığında, Ankara'nın planı nedir?
Öncelikle, İsrail'e ilk gün müdahale edilseydi, Batı bütün gücüyle İsrail'in arkasında saf tutacaktı. Bunu da ilk donemde Doğu Akdenize yığılan Haçlı Donanmasıyla gösterdiler.
Böylece, küçük bir müdahale bile, Türkiye'ye çok pahalıya mal olacaktı.
İsrail'in dehşet inançlarına göre ilahi güç algısı stratejisi, kendisini Batı toplumları ve değerlerinden, özellikle, Katolik değerlerden her gün, daha da uzaklaştırmaktadır.
Bir müdahalenin maliyetini de her gün daha da azaltmaktadır.
Fakat, bunun da bir ölçüsü, sınırı vardır:
Batı, sonunda kendisi basit bir müdahaleyle, 1947 idareyi maslahatina dönerek; sayfayı, kapatmaya uğraşacaktır, özellikle, içindeki Ziyonist bürokrasi, medya, akademi gücünün etkisinde...
Bu istenmeyen bir nihayettir.
Ve bugünkü Trump planı da budur.
Trump planı ve benzeri planların zayıf noktası, yine mevcut dehşet sarmalının, hala başarılı gittiğine, bunu sürdürmeye kadir gücünden şüphesi olmayan, Ziyonist güçtür.
Küçük müdahalelerle, Ziyonist gücün, bu zannının hakim olması ile konuyu kapama planları, kolaylıkla boşa çıkarılabilir.
Buradan itibaren, nihai nitelikte bir müdahale, maliyeti düşük hatta maliyetsiz bir şekilde uygulanabilir.
Eğer bu okuma doğruysa, ki, doğruluğu zaten belli tutumlarda kendisini göstermektedir, böylece hayata geçirildiği görülecektir:
Büyük Türkiye Stratejisinin hedefi, esasen ve sadece,
Soykırımı bitirmek değil; gerektiğinde, İsrail'i bitirmektir!..