Dolar 18,8197
Euro 20,3115
Altın 1.128,47
BİST 4.997,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 2°C
Kar Yağışlı
Diyarbakır
2°C
Kar Yağışlı
Paz 7°C
Pts 6°C
Sal 6°C
Çar 7°C

Vefatının 8. Yıldönümünde Abdussettar Hayati Avşar – (İbrahim Evirgen’in Yazısı)

19 Ocak 2023 08:48

Abdussettar Hayati Avşar  sekiz yıl önce 19 Ocak 2015 tarihinde vefat etti. Bugün vefatının 8. yıldönümü. Dolayısiyle bugünkü yazımızı bu değerli hemşehrimize ayırdık.

Araştırmacı Gazeteci-yazar Abdussettar Hayati Avşar, 2 Ekim 1918 yılında Musul’da doğdu. Dedesi Ahmed Kâfizade Diyarbakır’da doğruluğu ile tanınmış değerli bir insandı. Ahmed Kâfi’zadenin 1867 yılında ilk oğlu dünyaya geldiğinde adını Şeyhmus Hayati bıraktılar. İki yıl sonra Muhammed Nuri dünyaya gelir. Şeyhmus Hayati Arapça, Farsça, Fransızca bilen İslam Hukuku’ndan gayet iyi anlayan, dini ilimlerde kendini iyi yetiştirmiş, doğruluğu ve bilgisi ile memleket, millet, vatan ve ilim yolunda kendini kanıtlamış biriydi. Muhammed Nuri de bankacılıkta usuller ifade edecek kadar otorite bir isimdi. Şeyhmus Hayati 31 Mart 1909 vakasından sonra “Sultan Abdulhamit taraftarı” diye görevinden azledilir. Azlinden sonra, iki sene kadar İstanbul’da ikâmet etmiş, Şam’a giderek “Enveriye (Enver Paşa) Gaz Fabrikası” ismini verdiği petrol tasfiye rafinerisini kurarak, petrol çıkarmaya başlamıştır.

2 Ekim 1918 tarihinde Şeyhmus Hayati Bey’in dördüncü hanımı Fatima Zehra Hanım, altıncı çocuğu Abdussettar Hayati’yi dünyaya getirir. İngilizler ailenin petrol imtiyazını iptal edince, Şeyhmus Hayati Bey, ve ailesi buradan ayrılmak zorunda kalır. Nusaybin üzerinden Mardin ve Diyarbakır’a ulaşırlar. Abdussettar Hayati altı yaşında iken annesinin ölümüyle sarsılır. Ruhunun derinliklerinde anne sevgisi daima bir özlem, olarak kalır.

1925 yılında Şeyhmus Hayati Bey, Abdussettar’ı Cumhuriyet ilk okuluna kaydettirir. Okulda zekası, üstün kavrama yeteneği ile, öğretmenlerinin dikkatini çeker. 1931 yılında Diyarbakır Orta Mektebinde eğitimini sürdürür. Diyarbakır Orta mektebi’nde arkadaş olduğu Dr. Orhan Asena, Prof. Dr. Selahattin Yazıcıoğlu ve Orhan Yapgu ile ilişkileri gerçek dostluğun en güzel örneklerinden biri olarak kalacaktır.

Ortak paylaşımlar doğrultusunda, çocukluk eğlenceleri içinde, Müslüman, Ermeni, Süryani, Keldani dostluklarla çevrelenmiş mutluluklar ve üzüntülerle zaman akıp geçerken  1934 yılında Şeyhmus Hayati Bey  vefat eder.  Annesinden sonra babasını da kaybeden Abdussettar Hayati Avşar, hem öksüz, hem de yetim kalır.

Abdussettar Hayati, eski Türkçeyi, Farsça’yı, Arapça’yı, Osmanlıca’yı babasından öğrenmiş, kültürlü bir çevrede yetişerek, henüz okula gitmeden dünya klasikleri ile tanışmıştır.

Ağabeyleri Süleyman Kayaalp, ve Abdussamet Kani, kendi hayatlarını idame ettirmek için ellerinden gelen her türlü çabayı sarfedip, Abdüssettar’a örnek teşkil ederler. Diyarbakır İpekçilik ve Tohumculuk Mektebi’ne gitmeleri Abdüssettar’ın da bu alana yönelmesine vesile olur. 1934 yılında “İpek böçekçiliği Mektebi Şahadetnamesi’ni alıp, okulu birincilikle bitiren Abdüssettar, Kevork Torkumyan’ın “İpek Böcekçiliği Kitabı’ndan birçok detayı bilen, Diyarbekir İpekçiliği hususunda daima araştırmalar yapan bilinmeyene ışık, merak edilene cevap veren özelliğiyle daima aranan bir isim olur. 1937 yılında Ziraat Bankası’nda memur iken “Bir Avuç Toprak” adını verdiği ilk ve tek romanını yazar. Okul yıllarında edebi yönüyle kendini göstermiş, bu yönü ilerleyen zaman içinde bilindik bir özellik olmuştur. Akrostiş oluşturmak onun için büyük bir zevktir. Sayısı bilinmeyen akrostişlerinden en önemli olanı Orhan Asena ve Selahattin Yazıcıoğlu ile beraberken kendisi için irticalen söylediği akrostişidir. Daima araştıran yapısı, Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe, Fransızca dillerine hakimiyeti, el yazması eserlere olan merakı,   yok olmaya yüz tutmuş birçok tarihi olguyu ortaya çıkarmasına sebep olmuştur.

Bunlardan bazıları: “Molla Ahmede Xasi, Ebu Musa Kardeşler, Mardin Tarihi (MAT DİN), Mevlana Müslihiddin-i Lari, Diyarbekir Musikisi, Musikişinaslar, Hattatlar, Şeyh Fasih Dede, Mellak Ahmedi Paşa, Refet-i Amidi, Hoşap Kalesi, Urfali Nabi, Seddidin Bini Rakika Amidi, Kemale-i Ümmi, Allame Suphi-i Amidî olarak sayılabilir.

1948 yılında muhalefet lideri Celal Bayar ve arkadaşlarının Diyarbekir’e geldiğini öğrenince Demokrat Parti Diyarbakır İdare Heyeti’nin bulunduğu binaya gider. Celal Bayar konuşmasını bitirince Abdussettar, Celal Bayar’ın karşısına geçerek, ellerini masanın üstüne koyup, Bayar’a hitap ederek üç husus üzerinde durur. Kürt sorunu, Tıp Fakültesi’nin açılması ve İmam Hatip Mektebi’nin açılması… Celal Bayar ve arkadaşları bu cesur Diyarbakırlıyı dinlerler. Abdussettar’ın konuşması bittiğinde Celal Bayar yanındakilere hitaben: “Beyefendinin ismini ve adresini alın. “ deyince, Abdussettar: “Ben mebusluk istemiyorum” cevabını verir.

Prof. Dr. Selahattin Yazıcıoğlu ve diğer arkadaşlarıyla “Diyarbakır Verem Savaş Derneği Eğitim Merkezi’ni kurar. 25 Ocak 1950 tarihinde, Müslüme Özpirinççi hanımla evlenir. Aynı yıl Millet partisi başkanı olarak yaptığı konuşmalardan dolayı 9. Bölge Müdürlüğü Muamelat Şef Yardımcılığı’ndan tazminatı verilerek çıkarılır. 1952 yılında Abdussettar, arkadaşı Ahmet Ketencigil’in kurduğu “Şark Postası” gazetesinin idare ve mesul müdürü olarak çalışmaya başlar. “Şam, Bağdat, Kıbrıs, Paris, Tahran, ” radyolarını dinleyerek haberleri alır, haberleri önem derecesine göre gazetede, İstanbul gazetelerinden önce yayınlar. 1953 yılında bir arkadaşının kefaletiyle Ziraat Bankası’ndan üç bin lira çekip, Ağustos ayının sonunda matbaa malzemelerini almak için İstanbul’a gider. Bab-ı Ali yokuşunda Reşit Efendi Hanı’ndaki bir ticarethaneden matbaa malzemesi satın alır. Handa tanıştığı hat üstadı Hattat Hamid Aytaç Bey’le güzel bir dostluğun ilk adımlarını atar. Diyarbakır’a döndüğünde Diyarbakır ve ilçelerinin içinde bulunduğu 12 adet gazete çıkarır.

Diyarbakır’daki “Ümmid”, Silvan’daki “Meyyafarkin”, Çınar, Bismil, Çüngüş Lice, Kulp, Hani, Ergani’deki “Nur-i Zülküf”, Eğil, Çermik, Dicle, gazetelerinin idare ve mesul müdürü Abdussettar Hayati iken, eşi, Müslüme Hanım “Hani, gazetesinin sahibi olarak çalışmalarını sürdürür. Üç ay sonra maddi imkânsızlıklardan dolayı altı gazetenin basımı durdurulur. Kalanlar Silvan’daki, “Meyyafarkin”, Diyarbakır’daki Ümmid, Kulp, Lice, Hani, Ergani’de Nur-i Zülküf gazeteleridir. Gazetelerde toplumsal haberlerin yanı sıra edebiyat ve tarihe ışık tutacak araştırmalarda bulunup, makaleler yayınlar. Gazetelerinde birçok mahlas kullanır. “Badi” mahlası en çok kullandığı isimdir.

19 Şubat 1954 yılında “valiler” başlıklı günlerce sürecek yazısına başlar. Diyarbakır’ın Osmanlılığı kabul tarihinden kısaca bahsederek, 1954 yılına kadar, farklı vasıflarıyla,    zaaflarıyla yöneten, bazen yönetilen valileri işler.

Ümmid gazetesinin baş tarafındaki “ Hakka tapar, Hakkı Ararız” cümlesi O’nun hayata bakış açısının en güzel ifadesidir. 26 Ağustos 1960 tarihinde Türkiye’de yankılar uyandıracak “Kara Çarşaf” başlıklı yazısını yayımlar.

Diyarbakır’da üniversite kurulması için gösterdiği çaba, gazetelerine de yansır. Nihayet 20 Aralık 1960 tarihinde Diyarbakır Ziya Gökalp Üniversitesini Gerçekleştirme ve Yaşatma Derneği, Prof. Dr. Selahattin Yazıcıoğlu ve Vehbi Muhlis Dabakoğlu’nun özverili çalışmalarıyla kurulur.

1954’te serbest, 1957’de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Diyarbakır Şubesi Başkanı olarak liste başında seçimlere giren Abdussettar, 16 Eylül 1961’de milletvekili adayı olarak siyasi yaşamına devam eder. Fakat partisinin kazanamaması üzerine Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’yle siyasi yaşamına son verir. Ziya Gökalp’in “Halk Klasikleri” adlı eserini, tercüme etmek, Latin harflerine çevirmek o’na nasip olur.

23 Haziran 1973’te Tıp Tarihi Uzmanı olarak vazifeye başlar. Anadolu’nun en eski ve iki katlı medresesi “Mesudiye Medresesi”ni Vakıflar Bölge Müdürlüğünden kiralanarak “Tıp Tarihi Enstitüsü” olarak kullanılır.

Dicle Üniversitesi tarafından “Tıp Tarihi, Hat, Türk Dili, Klasik Türk Edebiyatı, Türk Tasavvuf Edebiyatı alanlarındaki uzman kişiliği ile tanınmış gazeteci, yazar ve Diyarbakır’ın mümtaz siması cümlesiyle biten 07.04.1995 tarihli “Fahri Doktorluk Diploması” verilir. Abdussettar Hayati Avşar’ı en güzel anlatacak sözü kendisinin cümleleriyle tanıyalım.

Zamanı durdurmak, bedendeki değişimi önlemek mümkün müdür?

Değildir elbet. Ama Abdussettar, doksanı deviren bir çınar olmasına rağmen hafızasının canlılığı, anlatma yeteneği, öğrenme sevgisiyle zamanın sınırları içine çok fazla geçememiş. Odasındaki onlarca el yazması eser,    O’nun yaşam kaynağı, yaşama olan bağlılığının en güzel portresi olmuştur.

Üniversitede okumamıştı ama, kendisine Prof. Dr. Selahattin Yazıcıoğlu’nun rektörlüğü döneminde Dicle Üniversitesi tarafından “Fahri Tıp Tarihi Doktorluğu” ünvanı verilmişti, anlatılması gereken öylesine çok özellikleri var ki merhumun,  Mevlüt Mergen’in  “Bibi’nin Diyarbekir Feryadı” kitabında  ısrarla anlattığı  bir hatırası var ki bunu burada   yazmadan geçemeyeceğim…

1953 yılında gençlik zamanı, İstanbul’a   matbaa malzemeleri almaya, gitmeden buradaki bir büyüğüne veda etmek ister. Bu zat rahmetli “Abdülgani Fahri Bulduk” beydir, vedalaşırken: “İstanbul’a gittiğinde sahaflar çarşısında İbn’ül Emin Mahmud Kemal beye uğrayacak, selamımı götüreceksin” der, Mahmud Kemal bey, kendisine yakınlık gösterir ve dükkânında oturtur, o sırada İstanbul Üniversitesinden bir kaç tane Profesör dükkâna gelir, İbnü’l Emin Mahmud Kemal bey; herkes kendisini tanıtsın” der, hepsi ünvan sahibi hocalar, sıra Abdüssettar Hayati beye geldiğinde Mahmud Kemal bey der ki: “Onu ben tanıtacağım; Diyarbekir Üniversitesinden Abdüssettar Hayati Avşar Bey” orada bulunan hocalar, hem bu kadar genç, hemde Diyarbekir Üniversitesi, şaşırırlar: “Hocam Diyarbekir’de üniversite mi var?”

Şu cevabı alırlar: “Siz bilmez misiniz, Diyarbekir’de kıraathaneler vardır. Burada bulunan üstadların yanında oturanlar, onların sohbetlerinden istifade edenlerin her biri, bir üniversite mezunu kadar bilgi sahibidir”

Rahmetli, bir Üniversite mezunundan çok daha fazla bilgi sahibi idi dersem abartmamış olurum. Hem Osmanlıca’ya vukufiyeti vardı, hem de Türkçe’yi çok güzel konuşurdu, Vefatından önce Avşar’ın hayat hikâyesini, edebiyat öğretmeni Zübeyde Kırmızı kitaplaştırdı.

Zübeyde Kırmızı’nın kaleme aldığı, “Amid-i Nur” adlı eserin editörlüğünü Araştırmacı-Yazar Şeyhmus Diken yaptı. Amid-i Nur adlı eser Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlandı.

Rahmetli hayatının büyük bölümünü gazeteci olarak yaşarken, aynı zamanda matbaacı idi.

Herkesin “Hevsel” dediği Diyarbekir’in meşhur bahçelerine o “Esfel” bahçeleri derdi . Dicle Üniversitesinin kuruluşunda çok gayret gösterenlerden birisi de Abdüssettar Hayatı Beydir.  Giyimine temiz ve düzenli olmasına çok dikkat eden Abdussettar Bey tam bir Diyarbekir Beyefendisiydi.

Değerli eşi Müslime Avşar’da ilginç bir tesadüf eseri 19 Ocak 2008 tarihinde vefat etmişti.

Eşinin vefatından tam 8 yıl sonra 19 Ocak 2015 tarihinde Ankara’da vefat eden bu  hemşehrimizi ve değerli eşini rahmetle ve saygıyla anıyoruz.  Mekânları cennet olsun.

KAYNAK:

1) Zübeyde Kırmızı / Amid-i Nur (2009)

2) Abdussettar Hayati Avşar Amidi ‘Ekodiyar dergisi, sayı 17 Eylül-Aralık 2009)

3) Afşin Oktay – Kemal Bağlum / Biyografiler Ansiklopedisi (1959)

4) Şevket Beysanoğlu/ Diyarbakırlı Fikir ve Sanat adamları (c. 3 1997, s, 52-53)

5) Recep Acay / Ben-u Sen Gülleri (söyleşi, 2002)

6) İhsan Işık TEKAA (2006)