ÖZEL HABER

Araştırmacı-Yazar Yatkın Diyarbakır Hafızasını anlattı “Diyarbakır Ulu Camii Sadece Bir Cami Değil, Bir Medeniyetin Hafı

Araştırmacı-Yazar Abdulaziz Yatkın, “Beşinci Haremi Şerif Diyarbekir Ulucami Külliyesi” adlı eserinde Diyarbakır Ulu Camii’nin bilinmeyen yönlerini anlattı. Yatkın, Mesudiye Medresesi’nin Anadolu’nun ilk üniversitelerinden biri olduğunu, külliye içerisinde yüz binlerce yazma eserin bulunduğu dev bir kütüphane yer aldığını ve Ulu Camii’nin asırlardır “5. Harem-i Şerif” olarak kabul edildiğini söyledi.

Abone Ol

DİYARBAKIR HABER - Diyarbakır’ın tarihi, kültürel ve manevi mirasının en önemli yapılarından biri olan Diyarbakır Ulu Camii üzerine hazırladığı kapsamlı çalışmayla dikkat çeken Araştırmacı-Yazar Abdulaziz Yatkın, “Beşinci Haremi Şerif Diyarbekir Ulucami Külliyesi” adlı kitabında Ulu Camii’nin bilinmeyen yönlerini gün yüzüne çıkardı.

432 sayfalık çalışmasında Ulu Camii’ni yalnızca bir ibadet alanı değil; medreseleri, kütüphaneleri, kitabeleri ve ilim geleneğiyle büyük bir külliye olarak ele alan Yatkın, Diyarbakır’ın geçmişteki ilim ve medeniyet birikimine dikkat çekti.

Yatkın, Mesudiye Medresesi’nin Anadolu’nun ilk üniversitelerinden biri olduğunu ifade ederken, külliye içerisinde bir dönem 1 milyonun üzerinde yazma eserin bulunduğunu söyledi. Ulu Camii’nin asırlardır “5. Harem-i Şerif” olarak kabul edildiğini belirten Yatkın, Osmanlı arşivleri ve kitabelerde de bu ifadenin yer aldığını kaydetti.

İşte Abdulaziz Yatkın ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı röportaj:

“Mesudiye Medresesi Anadolu’nun İlk Üniversitelerinden Biridir”

Hocam, kitabınızda Mesudiye Medresesi’ne özel bir yer ayırıyorsunuz. Bu medresenin önemi nedir?

Zaten bu Diyarbakır Ulu Camii Külliyesi’nin içinde Mesudiye Medresesi de vardır. Mesudiye Medresesi Artuklular döneminde, 1200’lü yıllarda bir eğitim kurumu olarak inşa ediliyor. Rivayetlere göre Anadolu’nun ilk üniversitesi ve ilk fakültelerinden biridir burası. Uzun yıllar boyunca, Osmanlı’dan Cumhuriyet’in ilk dönemlerine kadar eğitim faaliyetlerini sürdürmüş bir merkezdir. Burada binlerce alim, bilim insanı ve müderris yetişmiştir.

“Ulu Camii İle İlgili Bu Kapsamda Bir Çalışma Yapılmamıştı”

Bu kitabı hazırlama fikri nasıl ortaya çıktı?

Ulu Camii ile ilgili bugüne kadar bu kapsamda bir çalışma yapılmamıştı. Bunu bir görev kabul ettim. Şehrimiz turizm açısından önemli bir merkez. Ancak rehberler Ulu Camii’ni anlatırken genellikle sadece ilk dönemlerinden bahsediyor. Sinagog dönemini, kilise dönemini anlatıyorlar ama İslam dönemindeki ilim ve medeniyet yönü çok fazla bilinmiyor. Aslında bazı çalışmalar vardı ama ciddi, kapsamlı bir eser ortaya konmamıştı. Ben de “Beşinci Haremi Şerif Diyarbekir Ulu Camii Külliyesi” adıyla 432 sayfalık bir çalışma hazırladım.

“Ulu Camii Aslında Baştan Beri Bir Külliyedir”

Ulu Camii için son yıllarda “külliye” ifadesi daha sık kullanılmaya başlandı. Siz ne düşünüyorsunuz?

Aslında ilk kuruluşundan beri burası bir külliyedir. Ama biz bunu yeterince bilmiyoruz. Bu külliyenin içerisinde üç büyük medrese bulunuyor. Bunlardan biri şu an içinde bulunduğumuz Mesudiye Medresesi’dir. Diğeri caminin giriş kısmındaki Cami Kebir Medresesi’dir. Bir kısmı günümüze ulaşmış durumda. Üçüncüsü ise Batı Kapısı çıkışındaki Zinciriye Medresesi’dir. Bu medreseler Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar binlerce ilim insanı yetiştirmiştir.

“Burada 1 milyon 40 bin yazma eser vardı”

Kitabınızda Ulu Camii’ndeki büyük kütüphaneden de bahsediyorsunuz… Evet. Özellikle 1183 yılında Selahaddin Eyyubi Diyarbakır’a geldiğinde burada bulunan kütüphaneye hayran kalıyor. Tarihçilerin aktardığına göre burada 1 milyon 40 bin yazma eser bulunuyordu. Dünyanın en nadir kütüphanelerinden biriydi burası. Selahaddin Eyyubi’nin yanında bulunan Mısır Kadısı Kadı Fadıl da bu kütüphaneden çok etkileniyor. O dönemde Bağdat dışında böylesine büyük bir ilim merkezi çok azdı. Sonraki dönemlerde Sarı Abdurrahman Paşa Kütüphanesi ve Ömeriye Kütüphanesi gibi yeni kütüphaneler de külliye içerisinde faaliyet göstermiştir.

“Hattat Hamit Aytaç Burada Eğitim Gördü”

Ulu Camii’nin yetiştirdiği önemli isimlerden de söz ediyor musunuz?

Tabii. Osmanlı’nın son döneminde burada İptidai Mektebi vardı. Dünyaca ünlü hattatlardan Hamit Aytaç burada eğitim gördü. Yine Ali Emiri Efendi gibi önemli isimler burada ders aldı. Şaban Kamil Efendi gibi büyük alimler burada ders verdi.

“Ulu Camii Açık Hava Kitabeler Müzesidir”

Ulu Camii’nin mimari yönüyle ilgili neler söylersiniz?

Suriçi nasıl açık hava müzesi ise, Ulu Camii de kitabeleriyle bir açık hava kitabeler müzesidir. Burada yaklaşık 45 kitabe bulunuyor. Her biri ayrı bir tarihi belge niteliğindedir.

“Burası asırlardır 5. Harem-i şerif olarak biliniyor”

Ulu Camii’nin “5. Harem-i Şerif” olduğu yönündeki tartışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben buranın 5. Harem-i Şerif olduğu kanaatindeyim. Çünkü burası 3 bin 400 yıllık geçmişe sahip kutsal bir mekandır. Rivayetlere göre Hz. Yunus burada ibadet etmiştir. Fetih sonrası yüzlerce sahabe burada namaz kılmıştır. Osmanlı arşivlerinde burası “5. Harem-i Şerif” olarak geçiyor. Cumhuriyet’in ilk dönemindeki resmi yazışmalarda da aynı ifade kullanılıyor. Ayrıca camide bulunan yüzlerce yıllık kitabelerde de bu mekanın 5. Harem-i Şerif olduğu belirtiliyor. Bugüne kadar hiçbir alim ya da tarihçi bunun aksini iddia etmemiştir.

“Moğol Saldırıları Olmasaydı Belki Dünyanın En Büyük Kütüphanelerinden Biri Olacaktı”

Moğol saldırılarında kütüphanenin yok edildiği iddiaları doğru mu?

Evet, tarihî kaynaklar bunu doğruluyor. Burası Hz. Musa döneminde havra, Hz. İsa döneminde kilise olarak kullanılan çok eski bir mekandır. İslam fetihlerinden sonra camiye çevriliyor ve aynı zamanda büyük bir ilim merkezine dönüşüyor. Yüz binlerce kitap burada toplanıyor. Ancak Moğol saldırıları sırasında bu büyük kütüphanenin önemli bölümü yakılıyor. Eğer o saldırılar olmasaydı bugün Diyarbakır, Endülüs gibi dünyanın en önemli ilim merkezlerinden biri olabilirdi.

“Diyarbakır bir ilim ve kültür şehridir”

Diyarbakır’ın geçmişteki ilim geleneği bugün devam ediyor mu?

1895 yılında yapılan bir araştırmada, Prof. Dr. Kemal Karpat, Osmanlı topraklarında okur-yazarlığın en yüksek olduğu yerlerden birinin Diyarbakır olduğunu söylüyor. Ali Emiri Efendi’nin ifadesiyle Diyarbakır’daki evlerin çoğunda kütüphane vardı. Cumhuriyet sonrası bu kültür bir miktar kesintiye uğradı ama son yıllarda yeniden canlanmaya başladı. Yazma eser çalışmaları, kültür etkinlikleri ve araştırmalar artıyor.

“Değerlerimize sahip çıkmalıyız”

Son olarak gençlere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Bir toplum değerleriyle ayakta kalır. Değerlerini kaybeden toplumlar yıkılmaya mahkumdur. Diyarbakır sahabeler şehridir. Peygamberler şehridir. İlim, kültür ve medeniyet merkezidir. Gençlerimizin bu değerlere sahip çıkması gerekiyor. Çünkü geçmişine sahip çıkan toplum geleceğini de korur.