DİYARBAKIR HABER - Diyarbakır’da sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yakılan taş fırınlar, her gün binlerce vatandaşın sofrasına sıcak ekmek ulaştırıyor. Ancak unun elekten geçip hamura, hamurun ise kor ateş üstünde somuna dönüştüğü meşakkatli yolculuk; sosyal hayattan yoksunluk, çırak bulunamaması ve ekonomik dar boğaz nedeniyle fırıncı esnafı için giderek zorlaşan hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda.
Öz Diyarbakır Gazetesi olarak kent merkezindeki taş fırının kapısını çaldık; hamur kokusunun ve yüksek sıcaklığın hakim olduğu tezgahın arkasında, bir ekmeğin görünmeyen hikâyesine ve esnafın dertlerine tanıklık ettik.
Günde 13 saat mesai, sıfır sosyal hayat
Sabah saat 07.00’de başlayan mesai, akşam saat 20.00’ye kadar tek vardiya halinde aralıksız sürüyor. Biri çırak olmak üzere toplam 6 personelin ter döktüğü fırında, haftalık izin veya tatil kavramı bulunmuyor. Mesleğin zorluklarını anlatan patronda çalışanlarda gün sonunu şu sözlerle özetliyor.
Akşam 8’de eve gidiyoruz. Temizlik ve yemeğin ardından saat 22’de yatmak zorunda kalıyoruz. İzin yok, tatil yok; ailemize ve sosyal hayatımıza vakit ayıramıyoruz. İzin kullansak o günkü yevmiyeden oluyoruz, geçim sağlayamıyoruz. Fırıncının kısaca özeti: Uykuya hasret, sevgiye muhtaç.
Yüksek sıcaklıkta ağır mesai günde 20 litre su
Fırının çalışma koşullarına dikkat çeken emektar fırıncı, mesleğin köklerinin eski geleneklere dayandığını vurguladı. Sönse bile sıcaklığını 2-3 gün koruyan devasa taş fırının karşısında çalışmanın insan bedenini aşırı zorladığını ifade eden ustalar, aşırı sıcaklık nedeniyle günde en az 15-20 litre su tüketmek zorunda kaldıklarını ve yüksek ısının göz sağlığı için ciddi risk oluşturduğunu belirtiyor.
İşin mutfak kısmının hayati önem taşıdığını; yoğuran, yumaklayan, hazırlayan ve pişiren ekibin uyumunun ekmeğin kalitesini belirlediğini söyleyen usta, Güçlü olanın ayakta kaldığı bir sektördeyiz diyor.
Saygı bitti, çırak bulamıyoruz
Sektörde yaşanan kuşak değişimine ve mesleğin itibar kaybına değinen fırıncı esnafı, geçmiş ile günümüz arasındaki farkı şu sözlerle dile getiriyor.
Eskiden ekmeği başımızın üstüne tahta koyar, üzerine 100 tane ekmek dizip bakkallara dağıtırdık. 300-400 ekmeği evlere servis ederdik. Baba, oğlunun kulağından tutar 'Eti senin kemiği benim' diyerek fırına getirirdi. Şimdi ise çalıştıracak çırak bulamıyoruz. Gençler bu mesleğe ilgi duymuyor, fırıncılık kıymetsizleşti. Çırak olmadığı için artık evlere servis de yapmıyoruz.
Meslek hayatı boyunca unutamadığı çalışma arkadaşları olduğunu da belirten emektar usta, pratikliği ve çalışkanlığıyla iz bırakan eski mesai arkadaşlarını da yad ederek, artık sektörde insanların birbirinin kıymetini bilmediğinden dert yanıyor.
Eskiden esnaf memurdan çok kazanırdı
Geçmiş yıllardaki alım gücü ile günümüz koşullarını kıyaslayan fırın esnafı, ekonomik dengelerin değiştiğini vurguladı.
Alım Gücü Kaybı: 2010 yılında yaklaşık 5 bin TL olan çeyrek altın, bugün 9-10 bin TL seviyelerine ulaştı. 2013 yılında günlük yevmiyem 120 lira iken çeyrek altın 110 liraydı. Bir çeyrek alıp cebimde 10 lira da harçlık bırakabiliyordum. Bugün ise günlük yevmiyeler 2000-2300 TL civarında. 16 senedir bu işi yapıyorum, bir arabam bile yok. Bir ev alabildik, ona da altın borçlandık.
Esnaf-Memur Dengesi: Eskiden bir esnaf, bir memurdan daha yüksek gelir elde ederdi. Günümüzde durum tam tersine döndü. Memur maaşları esnafın kazancını aştı.
Sigorta Maliyetleri: Diyarbakır’daki fırın çalışanlarının yüzde 90’ı sigortasız. Bugün bir çalışanın sigorta maliyeti 12 bin TL’ye dayandı. Yevmiyeden vazgeçilmediği için sigorta yaptırılamıyor.
Sabahın ilk müşterileri lokantalar ve memurlar
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte çıkan ilk sıcak ekmeğin müşterisi de hazır oluyor. Fırının kapısını ilk açanlar, güne erken başlayan lokantalar ve mesaiye yetişme telaşındaki memurlar oluyor. Ancak esnaf, sabahın erken saatlerinde başlayan sirkülasyona rağmen, artan maliyetler ve talep edilen iskontolar nedeniyle emeğinin karşılığını alamamaktan dertli.
200 bin TL’lik veresiye yükü ve iskonto baskısı
Fırıncı esnafının belini bükten en büyük sorunlardan biri de biriken veresiye alacakları ve artan maliyetler. Fırın defterinde en az 200 bin TL alacak bulunduğunu aktaran esnaf, Müşterimizdir, eline geçince getirir verir diye düşünüp kimseden isteyemiyoruz. Ancak bize veresiye yazdırıp, başka yerlerde peşin parayla alışveriş yapanları görünce gerçekten üzülüyoruz dedi.
Girdi maliyetleri içinde fırıncıyı en çok zorlayan kalemin işçilik olduğunu belirten esnaf, ekmeğe zam geldiğinde en büyük baskıyı vatandaştan değil, toplu ekmek alan diğer esnaflardan gördüklerini ifade etti. Fırından ekmek alan esnafların yüksek iskonto talep etmesinin çarkın dönmesini zorlaştırdığını söyleyen usta, son dönemde sektörde beliren araba karşılığı ekmek takası gibi yöntemlere de prim vermediklerini, alın teriyle ayakta kalmaya çalıştıklarını belirtti.