ÖZEL HABER

Diyarbakır’dan Türkiye’ye serpme kahvaltı kültürü

Diyarbakır’ın köklü esnaflarından Mustafa Avcılar, babası “meşhur turşucu Hacı Mehmet”ten devraldığı lezzet mirasını bugünlere nasıl taşıdığını anlattı. Peynir imalatından müzisyenliğe, Yoğurt Pazarı’ndaki küçük dükkândan Türkiye’ye yayılan serpme kahvaltı kültürüne kadar uzanan hikâyesini paylaşan Avcılar, “Kahvaltıyı herkes satabilir ama bu işi bilen yapmalı” dedi.

Abone Ol

DİYARBAKIR HABER- Diyarbakır’ın köklü esnaf kültüründen gelen, yıllardır kahvaltı denildiğinde kentte ilk akla gelen isimlerden biri olan Mustafa Avcılar, baba mesleğinden Türkiye’ye yayılan serpme kahvaltı kültürüne uzanan hikâyesini anlattı.

Meşhur Turşucu Hacı Mehmet’in oğlu olan Avcılar; peynir imalatından müzisyenliğe, Yoğurt Pazarı’ndaki küçük dükkândan Türkiye’nin dört bir yanına uzanan lezzet serüvenine kadar bilinmeyenlerini paylaştı.

“Serpme kahvaltıyı Türkiye’ye yaydık” diyen Avcılar, Diyarbakır kahvaltısının doğuşunu, sektörde yaşanan değişimi, kalite anlayışını ve Diyarbakır’ın son yıllarda değişen turizm algısını samimi açıklamalarla değerlendirdi.

Diyarbakır’ın tarihi, kültürü ve insan yapısına dair dikkat çeken mesajlar veren Mustafa Avcılar, “Eskiden insanlar Diyarbakır’a gelmeye çekiniyordu, şimdi ise ayrılmak istemiyorlar” sözleriyle şehrin dönüşümüne vurgu yaptı.

“Ben Diyarbakır’ın En Eski Kahvaltıcılarındanım”

Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Mustafa Avcılar kimdir?

1964 Diyarbakır doğumluyum. Diyarbakır’ın eski ve meşhur turşucularından Hacı Mehmet’in oğluyum. Baba mesleğiyle büyüdük. Rahmetli babam çok farklı alanlarda ustaydı. Çok iyi baklava yapardı, çok iyi börek ustasıydı. Ama en önemli işi turşuydu. Sirkeyi bile kendi yapardı. O lezzeti bugün hâlâ kimse tutturamıyor.

Biz de bu kültürün içinde yetiştik. Sonrasında işi geliştirerek kahvaltı konseptine dönüştürdük. Serpme kahvaltıyı Diyarbakır’da başlatan, hatta Türkiye’ye yayılmasına öncülük edenlerden biri oldum diyebilirim.

“Aslında Bu Mesleği Yapmayacaktım”

Kahvaltıcılık hikâyeniz nasıl başladı?

1994 yılında rahmetli babamdan ayrıldıktan sonra Yoğurt Pazarı’nda küçük bir dükkân açtım. Ama açık söylemek gerekirse o dönem bu işi yapmayı düşünmüyordum.

Ben aslında imalatçıydım. Peynir, kavurma, pastırma üretimi yapıyorduk. Türkiye’nin birçok iline, özellikle İstanbul’a toptan gönderiyorduk. O dönem peynir eritme işi çok büyüktü. Günde 2-3 ton peynir eritirdim.

Bir abimiz geldi, “Mustafa bize biraz peynir yap” dedi. Ben de peyniri görünce dayanamadım. Tekrar işin içine girdim. Sonra arka tarafta küçük bir dükkân oluştu. Orada ufaktan kahvaltı vermeye başladık. Böylece bu konsept doğdu.

“Müzisyendim, Seslendirme Yapıyordum”

O dönem başka işleriniz de varmış…

Evet. Müzisyenlik yapıyordum. Seslendirme işindeydim. Düğünler, balolar, resepsiyonlar, konserler… Sahne düzenlemeleri yapıyorduk. Ama sonuçta baba mesleği ağır bastı. 1999-2000 yıllarında müzisyenliği tamamen bıraktım. Çünkü önümde büyüyen bir iş vardı.

Türkiye’de Benim Peyniri Yemeyen Yoktur”

Peynir üretimi konusunda oldukça iddialısınız…

Çünkü işimizi gerçekten büyük ölçekte yapıyorduk. O dönem sadece koyun peyniri çalışırdık. Otlu peynirler Bitlis ve Siirt’ten gelirdi. Tulum peynirini, ermiş peyniri biz yapardık.

İstanbul’daki eski Diyarbakırlılara özel tenekeler hazırlardık. Beş kiloluk, on kiloluk peynir gönderirdik. Türkiye’nin her yerine ürün gidiyordu. O yüzden rahatlıkla söylüyorum; Türkiye’de benim peyniri yemeyen çok azdır.

“Serpme Kahvaltıyı Türkiye’ye Yaydık”

Diyarbakır’da kahvaltı kültürü o dönem nasıldı?

Şimdiki gibi değildi. İnsanlar sabah gelip peynir, tereyağı, bal, zeytin alırdı. Bizim dükkânın önünde kuyruk olurdu.

Sonra biz bunu farklı bir konsepte çevirdik. Serpme kahvaltıyı ortaya çıkardık. İnsanlar oturup aynı anda birçok ürünü tatmaya başladı.

Bugün Türkiye’nin her yerinde serpme kahvaltı varsa bunun temellerinden biri Diyarbakır’da atıldı.

“Kahvaltı Satmak Başka, Bu İşi Bilmek Başka”

Son yıllarda Diyarbakır’da çok sayıda kahvaltıcı açıldı. Ne düşünüyorsunuz?

Şimdi herkes kahvaltı satıyor. Kafeci de kahvaltı satıyor, restoran da satıyor. Satabilirler, buna bir şey demiyorum.

Ama bu iş bilgi ister. Kalite ister. İnsan ne yediğini bilmeli. Kahvaltıcılık başka bir kültürdür.

Ben kimseyi kötülemek istemem ama herkes bu işi yapmamalı. Bu işi bilen yapmalı.

Kaliteden ödün verilmemeli. Çünkü insanlar artık neyin kaliteli olduğunu anlıyor.

“Benden Sonra Beni Taklit Eden Olmadı”

Sizi örnek alan çok işletme oldu…

Tabii oldu. Ama beni birebir devam ettirebilecek kimse çıkmadı. Belki oğlum devam ettirirse eder.

Ama yine de mutluyum. Sonuçta bir öncülük yaptık. İnsanlar ekmek yiyor. Büyük bir sektör oluştu. Bu güzel bir şey.

“Van Kahvaltısı Ayrı, Diyarbakır Ayrı Bir Kültürdür”

Diyarbakır kahvaltısını Van kahvaltısıyla kıyaslar mısınız?

Van’ın kendine özgü bir kültürü var. Bizim de var. Onlar kendi kültürlerini devam ettiriyor, biz de kendi konseptimizi oluşturduk.

Ama serpme kahvaltı kültürü yayıldıktan sonra Türkiye’nin her yerinde bu anlayış oluştu.

Biz Diyarbakır olarak bu konuda önemli bir öncülük yaptık.

“Eskiden Gelmeye Korkuyorlardı, Şimdi Ayrılmak İstemiyorlar”

Diyarbakır’ın turizmde geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eskiden insanları Diyarbakır’a davet ediyorduk ama gelmiyorlardı. Gelen de konaklamıyordu.

Özellikle 2015’ten sonra insanlar Diyarbakır’ı tanımaya başladı. Ön yargılar kırıldı. Çünkü insanlar ekranda gördükleriyle hareket ediyordu.

Ama geldiklerinde şunu görüyorlar:

“Bu şehir çok başka bir şehir.”

Şimdi turlar geliyor. Bir gün yetmiyor insanlara. “Biz nereye geldik?” diyorlar. En çok da insanlarımızı seviyorlar. Diyarbakır insanının sıcaklığını görünce şaşırıyorlar.

“Şimdi Gururla ‘Ben Diyarbakırlıyım’ Diyorum”

Bu değişim sizi nasıl etkiledi?

Eskiden de Diyarbakırlı olduğumu saklamıyordum ama bir algı vardı.

Şimdi tam tersi oldu. “Ben Diyarbakırlıyım” dediğim zaman insanlar daha çok sohbet etmek istiyor. Seni ağırlamak istiyor.

Türkiye’nin her yerine gidiyorum. İnsanlar muhabbet ediyor, bırakmıyor. Bu çok güzel bir duygu.

Çünkü bizim kimseyle ayrımız gayrımız yok. Hepimiz aynı bayrağın altında yaşayan insanlarız.

“Diyarbakır Sadece Bir Şehir Değil, Bir Medeniyet”

Diyarbakır’ın tarihi yönüyle ilgili neler söylemek istersiniz?

Diyarbakır çok büyük bir medeniyet şehridir. 12 bin 500 yıllık bir geçmişten söz ediyoruz. Belki daha da fazla.

33 medeniyet diyorlar ama bence daha fazlası geçti bu şehirden.

Burası Mezopotamya’nın en eski şehirlerinden biri. Peygamberler şehri deniyor. Çok sayıda sahabe burada şehit olmuş.

İnsanlar artık Diyarbakır’ın sadece yemeklerini değil; tarihini, kültürünü, manevi yönünü de keşfetmeye başladı.

Bu şehir gerçekten bereketli bir şehir.

“Kaliteden Ödün Vermeyin”

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Benim tek istediğim şu:

Kim bu işi yapıyorsa hakkını vererek yapsın.

Kaliteden ödün verilmesin. İnsanlara iyi ürün sunulsun.

Çünkü Diyarbakır artık büyüyor. Turizm büyüyor. İnsanlar geliyor, görüyor, seviyor.

Biz de bu şehri en güzel şekilde temsil etmek zorundayız.