ÖZEL HABER

Diyarbakır’da hukukçu Ülsen’den Çerçeve Yasa değerlendirmesi: Tek başına yeterli değil

Diyarbakır’da hukukçu Cihan Ülsen, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir oy çokluğuyla kabul edilen Çerçeve Yasa’yı değerlendirdi. Yasanın Türkiye’nin siyasi ve toplumsal tarihi açısından önemli bir adım olduğunu belirten Ülsen, sürecin artık toplumsallaşması gerektiğini söyledi. Çerçeve Yasa’nın önemli eksiklikleri bulunduğunu da vurgulayan Ülsen, özellikle 1 Haziran 2005 tarihinin kapsam dışında bırakılmasına dikkat çekti.

Abone Ol

DİYARBAKIR HABER- Türkiye’nin uzun yıllardır devam eden en önemli siyasi ve toplumsal meselelerinden biri açısından yeni bir döneme giriliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir oy çokluğuyla kabul edilen Çerçeve Yasa, sürecin hukuki zemininin oluşturulması bakımından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Ancak yasanın kapsamı, 1 Haziran 2005 tarihine getirilen sınırlama, siyasi mahpuslar ve hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunan kişilerin durumu, Avrupa’da bulunanlar ile dağdaki kişilerin sürece nasıl dahil edileceği ve entegrasyonun hangi mekanizmalarla gerçekleştirileceği kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Diyarbakır’da hukukçu Cihan Ülsen, Çerçeve Yasa’nın yalnızca bir başlangıç olduğunu belirterek, bundan sonraki sürecin hukuki netlik, hukuk güvenliği, toplumsal entegrasyon ve yeni bir toplumsal sözleşme ekseninde ilerlemesi gerektiğini ifade etti.

Ülsen ile Çerçeve Yasa’nın kapsamını, eksiklerini, 1 Haziran 2005 sınırlamasını, entegrasyon sürecini, Avrupa’da ve dağda bulunanların durumunu ve Türkiye’nin bundan sonraki süreçte atması gereken adımları konuştuk.

“Çerçeve yasa toplumsallaşma sürecini başlatıyor”

Cihan Bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir oy çokluğuyla kabul edilen Çerçeve Yasa’yı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu yasa ne ifade ediyor?

“Bu Çerçeve Yasa’nın Türkiye siyasi tarihi için, Türkiye’nin toplumsal tarihi için önemli ve değerli bir adım olduğunu düşünüyorum. Çünkü dikkat ederseniz süreç başladığından beri birtakım eleştiriler vardı. Bu eleştiriler de sürecin toplumsallaşmadığı, yani bir sürecin yaşandığı ama bu süreçte neler yaşandığına dair net bir belirleme yapılamadığı, topluma gerekli bilgilerin verilmediği yönündeydi. Hatta bir dönemde bir belirsizlik süreci de vardı. “Lafa mı kaldırdı acaba, ne oluyor?” şeklinde bir belirsizlik vardı. Sonra birdenbire böyle bir çerçeve yasayla halk karşı karşıya çıkarıldı. O dönem yapılan eleştirilere rağmen, çatışma çözümü ve dünya örneklerini inceleyen, bu konuda gerçekten söz söylemeye eğilimli insanların söylediği bir husus vardı: Sürecin bazı yönlerinin toplumsallaşmaması ya da sadece Meclis ve komisyon üzerinden devam etmesinin olağan olduğu, ama öyle ya da böyle sürecin toplumsallaşması gerektiği söyleniyordu. Bence artık bu yasayla beraber toplumsallaşma süreci de başlamış bulunmaktadır. Çatışma çözümü ve diğer dünya örneklerinde görüldüğü üzere belli bir dönem meselenin toplumdan uzak bir şekilde, bazen kapalı kapılar ardında görüşülmesi ve devam etmesi son derece doğaldır. Ama artık sürecin ete kemiğe büründüğü bu zaman itibarıyla, bundan sonra sürecin toplumsallaşması gerektiği inancındayım. Çünkü entegrasyon süreci artık başlıyor. Entegrasyon süreci başladığı andan itibaren şu çerçeve artık hayatımıza girmiş olacak: **Kürdün haysiyetini yere düşürmeyecek ama Türkün de hassasiyetini gözetecek bir süreç. Bu Çerçeve Yasa bu anlamda önemli ve değerli bir adımdır.”

Türkiye çok uzun yıllardır devam eden bir sorundan söz ediyor. Bu yasayı böyle tarihsel bir sorun açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Cumhuriyet kurulduğundan beri var olan, 150-200 yıllık bir sorundan bahsediyoruz. Toplumda artık kangren olmuş bir meseleden bahsediyoruz. Son 50 yıllık süreçte de çoğalan ve gerçekten toplumun önünü kesen bir evreye evrilmişti. O zaman artık devlet burada kendi iradesini ortaya koyuyor ve “Ben bu süreci çözmek istiyorum” diyor. Bu nedenle bu yasa sürecini bir sürecin ilk adımı** olarak görmek gerekiyor. Çünkü Çerçeve Yasa dediğimiz yasa sadece adam öldürme suçlarını ve silahlı eyleme karışmamış kimseleri değil; siyasi mahpus dediğimiz, siyasi suçlar dolayısıyla ceza almış ya da soruşturma ve kovuşturmaya tabi olmuş kişileri kapsayan bir yasa. Bu anlamda ben önemli ve değerli buluyorum”

“1 Haziran 2005 sınırı kaldırılmalı”

Ancak yasanın bir de 1 Haziran 2005 sınırlaması var. Bu sınırlama sizce önemli bir eksiklik mi?

“Kapsamıyor. Bu da ayrı bir mesele ve bir sınırlama getiriyor. Yasa koyucu, 1 Haziran 2005 tarihinden önceki dönemi, yani yeni Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihi kapsam dışında bırakmış. Bunu baz alarak yapmış. Eksikleri var, ben de kabul ediyorum. Ben bunu bir süreyle sınırlandırmamak gerektiği inancındayım. Çünkü haklarında daimî arama kararı olanlar var, hâlâ soruşturma süreçleri devam etmiş olanlar var. Bunu Ceza Kanunu’ndaki zaman aşımına göre de koymuş olabilir yasa koyucu. Ama gönül isterdi ki bu süre sınırının olmaması.”

Sizce bu sınırlama ilerleyen süreçte değiştirilebilir mi?

“Elimizde böyle bir yasa var. Şimdi yasa metinlerini canlı metinler olarak değerlendirmek gerekiyor. Yani bu yasa metni çıktı ama bu yasa metninin değişmeyeceği ya da bundan sonra ilelebet böyle devam edeceğine dair bir kural yok. Bütün yasalar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982 Anayasası bile yüzlerce kez değiştirilmiş ve üzerine yeni yeni maddeler eklenmiş. Büyük bir ihtimalle sürecin ilerlemesine göre birtakım değişiklikler de yapılacaktır. Büyük anlamda genişleyecektir. Uygulamada görülen bazı aksaklıkların giderilmesi amacıyla yasa metinleri değişebilir, değişecektir”

Entegrasyon meselesi de kamuoyunun en çok merak ettiği konulardan biri. Avrupa’da bulunanlar, dağda bulunanlar açısından nasıl bir süreç öngörüyorsunuz?

“Bence entegrasyonla ilgili yasa bir şey söylemiyor. Yasanın bu anlamda bir şey söylememesini teknik anlamda anlarım. Ama yasa koyucunun ve yürütme erkinin, Cumhurbaşkanlığının ve bakanlıkların bu konuda inisiyatif almaları ve bu alacakları inisiyatifi de bir an önce deklare etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü entegrasyon dediğimiz şey, insanların cezaevinden çıkıp dağdan inip tekrar yurda dönmesi ve onlara bir kimlik verilmesi falan değil. Sadece bunu anlamamak lazım. Eğer sadece buna indirger, “Kimliğini getirdikten sonra biz ona iş de veririz” demeye indirgerseniz burada ciddi bir hata yapmış oluruz. Bunun adının konulması gerekiyor. Bir de sınırlarının netleşmesi gerekiyor”

“Hukuki netlik olmazsa yasa kabuk bir yasa haline gelir”

Özellikle Avrupa’da bulunanların veya dağdan gelecek kişilerin kafasında “Cezaevine gider miyim, bu yasadan faydalanabilir miyim?” soruları olabilir. Burada nasıl bir güvence gerekiyor?

Kesinlikle. Avrupa’daki kişi, eğer samimi bir süreç değilse, “Ben niye geleyim?” diyecektir. Bu tür şeyler çok olacaktır. Herkesin kafasında şu an “Acaba ben gelirsem cezaevine gider miyim? Bu yasadan faydalanabilir miyim? Ne kadar güvenebilirim?” soruları olacaktır. Bunun ismi aslında sizin dediğiniz ve toplumun da beklentisi olan şey; hukuki netlik. İnsanlar hukuki bir netlik istiyor. Bu anlamda o hukuki netliği vermezseniz, o hukuk güvenliğini sağlamazsanız bu yasa kabuk bir yasa haline gelir ve kimse bundan faydalanmak istemez”

Peki entegrasyon yalnızca hukuki güvenceyle sağlanabilir mi?

“Sadece hukuki netlik de yetmez. Yani hukuku tesis ettikten sonra insanlar dışarıya çıktığında, dağdan indiğinde ya da tekrar ülkeye dönüş sağladığında nasıl bir toplumsal yapıyla karşılaşacaklarını, nasıl bir ekonomik bağımsızlık sahibi olacaklarını, hangi güvenceler altında hayatlarını devam ettireceklerini de ortaya koymak lazım. Çok zorluklar var aslında. Mesela yasa, Cumhurbaşkanlığı nezdinde, Meclis bünyesinde komisyon kuruyor. Silahsızlanmayı takip edecek, gelenlerin ne olacağına dair birtakım düzenlemeler koyuyor. Ama şu sorun önemli. Baştan başlayalım. Birisi dağdan indi. Dağdan indikten sonra cezası ya da kovuşturması ertelendi. Yasa diyor ki, “Ben beş yıl boyunca ya da on yıl boyunca seni güvenlik departmanlarım aracılığıyla izleyeceğim.” Şimdi sadece güvenlik departmanları izleyecek ise insanların kafasında soru işaretleri olur. Bunu sadece güvenlik politikalarına indirgememek lazım. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın devreye girmesi lazım. Bu topluma kazandırılacak kişinin nasıl bir alanda istihdam edileceği, ailesini nasıl geçindireceği, topluma hangi şartlarda entegre olacağına dair birimler, yani sivil birimler oluşturulması lazım. Ve bu sivil birimlere gerçekten de güven duyulması lazım. Umarım bunları da düşünmüşlerdir.

Yani sizin öneriniz, güvenlik merkezli değil; sosyal, ekonomik ve toplumsal boyutları da olan bir entegrasyon modeli mi?

“Kesinlikle. Bunları düşünmeden sadece güvenlik eksenli olarak, “Ben işte beş yıl, on yıl seni izleyeceğim ve bu beş yıl, on yıl içerisinde herhangi bir suça karışmazsan seni aklındaki soruşturmaları düşüreceğim ya da davaları düşüreceğim” demek yetmez. Gelen kişiye iş, aş ve ekmek vermek lazım. Gelen kişinin aile bütünlüğünü korumak lazım. Gelen kişinin toplumun diğer kesimleriyle olan entegrasyonunu sağlamak lazım. İnsanların kafasında hâlâ “öteki” algısı, “düşman” algısı var. Bu düşman algısını, öteki algısını yerle bir edecek, o buzları çözecek yeni bir toplumsal süreç ortaya koymak lazım.”

O halde Çerçeve Yasa tek başına yeterli değil diyebilir miyiz?

“Bu yasa tek başına yeterli değil. Bunu hepimiz kabul ediyoruz. Eksikleri var, fazlalıkları var. Bunu zaman içerisinde tabana yaymamız lazım. Tabana yaymak demek de yeni bir toplumsal sözleşme inşa etmek gerekiyor demek. Bu da yeni bir anayasadan geçiyor. Acilen Türkiye’nin darbe anayasasından uzaklaşması, yeni ve eşit vatandaşlık hakkını teminat altına alan, Kürtlerin istediği birtakım olağan ve normalleşme sürecini hızlandıracak yasal düzenlemelerin bir şekilde oluşturulması gerekiyor. Bunları oluşturarak sürece dair etmeleri lazım. Dediğim gibi bunu sadece Cumhurbaşkanlığı’nın yönetimindeki yürütme erkine ya da Meclis’teki komisyona bırakmamak gerekiyor. Gazetecisinden sivil toplumuna, işçisinden emeklisine kadar herkesi bu sürece dahil etmek lazım. Ve bu sürecin ana maksadı şu olmalı: “Kürdün haysiyetini, Türkün hassasiyetini onaracak mekanizmalar ortaya koymak”

Son olarak bu süreç ve Çerçeve Yasa konusunda kamuoyuna ne söylemek istersiniz?

“Ben bu süreci ve bu yasayı önemsiyorum. Ama bu sürecin ve bu yasanın ileriye doğru bizi götürebilmesi için yasa koyucudan tutun da sade vatandaşa kadar herkesin etkin ve yeterli bir şekilde sürece dahil olması gerekiyor. Umarım geçmişten aldığımız derslerle süreç akamete uğramaz”