DİYARBAKIR HABER - Son yıllarda gençlerin dinle ilişkisi sıkça tartışılıyor. Bazıları bunu gençlerin dinden uzaklaşması olarak görüyor. Ancak belki de asıl sormamız gereken soru şudur: Gençler gerçekten dinden mi uzaklaşıyor, yoksa kendilerine anlatılan din anlayışını mı sorguluyor?
Eğer ortada bir sorgulama varsa, bu her zaman bir kopuşun işareti değildir. Aksine bazen hakikati arama çabasının göstergesidir. Bu yüzden “Soru soran gençten değil, soru soramayan gençten korkmalıyız”
Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir ifade var: “Gençler dinden uzaklaşıyor.” Bu cümlede doğruluk payı olabilir; ancak meselenin tamamını açıkladığını düşünmüyorum. Bana göre asıl soru şu olmalı: Gençler gerçekten dinden mi uzaklaşıyor, yoksa onlara anlatılan din dilinden mi uzaklaşıyor?
Bir tefsir akademisyeni olarak gençlerle yaptığım sohbetlerde, üniversitelerdeki gözlemlerimde ve sosyal medyadaki tartışmalarda şunu görüyorum: Gençlerin önemli bir kısmı Allah'a, ahirete veya manevi değerlere karşı ilgisiz değil. Aksine birçok genç hayatın anlamını, yaratılışı, adaleti ve inancı ciddi şekilde sorguluyor. Yani ortada çoğu zaman bir ilgisizlik değil, bir arayış var.
Gençlerin En Büyük Sorunu İnançsızlık Değil, Anlam Arayışı
Bugünün gençleri çok farklı bir dünyada büyüyor. Geçmişte insanlar dinî bilgiyi daha çok aileden, camiden veya çevresindeki birkaç kişiden öğreniyordu. Şimdi ise bir genç, aynı konuda birbirinden tamamen farklı onlarca görüşe birkaç dakika içinde ulaşabiliyor.
Bu durum bazen kafa karışıklığına yol açıyor. Dolayısıyla gençlerin yaşadığı şey her zaman inançsızlık değil; çoğu zaman bilgi yoğunluğu içinde doğruyu bulmaya çalışma çabasıdır.
Birçok genç şu soruların cevabını arıyor:
Neden inanmalıyım?
Allah varsa neden kötülük var?
Neden farklı mezhepler ve yorumlar ortaya çıkıyor?
Bilim ile din arasında gerçekten bir çatışma var mı?
Bu soruların varlığı, gençlerin dine ilgisiz olduğunu değil; aksine konuyu ciddiye aldığını gösteriyor. Aslında Kur'an'ın kendisi de insanı anlam arayışına ve tefekküre yöneltir. Kur'an'da sık sık “Hiç düşünmez misiniz?”, ”Hiç akletmez misiniz?” sorularının sorulması, insanın sorgulama ve anlam arama çabasının değerli görüldüğünü göstermektedir.
Kur'an'ın Muhatabı Düşünen İnsandır
Kur'an'a baktığımızda insanı sürekli düşünmeye çağıran bir üslup görüyoruz.
“Hiç akletmez misiniz?”
“Hiç düşünmez misiniz?”
“Hiç ibret almaz mısınız?”
Bu ifadeler Kur'an boyunca tekrar edilir.
Nitekim Kur'an'da şöyle buyrulur:
“Kur’an’ı inceleyip düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık ve çelişki bulurlardı!.” (Nisâ, 4/82)
Yine Kur'an'ın başka bir yerinde:
“De ki: “Eğer sözünüzde doğru iseniz kesin kanıtınızı getirin!” (Bakara, 2/111) buyrulmaktadır.
Bu ayetler, Kur'an'ın körü körüne kabulü değil; düşünmeyi, sorgulamayı ve delile dayalı bir yaklaşımı teşvik ettiğini göstermektedir. Kur'an'ın ilk muhatapları da soru soruyordu. İtiraz edenler vardı, merak edenler vardı, açıklama isteyenler vardı. Kur'an bu soruları bastırmadı; cevap verdi. Bu yüzden soru soran bir gençten rahatsız olmak yerine, onun bu arayışını anlamaya çalışmak gerekir. Ben özellikle şu cümlenin altını çizmek istiyorum:
Soru soran gençten değil, soru soramayan gençten korkmalıyız.
Çünkü soru soran genç hâlâ hakikatin peşindedir. Asıl risk, artık hiçbir şeyi önemsemeyen ve aramaktan vazgeçen gençliktir.
Gençler Dine Değil, Bazen Din Adına Ortaya Konan Temsile İtiraz Ediyor
Gençlerle konuştuğunuzda çoğu zaman Allah'a veya Kur'an'a değil, din adına ortaya çıkan bazı çelişkilere itiraz ettiklerini görüyorsunuz.
Adaleti anlatan ama adil davranmayanları görüyorlar.
Merhameti anlatan ama insanları kıranları görüyorlar.
Ahlakı anlatan ama kendi hayatında buna dikkat etmeyen örneklerle karşılaşıyorlar.
Sonra da şu soruyu soruyorlar:
“Eğer din buysa neden bu kadar çelişki var?”
Aslında Kur'an da söz ile davranış arasındaki tutarsızlığı eleştirir. Nitekim şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” (Saf, 61/2-3) Burada yapılması gereken şey gençleri suçlamak değil, bu soruyu ciddiye almaktır. Çünkü bazen gençlerin itirazı dine değil, dinin yanlış temsil edilmesine yöneliktir.
Yasaklarla Başlayan Din Dili Gençleri İkna Etmiyor
Birçok genç din denildiğinde ilk olarak haramları, günahları ve yasakları duyuyor. Oysa Kur'an'a baktığımızda önce insanın değeri anlatılır. Önce hayatın anlamı anlatılır. Önce adalet, merhamet ve sorumluluk duygusu inşa edilir.
Bugünün Gençleri De Sadece Ne Yapmaları Gerektiğini Değil, Neden Yapmaları Gerektiğini Öğrenmek İstiyor. Emirlerden Önce Hikmeti Duymak İstiyor. Bu Talep Aslında Kur'an'ın Ruhuna Da Uygundur. Nitekim Allah Teâlâ Şöyle Buyurur: “Rabbinin Yoluna Hikmetle Ve Güzel Öğütle Davet Et; Onlarla En Güzel Yöntemle Tartış. Kuşkusuz Senin Rabbin, Yolundan Sapanların Kim Olduğunu En İyi Bilendir; O, Doğru Yolda Bulunanları Da Çok İyi Bilir.” (Nahl, 16/125) Bu Ayet, Din Anlatımında Hikmetin, Anlayışın Ve İkna Edici Bir Üslubun Ne Kadar Önemli Olduğunu Göstermektedir.
Gençler Korku Değil, İkna Arıyor
Günümüz gençliği, sadece otoriteye dayanarak verilen cevaplarla yetinmiyor. Sebebini öğrenmek istiyor. Anlamak istiyor. İkna olmak istiyor. Bu durum bazen yanlış anlaşılıyor. Oysa sağlam inanç, baskıyla değil; bilinçli tercih ve ikna ile güçlenir. Kur'an'ın şu ilkesi de bunu desteklemektedir:
“Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır.” (Bakara, 2/256) Bu nedenle din eğitiminde korku merkezli bir dil yerine hikmet ve anlam merkezli bir dilin daha etkili olacağını düşünüyorum.
Bugünün Asıl Meselesi Belki de Güven Krizidir
Birçok genç Allah'a inanmak istiyor. Maneviyat arıyor. Hayatına anlam katmak istiyor. Fakat güveneceği bir dil, güveneceği bir örnek ve güveneceği bir temsil bulmakta zorlanıyor.Bu nedenle yaşadığımız süreci sadece “iman krizi” olarak tanımlamak yeterli olmayabilir. Belki de önce bir “güven krizini” konuşmamız gerekiyor. Çünkü güven, sadece bireysel ilişkilerin değil, dinî iletişimin de temelidir. İnsan önce güven duyar, sonra kulak verir. Güvenin zedelendiği yerde mesajın etkisi de azalır.
Gençleri Suçlamak Değil, Dinlemek Gerekiyor
Ben gençlerin bütünüyle dinden uzaklaştığı kanaatinde değilim. Daha çok, onları ikna etmeyen, sorularına cevap vermeyen ve bazen hayatın gerçeklerinden kopuk kalan bazı din anlatılarını sorguladıklarını düşünüyorum. Bu nedenle gençleri yargılamak yerine dinlemeli, onları suçlamak yerine anlamaya çalışmalıyız. Çünkü sağlıklı bir din eğitiminin ilk şartı budur. Kur'an'ın sık sık yönelttiği şu soru da aslında bize bunu hatırlatmaktadır: “Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Bakara, 2/44 ve benzeri birçok ayet) Ve tekrar vurgulamak isterim: Soru soran genç kaybedilmiş genç değildir. Asıl kaygı duymamız gereken, artık hiçbir soru sormayan gençtir. Çünkü Kur'an'ın muhatabı düşünmeyen değil; akleden, sorgulayan ve hakikati arayan insandır.