ÖZEL HABER

Musul’dan Diyarbakır’a taşınan bir efsane: Hz. Yunus’un kabri gerçekte nerede?

Diyarbakır Kurşunlu (Fatih Paşa) Camii haziresindeki kitabesiz meçhul türbenin Hz. Yunus Peygamber’e ait olduğu yönündeki iddialar tartışma yaratıyor. Diyarbakırlı araştırmacı- yazar Serkan Görgülü, antik kaynaklardan Osmanlı arşivlerine uzanan kapsamlı incelemesiyle bu iddianın tarihsel dayanaklarını sorguladı.

Abone Ol

DİYARBAKIR HABER- Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinde bulunan Kurşunlu (Fatih Paşa) Camii’nin haziresindeki kitabesiz, metruk bir türbe son dönemde dikkatlerin odağında. Her gün onlarca kişinin dua etmek için ziyaret ettiği bu yapının, Hz. Yunus Peygamber’in kabri olduğu yönündeki iddialar giderek yayılıyor. Ancak Diyarbakırlı araştırmacı Serkan Görgülü, bu inancın tarihi kaynaklarla desteklenmediğini ve yakın dönem yorumlarıyla şekillenen yeni bir anlatı olduğunu savunuyor.

Görgülü’ye göre mesele yalnızca dini bir inanç tartışması değil; aynı zamanda Diyarbakır’ın tarihsel hafızasının korunması meselesi.

Kurşunlu Camii haziresi, Diyarbakır tarihinin önemli isimlerini barındırıyor. Osmanlı döneminin güçlü devlet adamlarından Bıyıklı Mehmed Paşa ve Özdemiroğlu Osman Paşa gibi isimlerin medfun bulunduğu bu alan, şehrin önemli tarihî miraslarından biri olarak kabul ediliyor. Ancak son yıllarda bu haziredeki kimliği belirsiz türbeye yönelik farklı anlatılar dolaşıma girdi.

Araştırmacı- yazar Serkan Görgülü, bu iddiaların kaynağını anlamak için antik çağ metinlerinden Osmanlı belgelerine kadar geniş bir kaynak taraması yaptı.

En Eski Kaynaklar Sessiz

Hz. Yunus’un mezarının nerede olduğuna ilişkin en eski yazılı kaynaklardan biri, birinci yüzyılda yaşayan Yahudi tarihçi Flavius Josephus’a ait.

Josephus, Hz. Yunus’un Ninova’ya gitmek istemeyip Tarsus yönüne kaçtığını, fırtına sırasında denize atıldığını ve büyük bir balık tarafından yutulduğunu anlatıyor. Ancak dikkat çekici olan, Nebi’nin nereye defnedildiğine dair hiçbir bilgi vermemesi. Bu sessizlik, dördüncü yüzyılda yerini farklı anlatılara bırakıyor.

Kıbrıslı piskopos Epiphanius, Hz. Yunus’un Ninova’daki görevinden sonra memleketine dönmediğini, annesiyle birlikte Lübnan taraflarına geçtiğini ve burada vefat ederek defnedildiğini aktarıyor. Bu bilgi, Hz. Yunus’un mezarının Mezopotamya’da değil Levant coğrafyasında olduğuna işaret eden ilk yazılı kayıt olarak değerlendiriliyor.

Orta Çağ Seyyahları Ne Diyor?

19. Yüzyılda bölgeyi gezen Yahudi seyyah Tudelalı Benjamin, Filistin’de Hz. Yunus’un mezarını ziyaret ettiğini aktarırken, Musul’a geldiğinde yalnızca Hz. Yunus’a atfedilen bir ibadet yerinden söz ediyor; mezardan bahsetmiyor. Aynı dönemde sefer yapan Regensburglu Petachiah ise Filistin’de Hz. Yunus’un kabrinin bulunduğunu ayrıntılı şekilde tarif ediyor. İslam kaynaklarında da benzer tablo dikkat çekiyor.

Makdisî, Musul’daki “Tevbe Tepesi”nden ve Yunus Pınarı’ndan söz ederken “kabir” ifadesini kullanmıyor. Herevî ise Filistin’de Hz. Yunus’un mezarını açıkça zikrediyor; Musul’daki yapıyı ise ziyaretgâh olarak tanımlıyor. İbn Battuta da Musul’daki yapıyı “makam” olarak tarif ediyor. Bu kayıtlar, uzun süre Musul’daki yapının bir defin yeri değil, kutsal hatırayı yaşatan bir makam olarak görüldüğünü gösteriyor.

Musul’daki Makam Ne Zaman Kabre Dönüştü?

Araştırmaya göre kırılma noktası 17. yüzyılda yaşandı. Evliya Çelebi, Musul’daki yapının artık “Hz. Yunus’un kabri” olarak anıldığını yazıyor. Böylece önceki yüzyıllarda makam olarak anılan mekân, halk hafızasında kabre dönüşmüş oluyor. Osmanlı arşiv belgeleri de bu dönüşümü doğruluyor. 21. Yüzyıla ait kayıtlarda yapı “Hazret-i Yunus Nebi Mezarı Vakfı” olarak geçiyor.

Diyarbakır’la Bağlantı Nereden Kuruldu?

Diyarbakır’daki Hz. Yunus anlatısının geçmişi ise farklı. Evliya Çelebi, Hz. Yunus’un Diyarbakır’a geldiğine ve Fiskaya’da bir makamı bulunduğuna dair halk anlatılarını aktarıyor. Ancak bu anlatıda “kabir” değil, yalnızca “makam” geçiyor. Serkan Görgülü’ye göre bugünkü tartışmanın kaynağı çok daha geç dönemde yapılan bir tarihsel hata.

Bir Çeviri Hatası Yeni Bir Efsane Mi Yarattı?

Araştırmanın merkezindeki en dikkat çekici iddia burada. Timur’un seferlerini anlatan birincil kaynaklarda, Timur’un Musul’da Hz. Yunus’un kabrini ziyaret ettiği, daha sonra Diyarbakır’a yöneldiği açıkça yazıyor. Ancak 19. yüzyılda Avusturyalı tarihçi Joseph von Hammer, bu olayları aynı paragrafta özetlerken kronolojik hata yapıyor. 1936’da Hasan Basri Konyar da bu yorumu Türkçeye aktarıyor. Sonraki yıllarda bazı yayınlarda bu ifade, “Timur Diyarbakır’da Hz. Yunus’un kabrini ziyaret etti” şeklinde yorumlanıyor. Görgülü’ye göre bugünkü Kurşunlu Camii iddiası da tam olarak bu yanlış okumadan besleniyor.

“Tarihi Gerçeklik ile İnanç Ayrı Şeylerdir”

Araştırmacı- yazar Serkan Görgülü, insanların iyi niyetle dua etmesini eleştirmediğini vurguluyor. Asıl meselenin tarihi kayıtlarla doğrulanmamış iddiaların kesin gerçek gibi sunulması olduğunu belirten Görgülü, şöyle değerlendiriyor: “Bir peygamberin hatırası elbette farklı coğrafyalarda yaşatılabilir. Makam kültürü bunun doğal bir parçasıdır. Ancak tarihsel belge olmadan bir meçhul türbeyi kesin kabir gibi sunmak, şehrin hafızasına zarar verir.”

Kurşunlu Camii’ndeki Türbe Gerçekte Kime Ait?

Bugün hâlâ bu sorunun kesin yanıtı yok. Türbenin üzerinde kitabe bulunmuyor. Herhangi bir vakfiye kaydı ya da resmi arşiv belgesi de doğrudan bu türbenin Hz. Yunus’a ait olduğunu göstermiyor. Bu nedenle uzmanlara göre ortada kesinleşmiş tarihsel bir veri değil, güçlenen bir halk anlatısı bulunuyor. Diyarbakır’daki tartışma tam da burada düğümleniyor: Bu yapı gerçekten kutsal bir emanet mi, yoksa yüzyıllar içinde oluşmuş yeni bir anlatının ürünü mü?