DİYARBAKIR HABER- Diyarbakır ve bölge kültürünün en köklü geleneklerinden biri olan taziye anlayışı, bugün hem sosyal hem ekonomik boyutlarıyla yeniden tartışılıyor. Diyarbakır Mazıdağı Derneği ve Dernekler Platformu Genel Sekreteri Nusret İla, taziye kültürünün tarihsel kökeninden bugünkü yapısal sorunlarına kadar dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Kürt toplumunda ölüye saygının kadim bir gelenek olduğunu vurgulayan İla, geçmişte dayanışma ve yardımlaşma üzerine kurulu olan taziye kültürünün zamanla aileler için ağır bir mali külfete dönüştüğünü ifade etti.

Ev taziyelerinden taziye evlerine geçiş sürecini, kadınların taziyelere daha fazla katılımıyla yaşanan sosyal dönüşümü ve taziye yemekleri etrafında oluşan ekonomik baskıyı anlatan İla, özellikle dar gelirli ailelerin büyük zorluk yaşadığını söyledi. Taziye sahibinin yemek vermek zorunda bırakılmasının hem insani hem de dini açıdan yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten İla, belediyeler, müftülük, valilik, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının dahil olacağı ortak bir çözüm mekanizması kurulması gerektiğini dile getirdi.

Taziye evlerinin artan elektrik, su, personel ve bakım giderlerine de dikkat çeken Nusret İla, bu yapıların yalnızca bir yas alanı değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın önemli merkezleri olduğunu belirterek, “Bizim amacımız geleneği ortadan kaldırmak değil, bu kültürü daha sağlıklı ve sürdürülebilir hale getirmek” mesajını verdi.

Nusret Ila1-1

İşte, o çarpıcı röportajın detayları;

“Ölüye saygı bu coğrafyanın en eski kültürlerinden biridir”

Taziye kültürünün tarihsel kökenini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu’daki birçok halkta ölüye saygı son derece kadim bir kültürdür. Bu çok eskiye dayanan, toplumların ortak hafızasında yer etmiş bir gelenektir. Sadece Kürt toplumuna özgü değil ama Kürt toplumunda çok güçlü yaşatılan bir kültürdür. Geçmişte aileler arasında, aşiretler arasında düşmanlıklar olsa bile, hatta savaş dönemlerinde dahi ölüye saygı gösterilmiştir. Çünkü ölüm karşısında insanlar birçok ayrılığı bir kenara bırakmıştır. Bu kültür bizim toplumumuzda her zaman önemli bir yer tutmuştur. Bugün taziye dediğimiz gelenek de aslında bu ölüye saygı kültürünün devamıdır. Bu sadece dini bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir vicdan meselesidir. Zerdüştlükte de bunun izleri vardır, Ezidilikte de vardır. Semavi dinlerde de aynı şekilde bu anlayış sürmektedir. Yani insanın acısına ortak olmak, yasını paylaşmak, yanında durmak bu coğrafyanın çok eski bir kültürüdür. Kürt toplumunda da taziyenin özü budur; acıyı paylaşmak, yalnız bırakmamak, destek olmaktır.

“Eskiden taziyeler evlerde kurulurdu”

Geçmişte taziyeler nasıl yapılıyordu? Bugünkü sistemle kıyasladığınızda nasıl bir değişim var?

Benim yetiştiğim dönemlerde taziyeler evlerde karşılanırdı. İnsanlar acısını kendi evinde yaşar, yakınlarını orada kabul ederdi. Köylerde bu biraz daha kolaydı çünkü yaşam alanları daha genişti. Ama şehir merkezlerinde ciddi sıkıntılar yaşanıyordu. Eskinin avlulu evleri vardı ama buna rağmen kalabalık taziyeleri kaldırmak kolay değildi. Yer darlığı vardı. Bu yüzden taziyelere herkes topluca gitmezdi. Yakın olmayan ailelerden genellikle bir ya da iki kişi giderdi. Hem başsağlığı dilenir hem acı paylaşılırdı. Asıl amaç kalabalık oluşturmak değil, destek olmaktı. Zamanla özellikle köylerde taziye çadırları yaygınlaştı. Bu önemli bir dönüşümdü. Çünkü böylece kadınlar evde, erkekler çadırlarda taziyeleri kabul etmeye başladı. Sonrasında şehirlerde kahvehaneler, kiralanan salonlar ve farklı mekanlar kullanılmaya başlandı. Derneklerin gelişmesiyle birlikte artık taziye evleri kültürü ortaya çıktı. Bu sistem gerçekten önemli bir ihtiyaca cevap verdi.

“Diyarbakır’daki ilk taziye evi kültürü Licelilerle başladı”

Taziye evlerinin ortaya çıkışı nasıl oldu?

Taziye evleri bölge için gerçekten önemli bir ihtiyaçtı. Çünkü artık şehir hayatında insanların evlerinde bu kalabalıkları ağırlaması zorlaşmıştı. Diyarbakır’da ilk taziye evi kültürünün Licelilerle başladığını söylemek gerekir. Bu önemli bir adımdı. Biz de Mazıdağlılar olarak bu sürecin içinde yer aldık. Özellikle kadınların da taziyelere daha rahat katılabilmesi için ciddi adımlar atıldı. İlk kadın taziye evi uygulamalarından biri de bizim taziye evimizdi. Hatta sadece kadınlara değil, kadın ve erkeklerin birlikte kabul edildiği ilk örneklerden biri oldu. Eski İl Müftülüğü civarındaki taziye evimiz bu anlamda bölgede önemli bir örnektir. Yanlış hatırlamıyorsam 2006 yılında bu yapı daha belirgin hale geldi. Daha önce başlayan örnekler de vardı ama bu süreç 2003-2004 yıllarından itibaren hızlandı. Sonrasında yardımlaşma ve dayanışma dernekleri bu işe daha fazla dahil oldu. Hayırseverler destek verdi. Belediyeler bazı yerlerde taziye evi yapmaya başladı. Cami çevrelerinde bu tür alanlar oluşturuldu. Bu yaygınlaşınca katılım da doğal olarak arttı.”

Nusret Ilaa

“Kadınların katılımı taziye kültürünü değiştirdi”

Taziye evlerinin sosyal etkileri ne oldu?

“En büyük değişimlerden biri kadınların daha aktif katılımı oldu. Eskiden mekan darlığı nedeniyle kadınların katılımı daha sınırlıydı. Ama taziye evleri yaygınlaşınca kadınlar da rahat şekilde katılmaya başladı. Kadınlar katılınca çocuklar da geliyor, gençler de geliyor. Doğal olarak katılım çok büyüdü. Bu da taziye kültürünü daha görünür ve daha baskın bir toplumsal gelenek haline getirdi. Ama bu büyümenin beraberinde başka sorunları da getirdi.

“Eskiden destek vardı, şimdi yük kaldı”

Taziye kültüründe bugün en çok tartışılan konulardan biri taziye yemekleri. Bu noktaya nasıl gelindi?

“Bugün taziyelerle ilgili en çok konuşulan konuların başında ekonomik külfet geliyor. Oysa geçmişte sistem böyle değildi. Eskiden insanlar taziyeye eli boş gitmezdi. Bunun temelinde sadece başsağlığı dilemek değil, taziye sahibinin yükünü hafifletmek vardı. İnsanlar hem acıya ortak olurdu hem de maddi manevi destek sunardı. Dayanışma kültürü çok güçlüydü. Ancak zamanla bu kültürde ciddi kırılmalar yaşandı. Özellikle bazı bölgelerde gelişen ağalık anlayışı ve gösterişe dayalı sosyal baskılar bu yapıyı değiştirdi. İnsanlar, “Herkes zaten kendi taziyesinin masrafını yapıyor, neden ayrıca destek verelim?” düşüncesine yöneldi. Bu anlayışla birlikte taziyelerde getirilen katkılar, yardımlar ve destekler büyük ölçüde ortadan kalktı. Ama burada çok önemli bir denge bozuldu. Eğer yardımlaşma kaldırılıyorsa, buna paralel olarak yemek yükünün de kaldırılması gerekirdi. Ama öyle olmadı. Yardım sistemi ortadan kalktı, yemek kültürü ise devam etti. Bu da ciddi bir ekonomik yük doğurdu”

“Yalnız ve dar gelirli aileler için çok ağır bir yük”

Bu yük en çok kimleri etkiliyor?

“Kalabalık aileler ya da güçlü dayanışma ağı olan çevreler bu yükü bir şekilde paylaşabiliyor. Ama yalnız yaşayan, akraba desteği zayıf olan ya da maddi durumu iyi olmayan aileler için bu çok ağır bir tabloya dönüşüyor. İnsanlar zaten acı içindeyken bir de ekonomik baskı yaşıyor. Bazı aileler bunu dışarıya belli etmiyor ama içeride çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bugün gelir durumu iyi olan bazı aileler bile kendi aralarında para toplayarak taziye giderlerini karşılamaya çalışıyor. Bu durum, meselenin ne kadar büyüdüğünü gösteriyor. Fakir insanlar ise çoğu zaman utandığı için bu yükü dile getiremiyor.

“Dini açıdan da taziye sahibinin yemeği yenilmez”

Dini açıdan bu uygulamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Dini açıdan da aslında taziye sahibinin yemeğinin yenilmemesi gerektiği yönünde güçlü bir anlayış vardır. Çünkü taziye sahibi yas halindedir. O kişinin misafir ağırlama telaşına sokulmaması gerekir. Ama maalesef bugün tam tersi bir tablo oluştu. İnsanlar taziyeye gidiyor ve yemek bekliyor. Bu durum hem dini hassasiyet açısından hem insani açıdan yeniden düşünülmesi gereken bir mesele.”

“Eskiden iki öğün, hatta üç öğün vardı”

Bu konuda çözüm için ne tür girişimleriniz oldu?

“Biz Dernekler Platformu olarak bu konuyu yıllardır gündemde tutuyoruz. Özellikle 2010’dan bu yana ciddi şekilde bu mesele üzerinde duruyoruz. Çünkü geçmişte durum bugünkünden daha da ağırdı. Eskiden bazı taziyelerde öğle yemeği verilirdi, akşam yemeği verilirdi. Hatta imkanı olan aileler kahvaltı bile verirdi. Düşünün; acılı bir aile gün boyunca üç ayrı ikram yüküyle karşı karşıya kalıyordu. Biz bu sistemin sürdürülebilir olmadığını söyledik. Uzun uğraşlar sonucunda en azından iki öğün uygulamasını büyük ölçüde tek öğüne indirmeyi başardık. Bu kolay olmadı. Toplumun alışkanlıklarını değiştirmek zaman alıyor. Ama bu bile önemli bir adımdı”

“Şimdi hedef tek öğünü de revize etmek”

Bundan sonraki hedefiniz nedir?

“Şimdi hedefimiz mevcut sistemi yeniden düzenlemek. Tamamen kaldırmak mı gerekir, yoksa farklı bir modele mi geçilmeli; bunlar tartışılmalı. Çünkü gerçekçi olmak gerekiyor. Taziye sahibi sabahtan akşama kadar orada bulunuyor. Orada hizmet eden insanlar var. Uzaktan gelen yaşlı misafirler var. Sağlık durumu nedeniyle belli saatlerde bir şeyler yemek zorunda olan insanlar var. Yani tamamen hiçbir şey olmasın demek de uygulanabilir olmayabilir. Ama mevcut “buyurun yemek hazır” anlayışının mutlaka değişmesi gerekiyor. Bu sistem revize edilmeli. İnsanların yemek için taziyeye gitme alışkanlığı ortadan kaldırılmalı”

“Bu bir israf ve ciddi bir külfet”

Toplum bu değişime hazır mı?

“Bence evet ama bu süreç zaman ister. Biz daha önce iki öğünü bire indirdik. Bu da birkaç günde olmadı. Yıllar süren bir mücadeleyle oldu. Bugün de aynı yöntemle ilerlenebilir. Önce toplumda farkındalık oluşmalı. İnsanlar bunun israf olduğunu kabul etmeli. Çünkü gerçekten bu bir israf. Ve en önemlisi taziye sahibi için ciddi bir külfet. Bu yükün hafifletilmesi gerekiyor”

“Belediyeler, müftülük, STK’lar ve tüm kurumlar bu işin parçası olmalı”

Taziye kültürünün yeniden düzenlenmesi için nasıl bir yol haritası öneriyorsunuz?

“Bu mesele bireysel kararlarla çözülebilecek bir konu değil. Çünkü bu artık toplumsal bir alışkanlığa dönüşmüş durumda. Bir aile tek başına çıkıp “Ben yemek vermeyeceğim” dediğinde sosyal baskıyla karşılaşabiliyor. İnsanlar bunu yanlış anlayabiliyor. O yüzden bu işin kurumsal ve ortak akılla ele alınması gerekiyor. Biz Dernekler Platformu olarak yıllardır bunun için çaba gösteriyoruz. Ticaret odası, ticaret borsası ve bazı sivil yapılarla birlikte taziye organizasyonlarıyla ilgili takip sistemi oluşturduk. Bu sistemi daha da geliştirmek istiyoruz. Ama burada asıl ihtiyaç, yerel yönetimlerin ve resmi kurumların sürece dahil olmasıdır”

“Belediyelere defalarca çağrı yaptık”

Belediyelerin bu süreçte nasıl bir rol üstlenmesini bekliyorsunuz?

“Biz büyükşehir belediyesi başta olmak üzere yerel belediyelerin bu işin içinde olmasını istiyoruz. Bunun için birkaç kez çağrıda da bulunduk. Ama açıkçası şu ana kadar bu çağrılarımıza somut bir dönüş alamadık. Oysa belediyeler bu konuda çok önemli bir koordinasyon gücüne sahip. Çünkü taziye evleri artık sadece bir aile meselesi değil; toplumsal yaşamın bir parçası haline gelmiş durumda. Yerel yönetimler bu kültürün daha sağlıklı bir yapıya kavuşması için kolaylaştırıcı olabilir”

“Müftülük de sürece dahil olmalı”

Dini kurumlarla temasınız oldu mu?

39 yıllık fıstık üreticisinden Diyarbakır çiftçisine çağrı; Fıstığa yönelin
39 yıllık fıstık üreticisinden Diyarbakır çiftçisine çağrı; Fıstığa yönelin
İçeriği Görüntüle

“Elbette oldu. Biz müftülükle de görüştük. Daha önce de bu meseleyle ilgili temaslarımız olmuştu. Çünkü bu sadece sosyal değil, dini boyutu da olan bir konu. Toplumun dini hassasiyetleri güçlü olduğu için burada müftülüğün yönlendirici rolü çok kıymetli olabilir. Örneğin cuma hutbelerinde bu konu işlenebilir. Topluma, taziye sahibinin yük altına sokulmaması gerektiği anlatılabilir. Bu çok etkili olur”

“Yemek saatlerinde taziyeye gidilmemesi bile çözüm olabilir”

Pratikte nasıl çözümler öneriyorsunuz?

“Mesela çok basit ama etkili bir uygulama olabilir. Öğle yemek saatlerinde insanların taziyeye gitmemesi yönünde bir toplumsal farkındalık oluşturulabilir. Örneğin 12.00 ile 13.30 arasında ziyaretlerin azaltılması bile davranış değişikliği oluşturabilir. Ya da gidilse bile yemek yenilmemesi konusunda bir kültür geliştirilebilir. Çünkü insanlar yemek yemediğinde zamanla “Bu yemeği verme zorunluluğu yok” anlayışı oluşur. Davranış değişikliği böyle başlar. Bir anda köklü değişiklik beklemek gerçekçi değil. Ama küçük adımlarla toplum dönüşebilir”

“Toplum kabul ettiğinde değişim kalıcı olur”

Bu dönüşümün önündeki en büyük engel ne?

Alışkanlıklar. Toplumun yıllardır sürdürdüğü alışkanlıkları değiştirmek kolay değil. İnsanlar bazı şeyleri gelenek zannediyor ama aslında zaman içinde oluşmuş sosyal alışkanlıklar bunlar. Biz daha önce iki öğün yemek kültürünü tek öğüne indirdik. Bu büyük bir değişimdi. Ama hemen olmadı. Tepkiler de oldu. Eleştiriler de oldu. Farklı çevrelerden itirazlar geldi. Ama zaman içinde insanlar bunun doğru olduğunu gördü. Şimdi aynı şekilde yeni bir dönüşüm de mümkün. Yeter ki ortak irade oluşsun.

“Üniversiteler de bu sürece katkı sunabilir”

Kimler bu çalışmanın içinde yer almalı?

“Bu mesele toplumun tamamını ilgilendiriyor. Dolayısıyla çözüm de ortak olmalı. Belediyeler, Müftülük, Valilik ve Sivil toplum kuruluşları olmalı. Ticaret odaları, meslek kuruluşları katkı sunmalı. Gerekirse üniversitelerden akademik destek alınmalı. Çünkü bu sadece gelenek meselesi değil; sosyolojik, ekonomik ve kültürel bir konu. Bütün taraflar bir araya gelip çalıştay benzeri ortak platform oluşturursa çok sağlıklı sonuçlar alınabilir. Bu toplumun genel sorunudur. Ve herkes katkı sunduğunda çözüm daha güçlü olur”

“Sadece taziye değil, bu yapıları ayakta tutmanın da ağır bir maliyeti var”

Taziye yemekleri dışında, taziye evlerinin işletilmesiyle ilgili hangi sorunlar yaşanıyor?

“Aslında çoğu kişinin görmediği başka bir büyük sorun daha var; taziye evlerinin işletme maliyeti. İnsanlar genelde sadece taziye sırasında verilen yemekleri konuşuyor ama bu yapıların günlük işleyişinin de ciddi bir gideri var. Özellikle büyük taziye evlerinde maliyet oldukça yüksek. Elektrik gideri var. Su gideri var. Bazı yerlerde internet, telefon ve doğalgaz giderleri var. Bina sürekli kullanıldığı için zaman zaman bakım, onarım ve tamirat masrafları çıkıyor. Bunların dışında mutlaka personel ihtiyacı oluyor. Çünkü bu yapılar kendi kendine işlemiyor. Temizlik var, düzen var, organizasyon var. Bütün bunları topladığınızda ciddi bir ekonomik tablo ortaya çıkıyor”

“Aylık giderler çok yüksek seviyelere ulaşıyor”

Bu maliyetler ne düzeyde?

“Şu an bizim gibi aktif kullanılan büyük bir taziye evinde aylık giderler oldukça yüksek. Elektrik faturası tek başına büyük bir yük oluşturuyor. Özellikle yaz ve kış aylarında bu rakamlar daha da artıyor. Personel gideri ayrı bir kalem. Bakım ve diğer zorunlu giderler de eklendiğinde ciddi bir maliyet çıkıyor. Biz dernek olarak elimizden geleni yapıyoruz ama her şeyi tek başına karşılamak kolay değil. Bu sistem sürdürülebilir olmak zorunda. Çünkü taziye evleri artık toplumun önemli bir ihtiyacına dönüşmüş durumda”

“Bazı ailelerden sembolik katkı alıyoruz”

Bu yükü nasıl karşılıyorsunuz?

“Açık konuşmak gerekirse çok zorlanıyoruz. Derneklerin kendi imkanları sınırlı. Bu nedenle bazı ailelerden sembolik düzeyde katkı talep ediyoruz. Ama herkesin ekonomik durumu aynı değil. Bazı aileler gerçekten ödeme yapamayacak durumda oluyor. Böyle durumlarda yönetim olarak biz devreye giriyoruz. Bazen kendi cebimizden karşıladığımız dönemler bile oldu. Çünkü sonuçta insanlar acılı bir süreçten geçiyor. Orada ticari bir mantıkla yaklaşamazsınız. Ama sürdürülebilirlik açısından da gerçekleri görmek zorundayız”

“DEDAŞ ile görüştük ama resmi statü sorunu çıktı”

Elektrik ve diğer giderleri azaltmak için resmi girişimleriniz oldu mu?

“Evet, oldu. Özellikle elektrik maliyetleriyle ilgili DEDAŞ ile görüştük. Amacımız taziye evlerinin sosyal fayda üreten yapılar olarak değerlendirilmesi ve daha uygun koşullardan yararlanabilmesiydi. Ama burada resmi statü sorunu ortaya çıktı. Bize, bazı kolaylıklardan yararlanabilmemiz için yapının ibadethane statüsünde değerlendirilmesi gerektiği söylendi. Bu noktada müftülükle de görüştük. Ancak orada da farklı bir prosedür karşımıza çıktı”

“Taziye evlerini devretmek çözüm değil”

Süreç neden çözülemedi?

“Çünkü bize, bu tür bir statü için yapının müftülüğe devredilmesi gerektiği ifade edildi. Ama burada ciddi bir hassasiyet var. Bu taziye evleri çoğu zaman hayırseverlerin katkılarıyla yapılmış yerler. İnsanların bağışlarıyla, toplumun desteğiyle oluşmuş yapılar. Şimdi siz bunu tamamen başka bir kuruma devrederseniz farklı sorunlar ortaya çıkabilir. Bu yapılar özel amaçla kurulmuş yerler. Temel amacı taziye hizmetidir. Başka kullanım alanlarına dönüşmesini istemiyoruz. Çünkü toplum bu alanları belirli bir ihtiyaç için oluşturdu.”

“Burası sosyal dayanışma alanıdır”

Taziye evlerinin geleceği için ne yapılmalı?

“Bu yapılar sahipsiz bırakılmamalı. Taziye evleri artık sadece bir bina değil. Burası sosyal dayanışmanın bir parçası. Toplumun ortak kullanım alanı. Dolayısıyla bunların resmi statüsü, giderleri ve sürdürülebilirliği yeniden ele alınmalı. Yerel yönetimler burada destek vermeli. İlgili kurumlar çözüm üretmeli. Çünkü hem taziye kültürünü korumak hem insanlara yük oluşturmamak gerekiyor. Bizim bütün çabamız bu dengeyi kurmak. Bizim derdimiz bir geleneği ortadan kaldırmak değil. Tam tersine bu kültürü daha sağlıklı hale getirmek. Taziye dayanışmadır. Ama dayanışma, insanların altından kalkamayacağı bir ekonomik yük haline gelmemeli. Toplumun tüm kesimleri bu meseleye birlikte çözüm üretirse çok daha doğru bir model kurulabilir”

Muhabir: MEHMET SAİT BAYRAM