”DİYARBAKIR HABER-Dağların zirvesinde, doğayla iç içe geçen sade bir yaşam… 73 yaşındaki Abdurrahman Dede, yaklaşık 40 yıldır arıcılıkla uğraşıyor. Şehir hayatından uzakta, bir çadırda yaşamını sürdüren Dede, her mevsim arılarının peşinden giderek üretmeye devam ediyor.
Gün doğmadan başlayan mesaisi, doğanın şartlarına göre şekilleniyor. Havanın durumunu, mevsimleri, bitki örtüsünü ve arıların davranışlarını yakından takip eden Dede, yılların deneyimiyle arılarına yön veriyor.
Onun için arıcılık, yalnızca kovandan bal almak değil. Her bir kovanın, her bir arının ve üretilen her damla balın arkasında büyük bir emek bulunuyor.
İnsanların arılarla kurduğu bağ ise binlerce yıl öncesine dayanıyor. Tarih öncesi dönemlerde yabani arılardan bal toplanırken, düzenli arıcılığın yaklaşık 6 bin yıl önce Eski Mısır ve Mezopotamya gibi coğrafyalarda geliştiği biliniyor. Bal yüzyıllar boyunca hem besin hem de tıbbi amaçlarla kullanılırken, balmumu da özellikle aydınlatma olmak üzere birçok alanda değerlendirildi.
Arılar ise yalnızca bal üretmiyor. Bitkilerin tozlaşmasına katkı sağlayarak doğadaki yaşamın devamında da kritik bir rol üstleniyor.
Binlerce yıllık bu geleneği bugün hâlâ sürdüren Abdurrahman Dede ise tüm zorluklara rağmen neden arıcılığa devam ettiğini tek cümleyle anlatıyor:
“İnsanlara hakiki bal üretmek istiyorum.”
Belki de onun hikâyesini anlamlı kılan tam olarak bu sözler… 73 yaşında, dağların zirvesinde bir çadırda yaşamını sürdüren Dede, doğanın zorlu şartlarına rağmen üretmekten vazgeçmiyor. Onun hikâyesi, bir kavanoz balın içinde yalnızca arıların değil, insan emeğinin, sabrın ve yılların tecrübesinin de bulunduğunu hatırlatıyor; “Çünkü gerçek bal, gerçek emek ister”