DİYARBAKIR HABER- Kamuoyunda “Jeffrey Epstein dosyaları” olarak bilinen ve yıllardır dünya gündemini meşgul eden belgeler, yalnızca bireysel bir suç zincirini değil; küresel ölçekte derin bir ahlaki çöküşü, sistematik suskunluğu ve denetlenmeyen gücün yarattığı yıkımı gözler önüne seriyor. Çocukların cinsel istismarı, insan ticareti ve sınır aşan örgütlü suç iddialarıyla anılan bu dosya, bugün hâlâ insanlığın vicdanında kapanmayan bir yara olarak duruyor.
“Bu, İnsanlığın Utanç Dosyasıdır”
Uzman Klinik Psikolog Sadık Sun, Epstein vakasının sıradan bir adli dosya olarak ele alınmasının büyük bir eksiklik olduğunu vurgulayarak, olayın psikolojik ve sosyolojik boyutlarına dikkat çekti. Sun’a göre Epstein olayı, insanlık tarihinin en iğrenç ve en sarsıcı örneklerinden biri: “Epstein olayı, insanın insanlığından utanç duymasına yol açan modern bir trajedidir. Bu, yalnızca bireysel bir sapkınlık değil; paranın, siyasetin ve sınırsız güç algısının insan psikolojisini nasıl bir uçuruma sürükleyebileceğinin somut bir örneğidir.”
Sun, Epstein figürünün temelinde klinik düzeyde narsisistik bir kişilik yapılanması bulunduğunu ifade ederek, bu tür vakalarda bireyin kendisini dokunulmaz ve her şeyin üzerinde konumlandırdığını belirtti. Sun; “Bu tip kişiler, toplumsal kuralların yalnızca ‘sıradan insanlar’ için geçerli olduğuna inanır. Kendilerini adeta tanrısal bir konumda görürler. Kurbanlar ise onlar için birer insan değil, yalnızca haz ve iktidar duygusunu besleyen nesnelerdir” dedi.
Haz değil, iktidar arayışı
Sadık Sun’a göre Epstein örneğinde suç davranışı, çoğu zaman sanıldığı gibi cinsel hazdan ziyade iktidarlık hissiyle ilişkilidir. Kontrol edilen bedenler, manipüle edilen hayatlar ve satın alınmış sessizlikler, bu psikolojik yapının temel besin kaynaklarıdır. Sun, “Bu dosyada dikkat çekici olan yalnızca fail değildir. Asıl çarpıcı olan, bu karanlığın yıllar boyunca görmezden gelinmesi, hatta örtülmesidir. Gücün denetlenmediği her yerde benzer yapılar yeniden üretilebilir” diye konuştu.
Sun, kurumların ve bireylerin uzun süre sessiz kalmasının, toplumsal vicdanda derin bir çatlak yarattığını ve bu durumun toplumsal çürümenin boyutlarını açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.
Sivil topluma açık ve sert çağrı
Epstein dosyalarına ilişkin bir diğer güçlü çıkış ise Yeşil Yıldız Bağımlılıkla Mücadele Derneği Genel Başkanı Yahya Öger’den geldi. Öger, yayımladığı basın açıklamasında ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarına açık çağrıda bulunarak, bu dosyalar karşısında sessiz kalmanın artık kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Öger açıklamasında, kamuoyuna yansıyan belgelerin küresel ölçekte ağır insan hakları ihlallerine işaret ettiğini belirterek şu ifadelere yer verdi: “Bu ifşalar, yalnızca belirli ülkelerin iç meselesi değildir. Uluslararası hukukun, insan hakları sözleşmelerinin ve evrensel vicdanın doğrudan konusudur.”
“Sessizlik tarafsızlık değil, sorumluluktan kaçıştır”
Yahya Öger, özellikle çocuk hakları, insan hakları, kadın hakları, adalet ve yolsuzlukla mücadele alanlarında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına net bir çağrıda bulundu. Sessizliğin artık tarafsızlık olarak görülemeyeceğini ifade eden Öger, “Bu dosyalar karşısında sessiz kalmak, tarafsızlık değil; ihmal ve sorumluluktan kaçıştır” dedi.
Öger’e göre sivil toplum yalnızca farkındalık yaratmakla yetinmemeli; gerektiğinde hukuki mekanizmaları doğrudan harekete geçirmelidir.
Somut Hukuki Adımlar Talep Ediliyor
Öger, atılması gereken adımları da şöyle açıkladı;
“Ulusal yargı mercilerine suç duyurularında bulunulması, Kurumsal başvurularla resmî hukuk süreçlerinin başlatılması, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve uluslararası ceza mekanizmalarına resmî şikâyetlerin iletilmesi, Bu suçların sistematik biçimde kayıt altına alınarak takibinin sağlanması.”
Öger, bu meselenin ideolojik ya da siyasi olmadığının altını çizerek, bunun doğrudan insan onuru ve evrensel hukuk meselesi olduğunu vurguladı. Öger, “Çocukların cinsel istismarı ve insan ticareti iddiaları karşısında sessizlik, suça dolaylı ortaklıktır. Hukuki girişimler ise adaletin önünü açan en meşru yoldur” dedi.
“Kınamayla değil, hukukla konuşma zamanı”
Öger, artık bildiriler ve kınama mesajlarıyla yetinilmemesi gerektiğini belirterek, şu sözlerle çağrısını sonlandırdı: “Bildiriyle değil, kınamayla değil; somut hukuki işlemlerle konuşma zamanıdır. Bugün atılacak her hukuki adım, yarın insanlık vicdanına verilecek en onurlu cevaptır.”