DİYARBAKIR HABER - 11. Bölge Diyarbakır Eczacı Odası Başkanı Ahmet Turgay Yaşar, eczacılık sektörünün son yıllarda giderek ağırlaşan ekonomik koşullar nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya olduğunu belirterek önemli açıklamalarda bulundu. 2025 yılının yalnızca eczacılar için değil, ülkede ticaret yapan birçok küçük esnaf için zor geçtiğini ifade eden Yaşar, 2026 yılının ise eczacılık açısından daha da zor bir dönem olacağını söyledi.
“Mevcut ekonomik koşullar eczanelerin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor”
Yaşar, Türkiye’de yaklaşık 85 milyon insanın ilaca erişiminin büyük ölçüde eczaneler üzerinden sağlandığını hatırlatarak, bu sistemin Sosyal Güvenlik Kurumu ile Türk Eczacıları Birliği arasında yapılan protokol çerçevesinde yürütüldüğünü belirtti. Yaşar, Ancak mevcut ekonomik koşulların eczanelerin sürdürülebilirliğini ciddi şekilde tehdit ettiğini dile getirdi.
Yaşar, “Biz eczacılar ilaçları belirlenen kurallar çerçevesinde vatandaşlara ulaştırıyoruz ve bunun karşılığında belirli bir gelir elde ederek eczanelerimizi ayakta tutmaya çalışıyoruz. Ancak Türkiye enflasyonist bir ülke. Enflasyon sürekli artarken ilaç fiyatlarının istenilen seviyenin çok altında kalması ve buna karşılık giderlerin sürekli yükselmesi eczacılık mesleğini giderek daha zor bir noktaya sürüklüyor” dedi.
“Artan maliyetler eczacılara ciddi bir ekonomik baskı altına aldı”
Artan maliyetlerin eczacıları ciddi bir ekonomik baskı altına aldığını ifade eden Yaşar, birçok meslektaşının artık kredi kullanarak ayakta kalmaya çalıştığını söyledi. Bu durumun mesleğin geldiği noktayı açıkça ortaya koyduğunu belirten Yaşar, şöyle konuştu: “Bir meslek düşük faizli kredi almak zorunda kalıyorsa, kredi kartlarıyla ödemeleri öteleyerek ayakta durmaya çalışıyorsa o meslek artık dip noktasına yaklaşmış demektir. Bugün birçok eczacı geçmişte biriktirdiği birikimlerle ayakta durmaya çalışıyor. Ancak bu da sonsuza kadar sürecek bir durum değil. Eğer mevcut sistemde gerekli düzenlemeler yapılmazsa eczanelerin bir kısmı iflas noktasına sürüklenebilir.”

“İlaç fiyatlarının artmasını istemiyoruz”
Eczacıların ilaç fiyatlarının artmasını istemediğini özellikle vurgulayan Yaşar, ilaçların vatandaş için erişilebilir ve uygun fiyatlı olması gerektiğini söyledi. Ancak eczacıların da sundukları sağlık hizmetinin karşılığını alması gerektiğini dile getiren Yaşar, şunları söyledi; “Biz ilaca zam gelsin asla istemiyoruz. İlaç vatandaşa göre ucuz ve erişilebilir olmalı. Ancak eczacının verdiği hizmetin de bir karşılığı olmalı. Gün içerisinde eczacılar vatandaşlara birinci basamak sağlık danışmanlığı sunuyor. Hastalara ilaç kullanımıyla ilgili bilgi veriyor, yönlendirmeler yapıyor. Doktorların, diş hekimlerinin emeğinin bir karşılığı olduğu gibi eczacıların da verdiği hizmetin bir bedeli olmalı.”
“Zam değil, verilen hizmetlerin karşılığının sistem içinde tanınmasını istiyoruz”
Yaşar, eczacıların beklentisinin ilaç fiyatlarına zam yapılması değil, verilen hizmetin karşılığının sistem içinde tanınması olduğunu belirtti. Reçete karşılayan eczanelerin sunduğu hizmet için bir bedelin devlet tarafından ödenmesi gerektiğini savunan Yaşar, bunun mesleğin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşıdığını ifade etti.
Yaşar, “Bir reçeteyi karşılamak sadece raftan ilacı indirip hastaya vermek değildir. Bu bir sağlık hizmetidir. Hastaya danışmanlık verilir, ilaç etkileşimleri değerlendirilir, doğru kullanım anlatılır. Eğer bu emeğin karşılığı sistem içinde tanınmazsa eczacılık giderek daha fazla ekonomik sıkıntıyla karşı karşıya kalacaktır” diye konuştu.
Diyarbakır özelinde de değerlendirmelerde bulunan Yaşar, büyük şehirlerle kıyaslandığında bazı farklılıkların bulunduğunu söyledi. Diyarbakır’da ilaca erişim konusunda genel anlamda büyük bir sorun yaşanmadığını ifade eden Yaşar, ancak ekonomik koşulların eczacılar üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu dile getirdi.
Yaşar, “Büyük şehirlerde sağlık hizmetlerine ulaşım konusunda yoğunluk kaynaklı sorunlar yaşanabiliyor. Diyarbakır’da bu anlamda nispeten daha rahat bir durum söz konusu. Ancak büyük şehirlerin bir avantajı var: İnsanlar sağlık ve bakım ürünleri için daha fazla harcama yapabiliyor. İlaç dışı ürünler, dermokozmetik ve benzeri ürünler eczanelerin gelirinde önemli bir pay oluşturabiliyor” diye konuştu.
Diyarbakır’da ise halkın ortalama gelir düzeyinin Türkiye ortalamasına yakın olduğunu ancak tüketim alışkanlıklarının farklı olduğunu ifade eden Yaşar, bu durumun eczacıların gelirlerini doğrudan etkilediğini söyledi.
Yaşar, şöyle dedi: “Diyarbakır’da elbette ekonomik durumu iyi olan insanlar var. Ancak genel ortalamaya baktığımızda halkın alım gücü sınırlı. Bu nedenle eczaneler ilaç dışı ürün satışından büyük şehirlerdeki kadar faydalanamıyor. Dolayısıyla eczacılar büyük ölçüde sadece ilaç satışına bağlı kalıyor. Ancak yalnızca ilaç satışıyla bir eczanenin ayakta kalabilmesi oldukça zor.”
Artan kira, enerji ve personel maliyetlerinin eczaneler üzerindeki yükü daha da artırdığını belirten Yaşar, özellikle son yıllarda açılan genç eczacıların çok daha zor bir tabloyla karşı karşıya kaldığını dile getirdi.
Eczacı Odası Başkanı Yaşar, “Her yıl kiralar enflasyon oranında hatta çoğu zaman enflasyonun da üzerinde artıyor. Asgari ücret artıyor, vergiler yükseliyor, enerji giderleri sürekli artıyor. Tüm bunlar eczanelerin gider kalemlerini büyütüyor. Bu giderleri karşılayabilmek için belirli bir ciroya ulaşmak gerekiyor. Ancak bugün bazı eczaneler günde 15-20 reçete ile ayakta kalmaya çalışıyor. 15-20 reçete ile bir eczanenin sürdürülebilir olması mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
Özellikle yeni mezun eczacıların açtığı eczanelerin ciddi risk altında olduğunu söyleyen Yaşar, eski ve yerleşik eczanelerin ise nispeten daha avantajlı olduğunu ifade etti.
Yaşar, “Daha önce yerleşmiş, hasta potansiyeli olan eczaneler biraz daha iyi durumda. Ancak onlar bile piyasanın gerisinde kalmış bir gelir düzeyiyle ayakta kalmaya çalışıyor. Yeni açılan eczaneler için durum çok daha zor” dedi.
Eczacıların mesleklerini büyük bir sevgiyle yaptığını da vurgulayan Yaşar, asıl sorunun ekonomik koşullar olduğunu dile getirdi. Yaşar, sözlerini şöyle tamamladı; “Eczacılar mesleklerini seviyor. Vatandaşlara birinci basamak sağlık danışmanlığı sunmak için sürekli kendilerini geliştiriyorlar. Bilgilerini güncelliyorlar. Ama ekonomik sistem doğru işlemezse bu durum mesleki motivasyonu da olumsuz etkiliyor. Sorun mesleğin kendisi değil, mesleğin içinde bulunduğu ekonomik şartlardır.”





