DİYARBAKIR HABER - Bilimsel adıyla Gundelia tournefortii olarak bilinen kenger, Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere Orta Doğu ve İran coğrafyasında yetişen dikenli bir yabani bitki olarak binlerce yıldır insan yaşamının parçası olmayı sürdürüyor. İlkbahar aylarında toplanan bu bitki, hem sofralarda yer buluyor hem de geleneksel şifa kaynağı olarak değerlendiriliyor. Özellikle kenger sakızı, bölge halkı arasında en çok bilinen ve kullanılan ürünlerin başında geliyor.

Diyarbakır’dan dünyaya yazılım atağı; Dijitalleşmeye hazırız ama...
Diyarbakır’dan dünyaya yazılım atağı; Dijitalleşmeye hazırız ama...
İçeriği Görüntüle

Kengerin hikâyesi, insanlık tarihinin en kritik kırılma noktalarından biri olan Neolitik Devrim dönemine kadar uzanıyor. Mezopotamya ve Anadolu’nun ilk yerleşimlerinde yabani bitkiler arasında önemli bir besin kaynağı olan kenger, göçebe ve yarı göçebe topluluklar için adeta bir “hayatta kalma bitkisi” olarak kabul edildi. Zorlu doğa koşullarında yaşam mücadelesi veren insanlar için bu bitki, açlığa karşı güçlü bir alternatif sundu.

Tarihi kaynaklar ve arkeolojik bulgular, kengerin yalnızca tüketilen bir bitki olmadığını, aynı zamanda ticari bir değer taşıdığını da ortaya koyuyor. Özellikle İpek Yolu üzerinde kenger sakızı ve kurutulmuş kengerin ticaretinin yapıldığına dair izler, bu bitkinin geçmişteki ekonomik önemini gözler önüne seriyor.

K E N G E R1

Yüzyıllar boyunca hem mutfak kültüründe hem de geleneksel tıpta kendine yer bulan kenger; kökü, sapı ve filizleriyle farklı şekillerde tüketiliyor. Doğal sakızı ise ağız bakımında kullanılırken, halk arasında sindirim sistemini desteklediği ve bağışıklığı güçlendirdiği yönünde yaygın bir inanış bulunuyor. Bu yönüyle kenger, yalnızca bir gıda değil, aynı zamanda kültürel bir miras olarak da öne çıkıyor.

Ancak bugün bu kadim bitki ciddi bir tehdit altında. Uzmanlar, bilinçsiz ve yoğun toplama faaliyetlerinin kengerin doğal popülasyonlarını hızla azalttığını belirtiyor. Özellikle bitkinin kökünden sökülmesi, yeniden yetişmesini engelleyerek yok oluş sürecini hızlandırıyor. Tarım alanlarının genişlemesi ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi de bu süreci daha da derinleştiriyor.

Halk anlatılarında sabır, direnç ve hayatta kalmanın sembolü olarak yer alan kenger, geçmişte insanlara yaşam sunan bir kaynakken bugün insanın korumasına ihtiyaç duyuyor. Eğer gerekli önlemler alınmazsa, Mezopotamya’nın bu binlerce yıllık mirası sessizce yok olacak.

Uzmanların çağrısı ise net: Kengerin sürdürülebilir yöntemlerle toplanması, doğal alanların korunması ve toplumun bilinçlendirilmesi gerekiyor. Çünkü doğanın sunduğu bu eşsiz miras, ancak korunursa yaşamaya devam edebilir.

Muhabir: MEHMET SAİT BAYRAM