DİYARBAKIR HABER - Mardin Artuklu Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Abdurrahim Kaplan’ın mart ayında yayımlanan “Toplumsal Çürümenin Anatomisi – Lût Kavmi Örneği” adlı eseri kısa sürede geniş yankı uyandırdı. Toplumsal yozlaşmadan dijital fitneye, aile kurumunun zayıflamasından ahlâk krizine kadar birçok başlığı Kur’ân kıssaları ışığında ele alan Kaplan, modern dünyanın en büyük probleminin “ahlâkî çözülme” olduğunu söylüyor. Kaplan ile hem çok konuşulan kitabını hem de günümüz toplumunun gidişatını konuştuk.

“Bugün insanlık teknoloji çağını yaşıyor ama vicdan çağını kaybediyor”

Hocam, öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1981 yılında Mardin’in Midyat ilçesinde doğdum. Eğitim hayatımı ilahiyat ve sosyal bilimler ekseninde sürdürdüm. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Tefsir alanında yüksek lisans ve doktora çalışmalarımı tamamladım. 2021 yılında doçent unvanını aldım. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde çeşitli görevlerde bulundum. Hâlen Mardin Artuklu Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyorum.

Akademik çalışmalarımın yanında toplumla iç içe olmaya da büyük önem veriyorum. Uzun yıllardır farklı sivil toplum kuruluşlarında aktif görevler üstlendim. İnsanların dertleriyle ilgilenmeyi, gençlerle bir arada olmayı ve toplumsal meseleler üzerine düşünmeyi önemsiyorum.

Abdurrahim Kaplan

Bölge halkı sizi yalnızca akademisyen kimliğinizle değil, kanaat önderi yönünüzle de tanıyor…

Toplumun içinde olmak benim için her zaman önemli oldu. İnsanların sorunlarını dinlemek, gençlerle ilgilenmek, ihtiyaç sahiplerine destek olmak ve toplumun farklı kesimleriyle güçlü iletişim kurabilmek gerektiğine inanıyorum.

Şırnak'ta asırlık gelenekle düğün
Şırnak'ta asırlık gelenekle düğün
İçeriği Görüntüle

Akademinin toplumdan kopuk olmaması gerektiğini düşünüyorum. İlmin hayatın içinde karşılık bulması gerekir. Eğer insanlar size güveniyor, fikirlerinize değer veriyor ve sizi samimi buluyorsa bu büyük bir sorumluluktur. Ben de elimden geldiğince mütevazı kalmaya ve toplumun her kesimine ulaşmaya gayret ediyorum.

Mart ayında yayımlanan “Toplumsal Çürümenin Anatomisi – Lût Kavmi Örneği” kısa sürede ciddi ilgi gördü. Böyle bir kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı?

Uzun yıllardır toplumdaki ahlâkî dönüşümü dikkatle gözlemliyordum. Teknolojik ilerleme arttıkça insanî ve ahlâkî kırılmaların da büyüdüğünü görüyoruz. Aile yapısının zayıflaması, mahremiyetin aşınması, kötülüğün normalleşmesi ve dijital dünyanın insan karakterini dönüştürmesi beni bu konuda çalışmaya yöneltti.

Kur’ân kıssalarına baktığımızda ise geçmiş toplumların da benzer süreçlerden geçtiğini görüyoruz. Özellikle Lût kavmi kıssası yalnızca tarihsel bir olay değil; toplumsal çürümenin nasıl başladığını ve nasıl yayıldığını gösteren güçlü bir uyarıdır. Bu eser de aslında modern dünyayı Kur’ân kıssaları üzerinden yeniden okumaya dönük bir çalışmadır.

Kitabınızda sık sık “toplumsal çürüme” kavramını kullanıyorsunuz. Bir toplumun çürümeye başladığını gösteren en önemli işaret nedir?

Bir toplumda utanma duygusu kayboluyorsa, yanlışlar sıradanlaşıyorsa ve kötülük meşru gösterilmeye başlanıyorsa çürüme başlamış demektir.

Toplumları ayakta tutan yalnızca ekonomi ya da siyaset değildir. Asıl mesele ahlâktır. Ahlâk çöktüğünde adalet zayıflar, aile sarsılır, vicdan körelir ve toplum içeriden çözülmeye başlar.

Bugün insanlık teknoloji çağını yaşıyor ama vicdan çağını kaybediyor.

Kitapta dijital dünyanın toplumsal yozlaşmayı hızlandırdığına dair dikkat çekici analizler var. Dijital çağ insanı nasıl dönüştürdü?

Dijital dünya insan hayatını kolaylaştırdı ama aynı zamanda insanın mahremiyetini, dikkatini ve iç dünyasını da aşındırdı. Artık insanlar yaşadıkları hayatı değil, sergiledikleri hayatı önemsiyor.

Gösteriş, teşhir, onay alma arzusu ve dijital bağımlılık modern çağın en büyük problemlerinden biri hâline geldi. Bilgi kirliliği, linç kültürü ve manipülasyon da cabası…

Kitapta özellikle “dijital fitne” kavramını kullandım. Çünkü bugün kötülük yalnızca sokakta değil, ekranlar üzerinden de yayılıyor.

Lût kavmi kıssasını diğer helâk kıssalarından ayıran temel özellik sizce nedir?

Lût kavmi kıssasının en dikkat çekici yönü, sapmanın toplumsallaşmasıdır. Burada sadece bireysel bir günah anlatılmaz; kötülüğün zamanla toplum tarafından meşru görülmesi anlatılır.

Hakikatin reddedilmesi, peygamberle alay edilmesi, yanlışın savunulması ve toplum baskısının oluşması kıssanın en çarpıcı taraflarından biridir. Bu yüzden Lût kıssası sadece geçmişi anlatan bir kıssa değil; bütün çağlara hitap eden evrensel bir uyarıdır.

Abdurrahim Kaplam

Kitabınızda “fıtratın ters yüz edilmesi” ifadesi dikkat çekiyor. Bu kavramla neyi anlatmak istiyorsunuz?

Fıtrat, insanın yaratılış dengesi ve doğal yapısıdır. İnsan bu dengeyi bozduğunda sadece bireysel bir savrulma yaşamaz; toplumsal yapı da zarar görmeye başlar.

Lût kavmi kıssasında dikkat çeken meselelerden biri de yanlışın yalnızca işlenmesi değil, savunulması ve normal kabul edilmesidir. İnsan zamanla yanlışı doğru, doğruyu ise baskılanması gereken bir şey gibi görmeye başlıyor. İşte bu durum fıtratın ters yüz edilmesidir.

Kitabınızda Lût kavmi kıssasını günümüzdeki LGBT tartışmalarıyla da ilişkilendiriyorsunuz. Bu konuda vermek istediğiniz temel mesaj nedir?

Kitapta dikkat çekmek istediğim temel mesele, aile yapısının korunması ve fıtratın muhafaza edilmesidir. Çünkü aile toplumun temelidir. Ailenin zayıflaması sadece bireyi değil, toplumun tamamını etkiler.

Lût kavmi kıssası incelendiğinde mesele sadece bireysel bir sapma olarak ele alınmaz. Asıl dikkat çekilen nokta, bunun toplumsal ölçekte yaygınlaştırılması, meşrulaştırılması ve normalleştirilmesidir.

Bugün özgürlük, bireysellik ve çağdaşlık gibi kavramlar üzerinden aile yapısını zayıflatan, cinsiyetsizleşmeyi teşvik eden ve fıtratı tartışmalı hâle getiren yaklaşımların yaygınlaştırıldığını görüyoruz. Ben kitapta bu süreci ideolojik bir dille değil; ahlâk, toplum ve Kur’ân kıssaları ekseninde değerlendirmeye çalıştım.

Çünkü fıtrî sınırlar aşındığında bunun etkisi yalnızca bireysel olmaz; toplumun tamamına yansır.

Kur’ân’da Lût kıssasının farklı sûrelerde tekrar edilmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Kur’ân’da tekrar edilen hiçbir kıssa tesadüf değildir. Bir konunun sıkça vurgulanması onun insanlık açısından taşıdığı önemi gösterir.

Lût kıssasının tekrar edilmesi de toplumsal çürümenin her çağda ortaya çıkabilecek evrensel bir tehlike olduğuna işaret eder. Çünkü mesele sadece tarihsel bir olay değil; insanın hakikate karşı geliştirdiği tavırdır.

Kur’ân burada insanlığa çok güçlü bir uyarıda bulunuyor: Toplumlar sadece ekonomik sebeplerle değil, ahlâkî çözülme sebebiyle de yıkılır.

“Toplumsal vicdanın çürümesi” ifadesi kitapta dikkat çekiyor. Sessiz kalmak da bir ahlâksızlık biçimi midir?

Bazen evet. Çünkü sürekli sessiz kalan toplumlar zamanla kötülüğe alışır. İnsan sadece yaptığı yanlışlardan değil, engel olmadığı yanlışlardan da sorumludur.

Toplumsal vicdan kaybolduğunda insanlar zulme alışır, mazlumun sesi duyulmaz olur. Bu da toplumları içeriden çökerten en büyük tehlikelerden biridir.

Kitabın gördüğü ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Açıkçası bu kadar geniş yankı beklemiyordum. Akademisyenlerden, gençlerden, öğretmenlerden ve toplumun farklı kesimlerinden çok yoğun dönüşler aldım.

Sanırım insanlar artık sadece gündelik tartışmaları değil, toplumun nereye gittiğini de sorgulamaya başladı. Çünkü herkes bir çözülmenin farkında. Bu eser de tam olarak o kaygıya temas ettiği için ilgi gördü diye düşünüyorum.

Son olarak okurlarınıza ne söylemek istersiniz?

Bu kitap kimseyi yargılamak için değil, toplumsal farkındalık oluşturmak için yazıldı. Geçmiş toplumların yaşadığı çöküşleri bugünün insanına yeniden düşündürmek istedim.

Kur’ân kıssaları sadece tarih anlatmaz; insana ve topluma yön verir. Eğer insanlar bu mesajları doğru okuyabilirse toplumların nasıl yükseldiğini ve nasıl çöktüğünü daha iyi anlayabilir. Ben özellikle gençlerin ahlâkî bilinçlerini korumalarını, aileye sahip çıkmalarını ve dijital çağın görünmeyen tehlikelerine karşı dikkatli olmalarını önemsiyorum.

DOÇ. DR. ABDURRAHİM KAPLAN KİMDİR?

1981 yılında Mardin’in Midyat ilçesinde doğan Doç. Dr. Abdurrahim Kaplan, Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Şırnak Üniversitesi’nde yüksek lisansını, Dicle Üniversitesi’nde ise doktorasını tamamladı. 2021 yılında Tefsir alanında doçent unvanını aldı. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde çeşitli görevlerde bulunan Kaplan, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi’nin ardından Mardin Artuklu Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak akademik çalışmalarını sürdürdü. Çok sayıda akademik makale, kitap bölümü ve bildirisi bulunan Kaplan, ilmi çalışmalarıyla olduğu kadar toplumla kurduğu güçlü bağ ile de dikkat çekiyor.

Akademisyen ve yazar kimliğinin yanında bölgenin önemli kanaat önderlerinden biri olarak kabul edilen Kaplan, toplumun her kesimiyle kurduğu samimi iletişim, yardımseverliği, mütevazı kişiliği ve sosyal meselelerdeki duyarlılığıyla tanınıyor. Uzun yıllardır çeşitli sivil toplum kuruluşlarında aktif görev alan Kaplan, özellikle gençlere yönelik çalışmaları ve ihtiyaç sahiplerine dönük sosyal faaliyetleriyle halkın takdirini kazanan isimler arasında yer alıyor. Midyat başta olmak üzere bölgede sevilen, saygı duyulan ve görüşlerine önem verilen bir şahsiyet olarak öne çıkıyor.

Muhabir: HABER MERKEZİ