DİYARBAKIR HABER- Türkiye’de çocukların karıştığı suçların sayısındaki artış, toplumun tüm kesimlerinde kaygı yaratıyor. Özellikle son dönemde “yan bakma”, “laf atma” ya da “omuz atma” gibi basit nedenlerle başlayan olayların ölüm ve yaralanmayla sonuçlanması, çocukların hangi koşullarda suça sürüklendiği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Uzman Klinik Psikolog Sadık Sun, çocukların suça karışmasının tek bir nedene bağlanamayacağını vurgulayarak, sorunun çok boyutlu bir kriz olduğunu söyledi. Sun, “Çocukların suç işleme oranındaki artış; psikolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel faktörlerin iç içe geçtiği karmaşık bir tabloya işaret ediyor” dedi.
Şiddet normalleştiriliyor
Sadık Sun’a göre günümüzde diziler, filmler, sosyal medya içerikleri ve dijital oyunlar, şiddeti sıradanlaştıran bir etki yaratıyor. Silah, çete, hesaplaşma ve mafya kültürünün özellikle gençler arasında “güç” ve “saygınlık” göstergesi gibi sunulmasının ciddi bir tehlike olduğunu belirten Sun, bu durumun kimlik arayışındaki çocuklar için yanıltıcı bir rol modeli oluşturduğunu ifade etti.
Ekonomik belirsizliklerin de çocukları risk altına soktuğunu söyleyen Sun, “Kısa yoldan para kazanma arzusu, bazı çocukların suç örgütleri tarafından kolayca suistimal edilmesine yol açıyor” diye konuştu.
Aidiyet eksikliği ve görülmeyen çocuklar
Sun, suça sürüklenen birçok çocuğun ortak noktasının aile bağlarının zayıflığı olduğuna dikkat çekti. Aidiyet duygusunu aile içinde yaşayamayan çocukların bu ihtiyacı sokakta ya da yanlış gruplarda aradığını vurgulayan Sun, şu ifadeleri kullandı: “Evde yok sayılan, değersiz hissettirilen çocuk; dışarıda saygı görmek, kendini ispatlamak ve görünür olmak için yanlış yollara başvurabiliyor. Çoğu zaman yaptığı eylemin sonuçlarını tam olarak idrak edemiyor.”
Çocukların öfke, utanç ve suçluluk gibi duygularla nasıl başa çıkacaklarını bilmemesinin de şiddeti tetiklediğini belirten Sun, rol model eksikliği, okuldan kopma, boş zamanları değerlendirecek alanların yetersizliği ve çocukluk çağında yaşanan travmaların suça sürüklenme riskini artırdığını dile getirdi.
“Bu bir duyulmayan çığlıktır”
Uzman Klinik Psikolog Sadık Sun, suça sürüklenen çocukların çoğu zaman “zamanında duyulmamış bir sesin ve görülmemiş bir ihtiyacın sonucu” olduğunu belirterek, “Bu sesi geç olmadan duymak alınabilecek en büyük önlemdir. Genç evlatlarımızın kaybı, toplum için çok ağır bir trajedidir” dedi.
Sun’a göre çözüm; aile, eğitim sistemi, güvenlik birimleri ve sosyal hizmetlerin eş güdümlü çalışmasından geçiyor. Mafya ve silah kültürünü normalleştiren yapımlara karşı acil önlem alınması gerektiğini söyleyen Sun, 15 yaş altı çocuklar için sosyal medya kısıtlaması getirilmesini ve okullarda zorbalık yapan çocukların erken dönemde tespit edilmesini önerdi. Sun, “Her şeyden önce çocuklara umut ve gelecek sunabilmeliyiz” diye konuştu.
Hukukçu Ak: “sözleşmeler var ama uygulanmıyor”
Diyarbakırlı hukukçu Aydın Ak ise konunun hukuki boyutuna dikkat çekti. Türkiye’nin çocuk hakları konusunda uluslararası yükümlülükler altına girdiğini hatırlatan Ak, bu yükümlülüklerin büyük ölçüde kağıt üzerinde kaldığını söyledi.
Ak, çocukların cinsel sömürüye ve suça sürüklenmesine karşı imzalanan Lanzarote Sözleşmesi’nin uygulanmadığını belirterek, “Bu sözleşme yalnızca istismarı değil, çocukların suça sürüklenmesini engelleyecek önleyici hükümler de içeriyor. Ancak ne yazık ki hukukçuların bile büyük bir kısmı bu sözleşmeden haberdar değil” dedi.
Eğitimden kopuş ve sosyal politikalar
Çocukların suça karışmasının temelinde eğitim sistemindeki sorunların yattığını ifade eden Ak, açık öğretim uygulamalarıyla çocukların okuldan daha kolay koptuğunu söyledi. Eğitim oranlarının düştüğüne dikkat çeken Ak, kız çocuklarının erken yaşta evlendirildiğini, erkek çocuklarının ise ucuz işgücü ya da suç örgütlerinin ağına düştüğünü belirtti.
Devletin mevcut eğitim ve sosyal politikalarının çocukları koruyamadığını vurgulayan Ak, “Sorun cezaları artırmakla çözülemez. Mağdurların acısını anlıyoruz ancak esas mesele çocukları topluma kazandıracak yöntemleri geliştirmek” dedi.
“Yaşa bakarak karar vermek köhne bir yaklaşım”
Cezasızlık tartışmalarına da değinen Aydın Ak, suçun karşılıksız kalmaması gerektiğini ancak her çocuğun bireysel olarak değerlendirilmesinin şart olduğunu söyledi. Mevcut sistemin çocuklara özgü sosyal ve psikolojik analizleri yeterince dikkate almadığını belirten Ak, şu ifadeleri kullandı; “Yaşa bakarak karar vermek köhne bir yaklaşımdır. 12 yaşındaki bir çocuk suça derin şekilde bulaşmış olabilir. 17 yaşındaki bir çocuk ise sadece talihsiz bir anın sonucu olarak suça karışmış olabilir.”
Mevcut yasal düzenleme
Mevcut infaz yasasına göre, suçu işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını doldurmamış çocuklar için özel düzenlemeler bulunuyor. Buna göre ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda 18 ila 24 yıl, müebbet gerektiren suçlarda ise 12 ila 15 yıl arasında hapis cezası öngörülüyor. Diğer suçlarda cezalarda üçte bir indirim uygulanırken, her fiil için verilecek ceza 12 yılı aşamıyor. Mahkemeler, suça sürüklenen çocuklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına da karar verebiliyor.





