DİYARBAKIR HABER- Diyanet-Sen Genel Başkan Yardımcısı Ömer Evsen, medreselerde verilen eğitimin mevcut statüsünden icazet belgelerinin diploma olarak kabul edilmesine yönelik öneriye, medrese-İlahiyat Fakültesi ilişkisine ve din görevlilerinin yaşadığı sorunlara ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
Medrese geleneğinin tarihsel gelişimine dikkat çeken Evsen, günümüzde medreselerde yalnızca Kur’an eğitimi verilmediğini, tefsir, hadis, kelam ve çeşitli İslami ilimlerin okutulduğunu belirtti. Medreselerden verilen belgelerin mevcut sistem içerisinde resmi bir karşılığının bulunmadığını ifade eden Evsen, “Karşılığı olmayan bir eğitimin ayağı eksiktir” dedi.
Medrese eğitiminin İlahiyat Fakülteleriyle birlikte yeniden yapılandırılmasını öneren Evsen, iki yapının birbirini tamamladığı, pedagojik formasyonun da dikkate alındığı ortak bir eğitim modeli oluşturulması gerektiğini savundu.
Evsen ayrıca din görevlilerinin lojman, kariyer basamakları ve aile birliği sorunlarına dikkat çekerek, Diyanet teşkilatında yaklaşık 20 bin personel açığı bulunduğunu belirtti. “Din görevlisi müreffeh olduğu zaman topluma da daha fazla katkı sunabilir” diyen Evsen, sorunların çözümü için yasal düzenlemeler yapılması çağrısında bulundu.
“Medreseler sadece dini ilimlerin okutulduğu yerler değildi”
Öncelikle medrese nedir? Tarihsel olarak medreselerin nasıl bir işlevi vardı?
“Medrese geleneğinin kökleri çok eskiye dayanıyor. Hazreti Peygamber döneminde Medine'de Kur'an'ın öğretildiği bir evden söz ediyoruz. Bu yapı, günümüz medreselerinin ilk örneklerinden biri olarak kabul edilebilir. Daha sonra Mescid-i Nebevi içerisindeki Suffe bölümü bunun daha gelişmiş bir modeli haline geliyor. Zaman içerisinde özellikle Endülüs'le birlikte ilim, Müslüman toplumlarda daha kategorik ve sistemli şekilde ele alınmaya başlanıyor. Medreseler oluşturuluyor ve bunlar günümüzün okulları veya üniversiteleri olarak değerlendirilebilecek eğitim kurumlarına dönüşüyor. Burada sadece dini ilimler öğretilmiyor. Matematikten tıbba, sibernetikten farklı bilim dallarına kadar birçok alanda eğitim veriliyor. Özellikle bizim bölgemiz, Cezire bölgesi, Diyarbakır ve Amida olarak ifade edilen coğrafya, medrese geleneğinin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. El-Cezire gibi alimlerin bu bölgede ortaya koyduğu çalışmalar bunun önemli örneklerinden. Dünyanın farklı bölgelerinden alimler bu medreselere geliyor, burada ilim öğreniyor ve öğrendikleri bilgileri dünyanın farklı bölgelerine taşıyorlar. Dolayısıyla medrese geleneği tarih boyunca ilmin yayılmasında ciddi bir rol üstlenmiş durumda.”
“Medreseler zaman içerisinde dini eğitimin merkezine dönüştü”
Peki Türkiye'de medreselerin bugünkü yapısına nasıl gelindi?
“3 Mart 1924 tarihinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile birlikte eğitim sistemi yeniden yapılandırıldı ve medreselerin resmi yapı içerisindeki konumu değişti. Eğitim modern okul sistemi üzerinden yürütülmeye başlandı. Ancak medrese geleneği tamamen ortadan kalkmadı. Günümüzde de kendi imkanlarıyla varlığını sürdüren medreseler bulunuyor. Fakat zaman içerisinde medreselerin yapısı da değişti. Eskiden çok farklı ilim dallarının okutulduğu medreseler, bugün daha çok dini ilimlerin öğretildiği alanlar haline geldi. Günümüzde hafızlık eğitimi, Kur'an-ı Kerim eğitimi, tefsir, hadis, kelam ve çeşitli İslami ilimlerin öğretildiği bir yapıdan bahsediyoruz. Bu medreseler aynı zamanda Diyanet teşkilatında görev yapan imamların ve din görevlilerinin yetişmesinde de önemli bir işlev görüyor.”

“Karşılığı olmayan bir eğitimin ayağı eksiktir”
Medreselerin bugünkü resmi statüsü nedir? İmam Hatip okulları veya İlahiyat Fakülteleriyle aynı statüye sahipler mi?
“Hayır, aynı statüye sahip değiller. Bugünkü haliyle medreselerin resmi sistem içerisindeki konumu farklı. Medreseler bir şekilde Kur'an kursu statüsü üzerinden Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kontrolü çerçevesinde faaliyet gösteriyor. Ancak burada verilen eğitimin sonunda alınan belgelerin günümüz eğitim sistemi içerisinde resmi bir karşılığı bulunmuyor. Bizim itirazımız tam da burada başlıyor. Bir insan burada ciddi bir eğitim alıyor, yıllarını veriyor, dini ilimler öğreniyor, belli bir seviyeye geliyor. Ancak aldığı eğitimin ve belgenin sistem içerisinde herhangi bir karşılığı bulunmuyor. Biz şunu söylüyoruz: Eğer bu eğitime izin veriyorsanız, bu eğitim yapılıyorsa ve insanlar yıllarını bu eğitime veriyorsa, o zaman buradan alınan belgelerin de bir karşılığı olması gerekir”
“Sistemin modernize edilmesini istiyoruz”
Yani medreseden alınan icazetin doğrudan diploma sayılması mı gerekiyor?
“Biz tek başına “bu belge diploma olarak kabul edilsin” demiyoruz. Burada yanlış anlaşılmaması gereken nokta bu. Biz sistemin modernize edilmesini istiyoruz. Medreselerle İlahiyat Fakültelerinin birlikte hareket ettiği, eğitim programlarının ortaklaşa oluşturulduğu, hangi derslerin okutulacağının belirlendiği, pedagojik formasyonun da işin içerisine dahil edildiği bir sistem oluşturulabilir. Böylece kişi hem medrese eğitiminden hem de İlahiyat eğitiminden yararlanabilir. Aynı eğitimlerin tekrar tekrar okutulmasının da önüne geçilmiş olur. İnsanların zamanı çok değerli. Bir kişi yıllarca medresede eğitim aldıktan sonra yeniden aynı alanları baştan okumak zorunda kalmamalı”
“Medrese ve İlahiyat birlikte yürütülebilir”
Önerdiğiniz model tam olarak nasıl olabilir?
“Kapsayıcı bir program oluşturulabilir. Medresede alınan eğitimin hangi bölümlerinin İlahiyat Fakültesi tarafından karşılanacağı belirlenebilir. Eksik kalan alanlar tamamlanabilir. Böylece kişi hem medrese eğitiminin birikiminden hem de akademik eğitimden yararlanabilir. Biz bunun bir yıl içerisinde hemen yapılacağını söylemiyoruz. Belki bir yıl, iki yıl, üç yıl sürecek çalışmalar yapılabilir. İlahiyat Fakültelerindeki hocalar, akademisyenler ve ilgili kurumlar bir araya gelir. Bu konu masaya yatırılır. Eğitim programları hazırlanır ve sistem oluşturulur. Bizim istediğimiz budur”
“Medreseler görünür olmak istiyor”
“50-60 bin kişilik bir öğrenci topluluğundan bahsediyoruz”
Medrese konusunda yaptığınız öneriler bazı çevrelerden tepki aldı. Bu tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Bence bazı arkadaşlarımız konuyu tam olarak bilmedikleri için ifadeyi yanlış değerlendirmiş olabilirler. Bizim söylediğimiz şey çok açık. Bugün medreselerde eğitim gören ciddi bir öğrenci kitlesi var. 50-60 bin kişilik bir öğrenci topluluğundan ve farklı biçimlerde devam eden bir eğitim sisteminden söz ediyoruz. Bu insanları görmezden gelmek doğru değil. Biz “şu belge mutlaka diploma kabul edilsin” diye bir dayatma içerisinde değiliz. Biz diyoruz ki ortada var olan bir eğitim sistemi var. Bu sistemin daha düzenli, daha şeffaf, daha pedagojik ve akademik bir yapıya kavuşturulması gerekiyor.”
“Merdiven altı görüntüsünden kurtarılmalı”
Medreselerin mevcut yapısında özellikle hangi değişikliklerin yapılmasını öneriyorsunuz?
“Öncelikle bu yapı sistem içerisinde daha görünür hale getirilmeli. Medreseler yıllardır bu topraklarda varlığını sürdürüyor. Halk tarafından destekleniyor. Medreselerin giderleri, yaşamsal ihtiyaçları büyük ölçüde halkın desteğiyle karşılanıyor. O zaman burada eğitim alan insanların emeğinin de bir karşılığı olmalı. Biz medreselerin “merdiven altı” gibi algılanabilecek görüntüden kurtarılmasını istiyoruz. Bunun yolu da eğitim programlarını açık ve net hale getirmekten geçiyor. Pedagojik formasyon, ders programları, eğitim standartları ve denetim mekanizmaları oluşturulabilir. Böylece hem medreselerin niteliği artırılır hem de burada eğitim alan insanların geleceği daha net hale gelir.”
“Medreseler bu toprakların bir gerçeğidir”
Medreselerin sistem içerisinde tanınması neden önemli?
“Çünkü medreseler bu toprakların bir gerçeği. Binlerce yıllık bir gelenekten söz ediyoruz. İnsanlar burada emek veriyor, eğitim alıyor ve toplum içerisinde ciddi bir karşılık buluyor. Dolayısıyla bunu görmezden gelmek yerine sistem içerisinde nasıl daha iyi hale getirebiliriz diye düşünmemiz gerekiyor. Bizim önerimiz bunun konuşulmasıdır.”
“Din görevlilerinin en büyük sorunlarından biri lojman”
Cami ve Din Görevlileri Haftası vesilesiyle din görevlilerinin sorunlarına da değinelim. Din görevlilerinin bugün en önemli sorunları neler?
“Öncelikle bütün din görevlilerimizin haftasını kutluyorum. Din görevlileri toplumla sürekli iç içe. Bir anlamda psikolog gibi, sosyolog gibi toplumun içerisinde görev yapıyorlar. Ancak onların da ciddi sorunları var. Bunların başında özellikle lojman sorunu geliyor. Düşünün; genç bir arkadaşımız İlahiyat Fakültesini bitirmiş, yüksek lisans yapmış, belli bir akademik seviyeye gelmiş. Daha sonra köyde görev yapmak üzere atanıyor. Yeni evlenmiş olabilir. Eşini, çocuklarını yanında götürmek istiyor. O insanın görev yaptığı yerde yaşayabileceği asgari şartları sağlayacak bir konutunun olması gerekiyor. Bu nedenle lojman konusu bizim için çok önemli”
“Kariyer basamaklarımızın ne zaman ilerleyeceğini bilmiyoruz”
Lojman dışında hangi sorunlar öne çıkıyor?
“Kariyer basamakları önemli bir sorun. Bir din görevlisi köyde göreve başladıktan sonra ne zaman şehir merkezine gelebilecek? Ne zaman daha büyük bir yerleşim yerinde görev yapabilecek? Eğitimini geliştirebileceği, kendisini daha rahat ifade edebileceği bir pozisyona ne zaman ulaşabilecek? Bunu öngöremiyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı'nda öğretmenler açısından uzman öğretmenlik, başöğretmenlik gibi kariyer basamakları var. İnsan hangi şartları yerine getirdiğinde hangi seviyeye ulaşacağını biliyor. Bizde ise şartlar çok daha belirsiz ve zorlayıcı olabiliyor. Biz din görevlilerimizin kariyer yolunun açık ve öngörülebilir olmasını istiyoruz”
“Diyanet'te yaklaşık 20 bin pozisyon açığı var”
Personel açığı konusunda da ciddi bir sorun olduğunu ifade ettiniz. Buradaki tablo nedir?
“Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yaklaşık 20 bin pozisyon açığı olduğunu ifade ediyoruz. Yani imam, Kur'an kursu öğreticisi ve müezzin gibi alanlarda ciddi personel eksikliği var. Böyle bir tabloda görev yapan insanların çalışma ve yaşam şartlarını iyileştirmek daha da önemli hale geliyor.”
“Aile Yılı diyorsak aileleri bir araya getirmeliyiz”
Din görevlilerinin aile birliği konusunda yaşadığı sorunlar da gündemde. Bu konuda ne söylüyorsunuz?
“Biz Aile Yılı'ndayız. Ama aile birliğini sağlayamadığımız durumlarla karşı karşıya kalıyoruz. İki kişi de memur. Birini A şehrine, diğerini B şehrine gönderiyorsunuz. Biri gidemiyor, diğeri gelemiyor. Biz diyoruz ki aile birliği sağlanmalı. İnsanlar eşleriyle, çocuklarıyla birlikte huzurlu bir hayat sürdürebilmeli. Aile birliği sağlanmış bir din görevlisinin topluma sunduğu hizmet de daha güçlü olacaktır.”
“20 bin açık varken aile birliğinin önü açılmalı”
Bu sorunların çözümü için ne yapılmalı?
“Eğer ciddi bir personel açığı varsa, aile birliğini sağlayacak düzenlemeler yapılabilir. Bir tarafta personel ihtiyacı var, diğer tarafta aileleri ayrı şehirlerde yaşayan çalışanlar var. Bu iki sorunu birlikte değerlendirmek gerekiyor. Ayrıca Diyanet bünyesinde güvenlik görevlileri ve yardımcı hizmetlerde çalışan personel açısından da tayin ve yer değiştirme konusunda ciddi sorunlar yaşanıyor. Bazı personele belirli süreler boyunca bulunduğu yerde kalması gerektiği söyleniyor. Bunların hepsi yeniden ele alınabilir. Bunlar çözülemeyecek sorunlar değil”
“Sorunların çözülmesi için muhatapların adım atmasını istiyoruz”
Peki sizce bu sorunların çözülmesinin önündeki temel engel nedir?
“Aslında bunların önemli bir bölümü çözülebilecek sorunlar. Bir yasa taslağı veya gerekli mevzuat düzenlemeleriyle bunların önemli kısmı çözülebilir. Biz sorunlarımızın sadece dinlenmesini değil, çözülmesini istiyoruz. Cami ve Din Görevlileri Haftası'nda din görevlilerinin haftasını kutlamak elbette güzel. Ama asıl önemli olan onların sorunlarını konuşmak ve çözüm üretmek. Bizim derdimiz de sıkıntımız da budur”
“Toplumun mutluluğu sorunların çözülmesinden geçiyor”
Son olarak eklemek istediğiniz bir mesaj var mı?
“Hem medreselerin hem de din görevlilerinin ciddi sorunları, talepleri ve beklentileri var. Bu taleplerin karşılanması toplumdaki rahatlamayı da sağlayacaktır. Çünkü toplumdaki bireyler mutlu değilse toplumun kendisi de mutlu değildir. Toplumu mutlu kılmanın yolu da toplumdaki sorunları çözmekten geçiyor”




