Diyarbakır denildiğinde akla medeniyet, tarih, kültür ve kadim bir şehir gelir. Binlerce yıllık geçmişiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bu kent, bugün ne yazık ki sivil toplum kuruluşlarının temsil sorumluluğu, rant iddiaları ve kentin geleceği üzerinden yürütülen tartışmalarla gündeme geliyor. Peki Diyarbakır kimin? Halkın mı, yoksa birkaç kişinin mi?*
Diyarbakır'ın geçmişi binlerce yıla dayanıyor. Surlarıyla, tarihiyle, kültürüyle ve insanıyla büyük bir medeniyetin mirasını taşıyor. Ancak bugün insanın aklına şu soru geliyor: Bu kadim kent gerçekten sahipsiz mi bırakılıyor?
Kentte bazı sivil toplum kuruluşlarının başındaki isimlerin, temsil ettikleri kurumların sınırlarını aşarak adeta kentin yönetiminde söz sahibi olmaya çalıştığı yönünde ciddi eleştiriler bulunuyor. Dört-beş STK'nın başındaki isimlerin kentin geleceği üzerinde bu kadar etkili olması ne kadar doğru?
STK BAŞKANI MI, BELEDİYE BAŞKANI MI?
Sivil toplum kuruluşları; halkın sesini duyurmak, esnafın, iş insanlarının ve vatandaşların haklarını savunmak için vardır. Bir kentin bütün dinamiklerini kendi etrafında şekillendirmek için değil.
Peki aynı kişi iki, üç dönem boyunca bir STK'nın başkanlığını yürütüyorsa burada artık temsil, değişim ve hesap verebilirlik tartışması yapılması gerekmez mi?
STK başkanlığı bir makam ve güç alanı mıdır, yoksa topluma hizmet etme sorumluluğu mudur?
Bir STK başkanı, bir kentin kaderi üzerinde tek başına söz sahibi olabilir mi? Belediye başkanlarının, seçilmiş yöneticilerin ve halkın iradesinin önüne geçmeye çalışan bir anlayış Diyarbakır'a ne kazandırabilir?
695 DÖNÜMLÜK ARAZİ İDDİASI: KAMUOYU AÇIKLAMA BEKLİYOR
Kentte en çok tartışılması gereken konulardan biri de kooperatifler üzerinden yürütüldüğü öne sürülen arazi tahsisleri.
İddialara göre bazı STK yöneticilerinin kooperatif adı altında Millî Emlak üzerinden 695 dönümlük arazi aldığı, bunun 50 dönümlük bölümünün kooperatif için ayrıldığı, kalan 645 dönümlük bölümün ise başka amaçlarla kullanıldığı ileri sürülüyor.
Bu iddia doğru mu? Arazi hangi şartlarla tahsis edildi? Kimlerin kullanımına bırakıldı? Kooperatifin ortakları kimler? Kamu arazisinin kullanımına ilişkin belgeler ve tahsis koşulları kamuoyuyla paylaşılacak mı?
Bunlar görmezden gelinecek sorular değildir.
Kamu arazileri birkaç kişinin menfaatine değil, toplumun ortak geleceğine hizmet etmelidir. Bu nedenle ilgili kurumların iddiaları açıklığa kavuşturması, tahsis belgelerini ve kullanım koşullarını kamuoyunun bilgisine sunması gerekiyor.
BELEDİYELERDE İŞ ALMA İDDİALARI DA ARAŞTIRILMALI
Diyarbakır'da konuşulması gereken bir diğer önemli konu ise yerel yönetimlerde iş ve ihale süreçleriyle ilgili ortaya atılan iddialar.
Bazı vatandaşlar ve iş insanları arasında, belediyelerden iş almak isteyenlerin belirli kişilerle görüşmek zorunda kaldığı, bazı işler için belirli miktarlarda ödeme yapılması gerektiği yönünde iddialar dile getiriliyor.
Adeta belediyeler üzerinden bir iş alma borsası oluşturulduğu ileri sürülüyor.
Elbette bu iddiaların doğruluğu yetkili makamlar tarafından araştırılmalıdır. Hiç kimse belge ve delil olmadan suçlu ilan edilemez. Ancak kamuoyunda bu kadar ciddi iddialar konuşuluyorsa belediye yönetimlerinin de çıkıp şeffaf bir açıklama yapması gerekir.
İhaleler kimlere veriliyor? İş alma süreçleri ne kadar şeffaf? Kamu kaynakları hangi ölçütlere göre dağıtılıyor?
Diyarbakır halkı bu soruların cevabını bekliyor.
AMEDSPOR VAR, PEKİ DİYARBAKIR'IN DİĞER SORUNLARI NE OLACAK?
Bugün Diyarbakır'da gündem denildiğinde çoğu zaman Amedspor konuşuluyor. Elbette Amedspor bu kentin önemli bir değeri, ortak sevinci ve gururudur. Başarısı hepimizi mutlu eder.
Ancak Diyarbakır sadece Amedspor'dan ibaret değildir.
Esnafın ekonomik sıkıntısı, işsiz gençler, yatırım bekleyen iş insanları, altyapı sorunları, ulaşım, çevre, kentsel gelişim ve kamu kaynaklarının kullanımı da bu kentin gündemidir.
Bir kentin bütün sorunlarını bir spor kulübünün gündeminin arkasına saklamak doğru değildir.
Amedspor konuşulsun, ancak Diyarbakır'ın geleceği de konuşulsun!
BU KENTİN SAHİBİ ESNAFI, İŞ İNSANI VE VATANDAŞIDIR
Diyarbakır dört-beş STK başkanının kenti değildir. Bu şehir herhangi bir grubun, kişinin veya çıkar çevresinin mülkü hiç değildir.
Bu kentin gerçek sahibi esnafı, iş insanı, emekçisi, genci, kadını ve yıllardır burada yaşayan vatandaşlarıdır.
Sivil toplum kuruluşları kente sahip çıkacaksa önce hesap verebilir olmalı, şeffaf davranmalı ve temsil ettikleri insanların haklarını savunmalıdır.
Bir STK'nın görevi rant kapısı oluşturmak değil, kentin sorunlarına çözüm üretmektir.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ VE DİYARBAKIR'IN GELECEĞİ
Terörsüz Türkiye hedefi elbette önemlidir. Diyarbakır'ın huzura, güvene, yatırıma ve ekonomik kalkınmaya ihtiyacı vardır. Ancak hiçbir süreç, hiçbir siyasi söylem ve hiçbir toplumsal hedef kamu kaynaklarının denetimsiz kullanılmasına veya kişisel çıkarların görmezden gelinmesine gerekçe olamaz.
Huzur kadar adalet, kalkınma kadar şeffaflık, yatırım kadar liyakat de önemlidir.
SON SÖZ: DİYARBAKIR SAHİPSİZ DEĞİLDİR!
Bu kent bizim kentimiz. Tarihiyle, kültürüyle, insanıyla hepimizin ortak mirasıdır.
Diyarbakır'ı parsel parsel tartışmaların, rant iddialarının ve dar çıkar gruplarının gölgesinde bırakmayalım.
Esnafına, iş insanına, yatırımcısına ve vatandaşına sahip çıkalım. Kamu arazilerinin nasıl kullanıldığını soralım. Belediyelerin ihale süreçlerini sorgulayalım. STK başkanlarından hesap verebilirlik ve şeffaflık bekleyelim.
Kimse bu kenti kendi çiftliği gibi görmemeli.Diyarbakır dört-beş kişinin değil, milyonların ortak değeridir.*
Allah'a emanet diyerek bu kentin kaderine seyirci kalamayız. Diyarbakır halkı artık kendi şehrine sahip çıkmalı.
Çünkü Diyarbakır'ın kaybedecek bir karışı, heba edecek bir geleceği yok!