Daha önceki iki yazımda (Kıyamete 5 kala ve kıyamete 1 kala) bu gün seyrettiğimiz bilim kurgu filmlerde ki kıyamet senaryolarının fragmanlarıyla benzerlikleri yazarak kaygılarımı paylaşmak istemiştim.

Haberleri her izlediğimde, bazı verileri incelediğimde veya bu konuda katıldığım her uluslararası toplantılardan sonra Keşke bu kaygılarımda yanılmış olsaydım cümlesini tekrarlıyorum!

Çünkü her veri her haber ve her gelişme artık resmen her alanda bir kıyamet savaşı filmi seyrettiriliyormuşçasına bizlere seyrettiriliyor.

Farkında mıyız, türümüzü yok edecek uygulamaları pervasızca adım adım bize canlı yayınlarla fragmanlarla izlettiriyorlar!

Herkes bizi her adımda kıyametimize yaklaştıran bu fragmanları olağan gelişmeler şeklinde tepki göstermeden izliyor.

Politikacılar asıl görevleri olan sorunlara çözüm üretme yerine, çözümsüzlüğü, çatışmaları ve yerli yersiz meydan okumaları esas alan politikalarla kaosu derinleştirerek beceriksizliklerini totaliter rejimlerle örtmeye çalışıyor, dünyanın üçte biri iç savaş veya fiili savaşta geri kalanı ise diken üstünde duruyor, dünya devletlerinin borcu 400 trilyon doları aşmış olmasına ve ödenemeyecek bir borç marjında olmasına rağmen küresel ekonomik güçler açgözlülükle bu kaostan kısa vadeli çıkar politikalarıyla bu kaostan beslenmeye çalışıyor. Dünyanın süper gücü ABD’nin ödeyemeyeceği borcu 42 trilyon doları aşmış durumda!

Dünya devletleri derin ekonomik kaosa rağmen tam anlamıyla cinnet derecesinde bir silahlanma yarışmaya girmiş durumda. Gezegenimiz bu silahlanma çılgınlığı sebebiyle patlamaya hazır bir cephaneliğe dönmüş durumda.

Politikacılar, Çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğini koruma ve geliştirme teminatları vereceklerine, seçim vaatlerinde seçmenlerine yeni katliamalar, daha fazla yıkım, ülkeleri taş devrine döndürme, tarihten silme, en tehlikelisi gezegendeki yaşamı yok edecek nükleer silah kullanma nutukları atıyorlar!

Siyasetçiler seçim başarısı için bir insanlık suçu olan savaşlarda başarı sağlamayı makul ve normal bir argüman olarak kullanıyor. Onursuz katliamcılara “onurlu çıkış “ diye bir kavram uydurdular ve onursuzluğun ifadesi olan bu terimi TV kanallarında “yorumcu” kılıklı kişiler tarafından TV kanallarında bunu olağan bir gereklilikmiş gibi tekrarlayıp duruyorlar. Daha önceki yazılarımda KATLIAMCININ ONURU OLAMAZ diye yazmıştım.

Putin’in, Ukrayna’da ilk defa taktik nükleer kullanabiliriz dediğinde cılız da olsa bir tepki oluşmuştu. Ama nükleer silah kullanan tek ülke olan (2. Dünya savaşında Hiroşima ve Nagazaki’de nükleer bomba kullanan) ABD, Iran savaşında nükleer masada açıklamaları gerekli tepkiyi görmediği gibi bazı “yorumcu” kılıklı kişiler tarafından TV kanallarında ve “özgür” basında sanki İran’ı zorlamak için normal bir açıklama olarak yorumlandı!

Hatta bazı stüdyo “Donkişotları” İran neden uzatıyor ABD süper bir güç nükleer silah kullanabilir teslim olsun demeye getiren hadlerini aşan utanmazca analiz demeyeceğim tabirler kullandılar.

Taktik nükleer silah nedir; taktik nükleer silah dediğimiz katliam silahı öyle el bombası veya herhangi bir füze hatta en güçlü füze ile bile kıyaslanmayacak kadar tehlikeli bir silah. 2.dünya savaşında Nagazaki’ye veya Hiroşima’ya atılan atom babasından 6 veya 10 kat daha etkili bir silah.

Atıldığı yerde Hiroşima ve Nagazaki de ne olduysa 10 kat daha büyük bir etki yaratır. Yani o bölgede yaşamı yok eder ve 100 yıl boyunca ot bile bitmez.

Neymiş efendim savaştan istediği katliamcı “bebek, çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden kanlı zafer” sonucunu alamayan politikacı kılıklı katliamcılar nükleer taktik silahları kullanabilirmiş!!!!!

Dehşet dengesi denilen nükleer döneminde bir tek taktik nükleer veya nükleer silah kullanıldığında bu gezegenimizdeki yaşamın son bulmasının startı olacaktır. Ellinde nükleer bulunan karşı taraflar mısır patlatırcasına karşılık verecek veya kullanmayı normalleştirecek.

Bu silahlardan tek bir tanesi bile bölgedeki yaşam kaynakları olan Su, Hava ve toprağı enfekte ederek 100 yıl belki de bin yıl kullanılamaz hale getirecektir.

Kıyamete sıfır kala, dünyanın geleceği pamuk ipliğine bağlı olduğu bir ortamda geleceğimizi teslim ettiğimiz liderlerimiz, politik kurumlarımız, siyasi, akademik vs. vs. şahsiyetlerimizin oynadıkları trajik-komik şovları izledikçe bilim kurgu filmlerindeki son, gerçekçi gibi geliyor. Filim vizyona girmek üzere sanırım filimi seyretmekten başka yapabilecek bir şey kalmayacak!

Dünyadaki, Politikacıların, liderlerin, akademisyenler vs. vs. bu konuda çözüm üretecek vizyona sahip değil!

Ya sizin klasik deyimle çocuklarınıza, torunlarınıza yaşanası bir dünya bırakma konusun da, bu kan emici katliamcı zihniyetlere karşı duracak, durdurabilecek bir vizyonunuz var mı?

Bu koşullarda Türkiye’nin göstermiş olduğu değerli çabaları gerek ulusal gerekse uluslararası gözlemlerime göre takdire şayan olduğunu söyleyebilirim.