DİYARBAKIR HABER- Diyarbakır, Bingöl ve çevre illerde yıllardır husumetli ailelerin barışmasına vesile olan Mahmut Erdoğmuş, üç kuşaktır süren “barış elçiliği” geleneğini sürdürüyor. Bölgede kan davaları, kız kaçırma olayları ve alacak-verecek anlaşmazlıklarında arabuluculuk yapan Erdoğmuş, özellikle son yıllarda cinayetlerin büyük bölümünün uyuşturucu ve sosyal sorunlardan kaynaklandığını belirtti. Kan davalarının 2026 yılında hâlâ devam ettiğini ifade eden Erdoğmuş, “Barış törenleri toplumun caydırıcı gücüdür. Affetmek en büyük erdemdir” diyerek husumetli ailelere çağrıda bulundu.

Hocam, sizi tanıyabilir miyiz?

Bölgede Hafız Efendi diye bilinen Hafız Efendi’nin en küçük torunuyum. Bu bizim aileye üç kuşaktır gelen bir gelenek. Ailece yaptığımız bir girişimdir bu barış elçiliği meselesi. Ben çocukken rahmetli babamı kaybettim. Onu kaybettikten sonra aşiret reisleri bir yere gittiklerinde beni hep beraberlerinde götürürlerdi. Hiç unutmam, “Bizim hatırımız yoksa bunun da hatırı yok mu rahmetli babadan dolayı?” derlerdi. O şekilde bu işlerin içinde büyüdüm. Sayısını hatırlamıyorum ama çocukluğumdan beri bölgede bu işlerle uğraşıyorum. Bizi bilen bilir; Hanedan’da, Genç’te, Bingöl’de çocukluğumdan beri aktif olarak bu işlerin içindeyim. Bunun karşılığını da sadece Allah’tan bekliyorum.

Mahmut Erdoğmuş

Ne tür barışlara vesile oluyorsunuz? Sadece kan davaları mı?

Genelde kan davaları. Kız kaçırma meseleleri oluyor. Son dönemlerde alacak-verecek anlaşmazlıkları da çok fazla gelmeye başladı. Aslında en problemli olanlar çoğu zaman alacak davalarıyla ilgili uzlaşmalar oluyor. Sayı olarak onlar daha fazla.

Eskiye oranla kan davaları azaldı mı, yoksa aynı mı devam ediyor?

Maalesef bölgemizde yine aynı şekilde devam ediyor. Ancak son dönemlerde yaşanan cinayetlerin ya da yaralanmaların yüzde 90’ı daha farklı nedenlerden kaynaklanıyor. Uyuşturucu meselesi, alışveriş anlaşmazlıkları, kız kaçırma gibi konular öne çıkıyor. Son 30 yıllık süreçte toplumdaki bu sıkıntılardan kaynaklanan bir hastalık oluştu diyebiliriz.

Kan davası 21. yüzyılda hâlâ sürüyor. 2026 yılındayız. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bunun birçok nedeni var. Öncelikle bir cezasızlık algısı var. Ben kişisel suçlarda — özellikle altını çiziyorum — maktulün tarafının tümünün rızası dahilinde kısasın uygulanmasından yanayım.

İslam bize üç yol gösteriyor:

Birincisi kısas, ki en zor olan budur. Diyelim ki öldürülen kişinin 5 kardeşi var; dördü kısas istese, biri af istese, o birinin dediği geçerli olur. Bu, İslam’ın insana verdiği değerden kaynaklanır. Ama beşi birden isterse o zaman kısas uygulanır.

İkincisi diyet.

Diyarbakır’da 33 Medeniyet Söylemi Gerçeği Yansıtmıyor! Abakay: “Bu şehirde 58 beylik egemen oldu ama medeniyet üçtür”
Diyarbakır’da 33 Medeniyet Söylemi Gerçeği Yansıtmıyor! Abakay: “Bu şehirde 58 beylik egemen oldu ama medeniyet üçtür”
İçeriği Görüntüle

Üçüncüsü ise Allah’ın çokça övdüğü en güzel yol olan af etmektir.

Affeden oluyor mu? Oluyor.

Hiç unutmam, Genç’te bir olay olmuştu. Bir gün bir aileye gittik. Adam dedi ki: “Siz niye benim evime geldiniz benden çocuğumun affedilmesini istiyorsunuz? Keşke beni çağırsaydınız, ben sizin evinize gelseydim, kendi çocuğunuzu size bağışlasaydım.”

Madem geldiniz dedi, benim bu insanlarla bir alıp veremediğim yok. Ardından tören yapılıyor. İnsanlar toplanıyor, Kur’an-ı Kerim’in altında geçiriliyorlar. Bu alenileştiriliyor. Artık bunlar düşman değil deniliyor. Bu, toplumun o kesimine yayılıyor.

Mahmut Erdoğmuş3

En çok zorlandığınız dava oldu mu?

Bütün barış girişimleri çok zorlu ve meşakkatlidir. Bu işe girişenlerin büyük sabır ve tahammül sahibi olması gerekir. Çünkü duymak istemediğiniz sözleri duyabilirsiniz. Size çok saygılı olan insanlar bir anda sesini yükseltebilir. Ama siz bunu kişisel algılamazsınız. “Bu benim çıkarım için değil, insanların birbirini öldürmemesi için” dersiniz. Sabır ve tahammülünüz yoksa arabulucu olamazsınız. Sonrasında çoğu insan yaptığından pişman oluyor ve özür diliyor.

Hiç iki tarafın kendiliğinden gelip barışmak istediğine şahit oldunuz mu?

Hayır, öyle bir şey yok. Mutlaka bir arabulucu gerekir. İki tarafın da değer verdiği birinin devreye girmesi lazım. Bu onların elini rahatlatır. “Ne yapayım, falanca devreye girdi, onu kıramadık” derler. Arabulucunun toplumda bir karşılığı olması gerekir. Kırıldığında toplumda bir müeyyide oluşturacak bir ağırlığı olmalı.

Barışıp sonra tekrar düşman olan oldu mu?

Ben şahsen denk gelmedim. Sadece bir olay duydum, benden önce Genç’te olmuştu. Barıştıktan sonra tekrar zarar verilmişti. O aile toplumda dışlandı. Kimse artık onların davasıyla ilgilenmedi. Evlerini satıp başka yere gittiler. Bu toplumda çok ayıplanan bir durumdur. Barışmadan karşılık verse belki yadırganmaz ama barıştıktan sonra yaparsa büyük ayıp sayılır. “Madem yapacaktın, niye barıştın? Niye Kur’an’ın altından geçtin?” denir. Bu ritüeller caydırıcıdır. Binlerce insanın şahit olduğu bir barışta, o saatten sonra yapılacak yanlışlık binlerce insana yapılmış sayılır.

Konuşmalarda hep şu söylenir:

“Bu saatten sonra kim bu davayı tekrar gündeme getirirse onun düşmanı Allah’tır, Allah’ın Resulü’dür ve Allah’ın kelamıdır.”

Bugüne kadar kaç aileyi barıştırdınız?

Öyle bir istatistik yok. Ama sürekli oluyor. Kaç günde bir mutlaka bir mesele çıkıyor. Geçen gün Mardin’le ilgili bir mesele geldi. Dedim ki, “Mardin’de benim bir anlamım olmaz. Orada ileri gelen birini götürün.” Bazen insanlar alınıyor ama her bölgenin kendi ağırlığı olan insanları devreye girmeli.

Bu girişim sadece size mi ait, yoksa birlikte mi hareket ediyorsunuz?

Bireysel olarak gidiyorum ama orada insanları ben topluyorum. Gayri resmi bir oluşum bu. Resmi bir yapı olsa bir hukuk bürosundan farkı kalmaz. Gittiğim yerde o aşiretin ileri gelenlerini de işin içine katıyorum. Tek başına olmaz.

Son olarak husumetli ailelere çağrınız nedir?

Bizim halkımız Müslümandır. Allah’ın ve Resulü’nün dediğine uyarlarsa affetmenin ne kadar büyük bir erdem olduğunu görürler. Affetmeye yönelsinler. Toplumda affetme duygusu gelişsin. Bazı insanlarda bu duygu olmuyor. Bir de bu işi kışkırtanlar var. Onlar Allah’tan korksunlar. Böyle bir şeye sebep olmasınlar.

Muhabir: MEHMET SAİT BAYRAM