DİYARBAKIR HABER- Sanal bağımlılık, özellikle çocuklar ve gençler arasında her geçen gün daha fazla hayatın merkezine yerleşiyor. Telefon, tablet, bilgisayar ve sosyal medya artık günlük yaşamın vazgeçilmezleri arasında. Peki dijital dünyadan tamamen uzaklaşmak mı gerekiyor, yoksa asıl mesele doğru dengeyi kurmak mı?

Bu soruların yanıtını Eğitim Bilimci Dr. İsmet Kaya ile konuştuk. Kaya, sanal bağımlılıkla mücadelede dikkat çeken bir noktaya işaret ederek, “Çocuklarımızı değil, önce kendimizi koruyun” mesajını verdi.

Kaya ayrıca çocukların ekran başında geçirdiği zamanı azaltmanın tek başına yeterli olmadığını belirterek, ailelere spor, sanat, müzik, dil ve birlikte geçirilen kaliteli zaman önerisinde bulundu.

“Önce Çocuğu Değil, Kendimizi Korumalıyız”

Sayın Kaya, belki siz de beni doğrularsınız bilmiyorum ama son dönemlerde sanala olan ilgi çok fazla ve giderek de artıyor. Bunun önüne de geçilemiyor. Özellikle küçük yaşlarda başlayan bir bağımlılıktan söz ediyoruz. Ne durumdayız, ne olacak?

“Evet, bütün dünyayı içine alan bir akım var artık. Bununla savaşmak mümkün değil ve aslında savaşmaya da gerek yok. Çünkü bunun çok güzel olan tarafları var ve bunları kullanmamız lazım. Tıpkı bütün insanlık tarihinde olduğu gibi bazı şeylerin revaçta olduğu dönemler vardır. Şu anda da medya ve dijital dünya revaçta. Çok büyük bir şey. Çünkü işlerimizi medyayla, dijital dünyayla yapıyoruz. Önemli olan, tıpkı her şeyde olduğu gibi, dengeyi kaçırmamak. Yani çocuktan itibaren bu dengeyi tutmak gerekiyor.”

Peki bu dengeyi nasıl sağlayacağız? Özellikle anne babalar burada ne yapmalı?

“Bize bazen eğitim alanlarında, okullarda anne babalar için dijital eğitim ve bağımlılık eğitimleri istiyorlar. “Çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz?” diye soruyorlar. Benim burada dikkat çektiğim nokta şu: Çocuklarımızı değil, önce kendinizi koruyun. Aslında her şey oradan başlıyor. Uçakta da mesela bize söylenir: “Oksijen maskesini önce kendinize takmanız lazım.” Ben ilk uçak yolculuklarımda bunu anlayamıyordum. Neden önce kendimize takıyoruz diye düşünüyordum. Ama aslında çok önemli bir mesaj var burada. Bir anne güçlü olduğu kadar güçlü bir çocuk yetiştirebilir. Bir erkek, bir adam güçlü olduğu kadar kadınına ve çocuğuna sahip çıkabilir. Onun için diyoruz ki önce kendinizi dijital bağımlılıktan kurtarın. Çünkü hiçbir çocuk dijital bağımlılıkla doğmaz”

Ismet Kaya1

Yani çocuk aslında anne ve babayı model alıyor!

“Kesinlikle. Çocuk sürekli annesinin elinde telefon görürse, babasının elinde telefon görürse, babasıyla konuştuğunda babası gözünü televizyondan alamıyorsa çocuk şunu düşünür:

“Demek ki benden daha önemli bir şey var bu dünyada.”

Telefon babam için benden daha önemliyse, çocuk için de en önemli şeylerden biri telefon olmaya başlıyor. Çocuk akrabalarda, çevresinde, her yerde bunu görünce “Benim sahip olmam gereken en büyük şey bir telefondur” diye düşünmeye başlıyor. Bir de çocuğu sakinleştirmek için bazen restoranda, evde veya başka bir yerde sürekli telefon vermek var. Bir biberon gibi telefonu kullanıyoruz. Böylece çocuğu biz kendimiz bağımlı hale getiriyoruz”

Siz de bir baba olarak bu konuda kendi ailenizde bazı sınırlar koyuyorsunuz.

“Evet. Kendim bir baba olarak söylüyorum. Evde bilgisayarımız var, televizyon var, telefon var, tablet var. Ama telefonu vermiyoruz, tableti de sürekli vermiyoruz. Bir seyahate gittiğimizde ya da gün içerisinde tablet vereceksek, bir saati asla aşmamak şartıyla kullanmasına izin veriyoruz. Böyle kararlar alıyoruz. Bu neye vesile oluyor? Birlikte daha iyi sohbetler yapabiliyoruz. Birlikte daha iyi bir bağ kurabiliyoruz. Daha iyi bir aile olabiliyoruz. Bu çok önemli bir şey. Bu nedenle önce annenin, babanın dikkat etmesi lazım. Aile ortamını yaratan, çocuğun güven ortamını yaratan biziz. Eğer orada bir boşluk kalırsa dijital medya o boşluğu doldurmak için müthiş bir alan. İnanılmaz güzel şekilde boşluğu dolduruyor. Çünkü her şey var.”

Yani mesele aslında dijital dünyayı tamamen hayatımızdan çıkarmak değil, o boşluğu ve zamanı doğru şeylerle doldurabilmek.

“Aynen öyle. Dijital dünyanın kendisi düşman değil. Önemli olan onu nasıl kullandığımız ve hayatımızda nereye koyduğumuz”

“Çocuklarımızla Anı Biriktirmeliyiz”

Hocam, peki dijital dünyanın oluşturduğu bu boşluğu nasıl dolduracağız? Bunu sağlamak yine anne babaya mı düşüyor?

“Tabii. Mesela ben çocuğumun dünyasını güzelliklerle doldurabilirsem, güzel bir kursla tanıştırabilirsem, güzel bir spor aktivitesi sunabilirsem, hafta sonlarını yapılandırabilirsem, yani hayatı tesadüfe bırakmazsam çok önemli bir şey yapmış olurum. Çünkü hayat boşluk kabul etmez. Siz zamanı boş bırakırsanız, o boşluğu bilgisayar oyunları dolduracak, kötü arkadaşlar dolduracak veya başka şeyler dolduracak. Aslında “boş zaman” dediğimiz şey bile çok kıymetli. Zaman hiçbir zaman boş değil. Öyleyse anne babanın buna emek vermesi lazım”

Yani çocuğun hayatını sadece “telefonu bırak” diyerek düzenleyemeyiz.

“Kesinlikle. Çocuğa “telefonu bırak” demek yetmez. Onun yerine bir şey koymamız lazım. Buradan anne babalara çağrım şu: Bir enstrümanla, bir spor dalıyla, bir dille, bir sanatla mutlaka kendiniz tanışın. Önce kendiniz tanışın, sonra çocuğunuzu tanıştırın. Çocuğunuzla birlikte öğrenme yolculuğuna çıkmak dünyanın en büyük eylemlerinden biridir. Siz de hayatta yeniden doğmuş gibi oluyorsunuz. Genç kalıyorsunuz, beyniniz genç kalıyor. Öğrenmek, zihinsel olarak aktif kalmak sizi yaşlanmanın bazı olumsuz etkilerinden koruyabilecek çok önemli bir alışkanlık. Aynı zamanda çocuğunuz sizinle öğrenmekten çok büyük bir keyif alıyor. Çocuk şunu düşünüyor: “Babam bunu yapıyorsa bu çok kıymetli.”

Yani çok basit şeyler bile aslında çocuk açısından büyük anlam taşıyor.

“Evet. Beraber top oynamak, birlikte akşam yürüyüşüne çıkmak, birlikte kitap okumak, birlikte bir şeyler öğrenmek, etkinliklere gitmek… Mesela birlikte bir akşam geçirmek bile çok kıymetli. Anne babalarla yapılan çalışmalara baktığımızda çocukların hayatındaki en büyük izlerin, çocuklarla birlikte oluşturduğumuz anılar ve hatıralar olduğunu görüyoruz. Çocuklar bunları unutmuyor. Mesela bir çocuk yıllarca YouTube'a takıldığını hatırlamaz. “Hiç unutamıyorum bu hatıramı” demez.

Cocuklarin Ekran Suresi 1

Ama şunu hatırlar:

“Babamla kalktığım sahur gecelerini unutamıyorum.”

“Annemin gelip bizi sahura uyandırmasını unutamıyorum.”

Yapay zekâ eğitimi kolaylaştırıyor mu, zorlaştırıyor mu? Diyarbakır’da Eğitim Koçu Viyan Baytar’dan kritik uyarılar!
Yapay zekâ eğitimi kolaylaştırıyor mu, zorlaştırıyor mu? Diyarbakır’da Eğitim Koçu Viyan Baytar’dan kritik uyarılar!
İçeriği Görüntüle

“Babamla gittiğim şu seyahati unutamıyorum.”

“Babamla gittiğimiz balık heyecanını unutamıyorum.”

“Annemle birlikte atölyelere katılırdık. Annem beni buraya götürürdü.”

Bunları unutmaz.

Onun için çocuklarımızla anı biriktirmemiz lazım. Bu, dijital dünyanın yerini doldurabilecek en büyük alternatiflerden bir tanesidir.”

Yani aslında çocuklarımızın elinden telefonu almak kadar, onların hayatına gerçek hayatın güzelliklerini koymak da gerekiyor.

“Kesinlikle. Çünkü mesele sadece telefonu kapatmak değil. Mesele çocuğun hayatını anlamlı şeylerle doldurmak. Çocuğunuzla konuşun, birlikte öğrenin, spor yapın, bir sanat dalıyla ilgilenin, bir enstrüman öğrenin, seyahat edin, anılar biriktirin. Çünkü çocuklarımızın zihninde kalacak olan şey çoğu zaman ekranda geçirdiği saatler değil, anne babasıyla geçirdiği anlamlı zamanlar olacaktır.”

Hocam çok teşekkür ediyorum. Çok önemli mesajlar verdiniz. Özellikle “Önce çocuğu değil, kendimizi koruyalım” ve “Hayat boşluk kabul etmez” sözleriniz gerçekten çok kıymetli.

“Ben teşekkür ederim. Umarım çocuklarımız için dijital dünyayı tamamen reddetmeden, ama dengeyi de kaybetmeden güzel bir hayat kurabiliriz”

Muhabir: MEHMET SAİT BAYRAM