Diyarbakır'ın Suriçi semtinde, yaklaşık yüz yıllık bir evde her gün onlarca kişi bir araya geliyor. Suriçi, kentin en eski yerleşim alanlarından biri, Sur ilçesinin merkezini oluşturuyor. Bu ev, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı tarafından işletilen Dengbêj Evi. Bu yılın nisan, mayıs ve haziran aylarında evde 72 divan düzenlendi. Bu divanlara 20'si misafir olmak üzere toplam 80 kişi katıldı, evi ziyaret eden kişi sayısı ise üç ayda yaklaşık 70 bin oldu. Rakamlar, sözlü anlatının Diyarbakır'da hâlâ günlük bir uygulama olduğunu gösteriyor.
Bu rakamlar, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin kendi açıklamasına dayanıyor. Evin koordinatörü Ahmet Yılmaz, bir önceki yıl gelen ziyaretçi sayısının 150 bini bulduğunu, haftada ortalama 400 ile 500 kişinin evi ziyaret ettiğini anlatıyor. Yılmaz, yabancı ziyaretçilerin kadın anlatıcıları dinlerken duygulandığını söylüyor, bir kafileyle gelen bir kadının dili anlamadığı halde ağladığını ve kendisine, anlamanın önemli olmadığını, duygunun kendisine geçtiğini söylediğini aktarıyor.
Ev pazartesi hariç her gün saat 10.00 ile 17.00 arasında açık. İki odası ve geniş bir avlusu, ziyaretçilerin ve anlatıcıların bir araya geldiği divanlara ayrılmış durumda. Bu tür buluşmalar geçmişte genellikle akşam ve gece saatlerine denk düşüyordu, ev halkının ve komşuların bir arada olduğu vakitlerde yapılıyordu. Bugün aynı buluşmalar gündüz saatlerine, ziyarete gelen herkesin katılabileceği açık bir düzene taşınmış durumda. Bu değişimin kendisi bile, sözlü anlatının zaman içinde bir saate ve bir eve bağlı kalmadan sürdürülebildiğini gösteriyor.
Bu gece toplantılarının kendine ait bir adı vardı. Dicle Üniversitesi'nden Mehmet Yusuf Aslan'ın kitabına yazdığı önsözde, Diyarbakır'da bu tür gece eğlencelerine "şevbihêrk" dendiği belirtiliyor. Aslan, internetin ve ekranların yaygınlaşmasıyla bu geceki toplantıların büyük ölçüde ortadan kalktığını yazıyor. Divan sözcüğü, bugün Dengbêj Evi'nde de aynı anlamda kullanılıyor, anlatıcı ve dinleyicilerin bir araya geldiği oturumu tanımlıyor.
Aslan'ın Birol Azar ile birlikte kaleme aldığı ve Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi'nin 33. sayısında 2023 yılında yayınlanan makale, bölgedeki masal anlatma geleneğini karşılaştırmalı olarak inceliyor. Makaleye göre, bölgede masallar önceleri yalnız kadınlar tarafından anlatılırken zamanla erkekler de anlatıcı konumuna geçmiş. Aynı çalışma, masalların eskiden belirli saatlerde anlatıldığını, bugün ise günün her saatinde anlatılabildiğini belirtiyor. Araştırmacılar, anlatıcının kimliğinin ve inancının, aktarılan metnin içeriğini de değiştirdiğini yazıyor. Makalede görüşülen dört kaynak kişi Silvan ve Ergani gibi ilçelerde yaşıyor, çalışma masal metinlerini anlatıcının yaşadığı yere, anlatım zamanına ve masalların açılış kapanış kalıplarına göre de karşılaştırıyor.
Makalenin karşılaştırması üç ayrı döneme dayanıyor. İlk dönem 1937 ile 1942 yılları arasını kapsıyor ve Diyarbakır tarihçisi Şevket Beysanoğlu'nun derlediği metinlere dayanıyor. Beysanoğlu, aynı dönemde Diyarbakır Halkevi adına folklor derlemeleri yapan bir isim. Halkevi'nin 1946 yılında yayınladığı Diyarbakır Folkloru adlı kitap dizisinin bir cildi, alt başlığıyla doğrudan Diyarbakır'da derlenmiş halk masallarına ayrılmış durumda. İkinci dönem 1997 yılına, folklor araştırmacısı Muhsine Helimoğlu Yavuz'un çalışmasına dayanıyor. Üçüncü dönem ise 2000 ile 2022 yılları arasında, Aslan ve Azar'ın kendi alan çalışmasından oluşuyor. Üç dönemin yan yana konması, anlatının seksen yılı aşkın bir süre içinde nasıl değiştiğini görünür kılıyor. Bu karşılaştırma, tek bir yılın fotoğrafı yerine uzun bir çizgiyi ortaya koyduğu için ayrıca değerli.
Aslan, 2024 yılında Akademisyen Yayınevi'nden çıkan "Diyarbakır Masal Anlatma Geleneği ve Halk Masalları" adlı 460 sayfalık kitabında, Diyarbakır il, ilçe ve köylerinden derlediği 101 masalı bir araya getirdi. Kaynak kişiler arasında Nurettin Peker ve Mehmet İhsan Pulgat özel olarak adı geçen isimler. Derleme çalışmasına Dicle Üniversitesi Silvan Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı öğrencileri de katkı sağladı, alan araştırması Silvan, Ergani, Lice ve Diyarbakır merkez ilçelerinde yürütüldü.
Kitabın yayınevi kaydına göre bu derleme, kaynak kişilerin hafızasında taşınan metinleri ilk kez yazıya geçirme çabası taşıyor. Aslan, önsözde derlemenin amacının, anlatıcı hayattayken metni kayıt altına almak olduğunu belirtiyor. Yazar, aynı önsözde Diyarbakır'ı kadim bir yerleşim yeri olarak tanımlıyor, bölgenin halk kültürü bakımından zengin olduğuna dikkat çekiyor.
Aslan ve Azar'ın makalesi, masal dinleyecek kişinin bulunmamasının geleneğin zayıflamasına yol açtığını, masalların bu yüzden kısaldığını ve unutulduğunu tespit ediyor. Araştırmacılar, masal anlatma geleneğinin bölgede yok olma seviyesine geldiğini yazıyor. Aile büyüklerinin çocuklarla aynı odada geçirdiği akşam saatleri kısaldıkça, sözlü anlatımın gerçekleştiği ortam da daralmış. Makale bu değişimi tek bir nedene bağlamıyor, okuryazarlığın yaygınlaşmasını, göçü ve günlük yaşamın hızlanmasını birlikte sayıyor.
Bu tablo yalnız Diyarbakır'a özgü değil, ama bölgede hem Dengbêj Evi'nin güncel faaliyeti hem art arda yayınlanan akademik çalışmalar, konunun burada özellikle takip edildiğini gösteriyor. Kentte sözlü anlatı, hem ziyaretçi çeken bir mekan hem araştırma konusu olarak bir arada yaşıyor.
Anlatının evden çekildiği yerlerde bazı ebeveynler, akşam ritüelini bir şekilde sürdürmek istiyor. Bunun için başvurduğu kaynaklardan biri, çocuklar için hazırlanmış metinlerin bir arada toplandığı internet siteleri. Yatmadan önce çocuğuna bir metin okumak isteyen bir ebeveyn, bu sitelerin gece bölümünde uyku masalı oku başlığı altında toplanan metinlere ulaşabiliyor.
Bu tür kaynaklar, Dengbêj Evi'nde sürdürülen canlı anlatımın yerini almıyor. Divanda anlatıcının sesi dinleyicinin tepkisine göre şekilleniyor, her anlatım bir öncekinden biraz farklı çıkıyor. Divana katılan bir dinleyici, anlatıcının duraksadığı yerde araya girebilir, anlatıcı da dinleyicinin tepkisine göre metni uzatıp kısaltabilir. Yazılı ya da çevrim içi bir metin bu canlılığı taşımıyor, aynı metin her seferinde aynı kalıyor. Buna karşın böyle bir kaynak, evde eksilen akşam vaktini bütünüyle boş bırakmıyor.
Bugün Diyarbakırlı bir ailede çocuğa aktarılan metinlerin bir bölümü hâlâ ev içinden, bir bölümü ise dijital kaynaklardan geliyor. Bu kaynaklardan biri olan kocamanbisite, iki yüzden fazla çocuk masalı ve hikayesi barındırıyor. Bunların bir kısmı klasik derlemelerden, bir kısmı Türk masal geleneğinden geliyor.
Diyarbakır'daki divan geleneği ile evdeki akşam anlatımı aynı kökten geliyor, ikisi de sözün hafızada tutulmasına dayanıyor. Biri kamusal bir mekanda, geniş bir dinleyici topluluğu önünde sürüyor, diğeri evin içinde tek bir çocuğa yöneliyor. Aradaki fark ölçek ve ortam, amaç değil. Suriçi'ndeki eski evin avlusunda süren divan da, bir çocuğun yatağının başında süren anlatım da aynı ihtiyacın bugünkü karşılığı. Her iki durumda da amaç aynı, bir sesin bir başka kulağa bir hikaye bırakması.





