DİYARBAKIR HABER- Türkiye’de uzun süredir kamuoyunun gündeminde yer alan barış ve müzakere süreci, siyasal aktörlerin açıklamalarının ötesinde, toplumun süreci nasıl algıladığıyla birlikte anlam kazanıyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri, çatışmanın doğrudan etkilerini yaşamış olması ve sahip olduğu siyasal-toplumsal dinamikler nedeniyle bu tartışmaların merkezinde yer alıyor.
SAMER Saha Araştırmaları Merkezi tarafından 16–19 Ocak 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen saha araştırması, bölge halkının barış sürecine dair beklentilerini, güvensizlik alanlarını ve çözüm önerilerini ortaya koydu. Araştırma; 16 ilde, 1507 kişiyle yüz yüze görüşme yöntemiyle gerçekleştirildi. Çalışma, %95 güven aralığı ve %3 hata payıyla geniş bir sosyo-demografik dağılımı yansıtıyor.

Araştırma bulgularına göre, Türkiye genelinde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da da ekonomik kriz ve işsizlik, tüm toplumsal kesimler açısından birincil sorun olmayı sürdürüyor. Bununla birlikte Kürt Sorunu’nun, özellikle belirli yaş grupları ve seçmen kümeleri açısından güçlü bir siyasal öncelik olmaya devam ettiği tespit edildi.
Öte yandan, barış ve müzakere sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlediğine yönelik toplumsal inancın zayıf olduğu dikkat çekiyor. Katılımcıların büyük bir bölümü, sürece duyulan güvenin sınırlı ve kırılgan bir zeminde şekillendiğini ifade ederken, sürecin ilerlemesi için temel sorumluluğun hükümet ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde olduğunu belirtiyor. Araştırmada, Umut Hakkı’nın tanınmamasının, geniş bir kesim tarafından süreci yavaşlatan temel faktörlerden biri olarak değerlendirildiği vurgulanıyor.
Çalışma, Türkiye’nin Suriye politikaları ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne yönelik tutumunun, iç barış süreciyle doğrudan ilişkilendirildiğini de ortaya koyuyor. Bölge halkı, dış politikadaki yaklaşımların Türkiye’deki barış ve müzakere sürecini doğrudan etkilediği görüşünde birleşiyor. Verilere göre, sınır ötesi Kürt politikalarına yönelik olumsuz algı, iç barışa dair beklentileri de zayıflatıyor. Bu durum, iç ve dış politikanın toplumsal algı düzeyinde birbirinden bağımsız değerlendirilmediğini gösteriyor.
Seçmen eğilimlerine bakıldığında ise Kürt seçmen davranışında belirgin bir konsolidasyonun yaşandığı görülüyor. Araştırma sonuçlarına göre, en büyük oy kaybı 10,4 puan farkla AK Parti’de yaşanırken, kararsız seçmen ve oy vermeme eğiliminin de dikkat çekici düzeyde olduğu ifade ediliyor.
SAMER’in saha araştırması, barış sürecinin yalnızca bir toplumsal barış meselesi olmadığını; aynı zamanda siyasal temsil, güven ve meşruiyet krizleriyle iç içe geçmiş çok boyutlu bir alan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.




